Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ucubelerden ucube beğen!

KARS’ta Mehmet Aksoy’un henüz tamamlanmamış heykelini tartışıp duruyoruz.

Kimimiz heykele ‘ucube’ diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı kıyasıya eleştiriyor, kimimiz, ‘Başbakan haklı
heykel sahiden ucube gibi’ diyor.
Madem estetik, kent estetiği, estetik-siyaset ilişkisi ve estetikle ilgili konularda siyasilerin karar vericiliğinin meşruiyeti gibi konuları konuşmaya başladık, b/images/100/0x0/55ea1525f018fbb8f86a370fen yeni bir tartışma açmak istiyorum.
Konumuz, bu kez Kars gibi uzak bir taşra şehrinin değil de İstanbul’un estetiği ve İstanbul’un o muhteşem Osmanlı geçmişine saygıyla ilgili.
Evet konumuz, halen inşaat çalışmaları devam etmekte olan Haliç’teki metro geçiş köprüsü.
Köprümüzün ilk eskiz çalışmalarının ve temel fikrinin sahibi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Yüksek Mimar Kadir Topbaş’dan başkası değil. İhalesi yapılan ve halen inşa edilmekte olan köprünün mimarı ise bir başkası. Ama fikir Kadir Topbaş’ın fikri, bunu biliyoruz.
Köprü, Haliç’in bir zamanlar burası İstanbul’un ana ticaret limanıyken yabancılar tarafından konulan ismi olan ‘Golden Horn’a yani ‘Altın Boynuz’a kelime kelime gönderme yapan bir köprü.
Evet, köprünün altın rengine boyanacak boynuz şeklinde uzun direkleri var.
Bu köprü bir asma köprü olsa belki bu uzun direklerin bir fonksiyonu olacak, köprüyü onlar taşıyacak ama hayır köprümüz asma köprü değil, tersine Haliç’e çakılan kazıkların üzerinde duracak bir köprü.
İlk planda bildiğim kadarıyla bu altın rengindeki boynuzların yüksekliği 80 metreyi buluyordu.
Ancak geçen yıl Birleşmiş Milletler’e bağlı UNESCO bu yükseklikte boynuzların yapılması halinde İstanbul’un Dünya Kültür Mirası listesinden çıkarılacağını söyleyince boynuzlar ansızın kısaldı, 56 metreye indi.
Biz Türklerin, Osmanlı’nın torunu olmakla övünen, bu yüzden TV’de dizi yasaklatmak için birbiriyle yarışan Türklerin değil de UNESCO’daki uzmanların Osmanlı’nın başşehrini korumaya çalışması ilginç tabii./images/100/0x0/55ea1525f018fbb8f86a3711
UNESCO’nun en temel endişesi, bu boynuzların ‘Muhteşem Süleyman’ın muhteşem mimarı Mimar Sinan’ın en güzel eserlerinden biri olan Süleymaniye Camii’nin minarelerini gölgeleyecek bir yüksekliğe sahip olmasıydı.
Bu yüzden tarihi yarımadanın siluetinin bozulacağını, değişeceğini düşünüyordu UNESCO.
Belediye, hem de tam İstanbul’un Avrupa Kültür Başkenti olduğu yılda UNESCO’nun Kültür Mirasi listesinden çıkarılmak gibi utanç verici bir durumdan kurtulmak için sorgusuz sualsiz boynuzların budayıverdi ama budanmış hali bile hala çok yüksek.
‘Altın Boynuz Haliç’e altın boynuzlu köprü’ fikri, herhalde Kars’taki heykel tartışmasında Başbakan’a hak verenler tarafından da paylaşılacak, öyle çok parlak bir buluş da sayılmaz.
Bilmiyorum Başbakanımızın estetik anlayışı bu köprüyü nasıl değerlendirir ama Başbakan Erdoğan’ın konunun bütün detaylarına bizzat hakim olduğunu düşünmek ve köprünün bu halini beğendiğini varsaymak için çok sebebimiz var.
Gelin, estetik dehalarımız bir de bu boynuzları tartışsın. Acaba boynuzlar ‘ucube’ mi, değil mi?

İçki tartışmasında cepheleşme

DAHA önce de yazdım, bu memlekette hayat tarzı tartışması bitmez. İşte, hem bu Kars’taki heykel hem de son çıkan içki yönetmeliği yüzünden yeniden o eski ve bildik tartışmaya geri döndük.
Tartışma diyorum ama aslında tartışmıyoruz. Yani bir orta yol bulmak, bir ortak akla ulaşmak için konuşmuyoruz. Hepimiz kendi cephelerimizden, kendi cephelerimizdeki safları sıklaştırmak için karşı tarafa salvolar yapıyoruz.
Bir taraf, ‘İşte bakın muhafazakar toplum inşa ediliyor’ diyor, yönetmelik maddelerinin ecnebilerin ‘kasıtlı bulanıklık’ dediği şekilde yazıldığını, bunu yasakçı bir zihniyetle okuyanların içki içilen alanları daha da daraltacağını söylüyor.
Öteki taraf, ‘İçki yasak falan değil isteyen içer’ diyor, içki içilecek alanlarla ve içki satışıyla ilgili düzenleme yaptıklarını yeni yasak getirmediklerini söylüyor, kendini savunuyor.
İşin garibi aslında iki taraf da
doğruyu söylüyor, iki taraf da konuyu bir ölçüde çarpıtıyor.
Yönetmeliğin genel anlamda amacı toplumun içkiye erişimini kısıtlamak. Bunun için yaptığı en önemli adım nedense konuşulmuyor: İçki reklamına getirilen kısıtlamalar, içki şirketlerinin genel olan PR-tanıtım programlarına getirilen kısıtlamalar.
Bu kısıtlamalar o kadar vahim ve mantıksız ki, işte görüyorsunuz, basketbol konusunda bu ülkenin gururlarından olan Efes Pilsen kulübü kapanmakla isim değiştirmek arasında gidip geliyor. Şirketlerin kişilere promosyon olarak içki göçdermesi (hediye etmesi) dahil küçücük ayrıntılar bile düzenleniyor yönetmelikle.
Yönetmeliğin Anayasaya aykırı yönleri de var, en başta ‘genç’ tanımının 15-24 yaş olarak yapılması.
Öte yandan, içki satışı konusunda kurallar getirilmesine de elbette
ihtiyaç vardı.
Fakat gördüğünüz gibi, meselenin içeriğinden çok başka şeyleri konuşur olduk bir günde. O yüzden burada yönetmeliği konuşmak da abesleşti.

X