Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Üçüncü köprü geliyor

<B>BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan'</B>la yaptığımız uzun sohbette, anlattığı en önemli konulardan biri, küçük belediyelerin yetkilerinin sınırlandırılacağına ilişkin sözleriydi.

Başbakan, belediye başkanlığından geldiği için büyük kentlerin sorunları üzerine epey kafa yoruyor gibiydi.

Kentlerdeki yaşam koşullarını iyileştirmeden ve çağdaş hale getirmeden ekonomik büyümenin vatandaşa yansıtılmasının zor olacağını görüyor ve dile getiriyor.

‘‘Kentlerde belediye hizmetlerinin aksamasındaki ve kentlerin çarpık büyümesindeki en önemli etken küçük belediyeler’’ dedi.

Çok hızlı yapılacak bir değişiklikle, bu küçük belediyelerin başta ‘‘imar planları’’ olmak üzere bazı yetkileri ortadan kaldırılacak.

Bu yetkiler yine yerel yönetimlerde olacak ama kentlere makro ölçekte bakan ‘‘kent belediyeleri’’nde.

‘‘Siyaseten size zarar vermez mi? Nasıl yapacaksınız?’’ diye sorunca yanıt kısa.

‘‘Siyaseten yanlış olabilir. Ama hiçbir şeye siyaseten gözüyle bakmamaya kararlıyım.’’

İstanbul'u ise hálá İstanbul Belediye Başkanı imiş gibi düşünüyor.

İstanbul'un yine kabına sığmamaya başladığını düşünüyor.

Üçüncü Boğaz Köprüsü'nün mutlaka yapılacağını belirtiyor.

‘‘Ya tüp geçit’’ diyorum.

İkisinin de gerekli olduğunu anlatıyor.

Üçüncü köprünün yapımı için Malezyalıların iyi bir teklifi olduğunu aktarıyor.

İstanbul için bir de ‘‘hava atma’’ projesi peşinde.

‘‘İstanbul'da öyle bir, hatta birkaç proje yapmalıyız ki, dünya bundan bahsetmeli. Türkiye'nin havası olmalı’’ diyor.

Belli ki, kafasında bir şeyler var.

Bu arada özellikle büyükşehir belediye başkan adaylarıyla ilgili bir tüyo almaya çalışıyorum.

Kendisi ile sıkı diyalogda olacağı, ortak projeler geliştirip uygulayabileceği, güvenebileceği birilerinin peşinde olduğunu hissediyorum.

Ancak isim alamıyorum.

Başbakan ülkeyi yönetirken, kentleri de yönetmek istiyor.

Vatandaşa orada daha iyi ulaşabildiğini biliyor.


BDDK yüzünden Uzanlar'a değil, devlete sövüyorlar

UZAN Ailesi'nin hukuk ve yasa tanımazlığı nedeniyle İmarzede olan vatandaşların öfkesi, Uzanlar'dan çok devlete yöneliyor.

Çünkü onlar hukuk değil, paralarının peşindeler.

Hak olmadı mı, hukuk da olmuyor. Onlar haklarını istiyorlar. Çok da haklılar.

Onlar paralarını devletin denetlediğini varsaydıkları bir bankaya yatırdılar.

Devlet adına bu denetimi yapan BDDK, basiretsiz davrandığı ve uyarıları ciddiye almadığı için mağdur olanlar işte bu zavallı halk kesimi.

Uzanlar familyası, yurtdışına kaçırdıkları öne sürülen 6 katrilyon liranın üzerinde oturdukları için keyifleri yerinde.

BDDK da sütten çıkmış ak kaşık havasında. ‘‘Adamlar hiç yasa tanımamış, biz ne yapalım’’ diyorlar.

Haklı olabilirler ama İmarzedeler daha haklı.

Hele hele İmar Bankası'ndan bono alan bazı vatandaşlar, bu işi yapmadan önce BDDK'ya bu bonoların sağlam olup olmadığını sormuş, pek çoğu yazılı yanıtlar almışlar.

Bu kişilerin paraları bir an önce ödenmeli.

En azından küçük hesap sahiplerinin mağduriyeti en kısa sürede giderilmeli.

Ortalıkta bunca haklı insan varken, BDDK Başkanı'nı ara ki bulasın.

Yakın dostu bazı gazetecilere kapı aralığında fısıldadığı bir kelam dışında doğru düzgün bir açıklama dahi yapmıyor.

BDDK Başkanı Akçakoca da hiç değilse TRT'ye çıkıp bu kişileri tatmin edecek bir basın toplantısı yapmalı.

Türkiye'nin batırılan milyarlarca dolarının akıbeti konusundaki soruları yanıtlamalı.

Özellikle de, son olayda mağdur olan vatandaşşların kafasındaki soru işaretlerini silmeli.

Devletin yapması gereken, bu kişilerin mağduriyetini giderip faturayı Uzanlar'ın önüne koymak.

Ama nerede bunu yapacak ‘‘bürokrat’’.

NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

Şerefsiz sözü bazıları için hakaret değil, iltifat yerine geçmediği zaman.
X