Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Üç isim ve bir emir

Yaşar NURİ ÖZTÜRK

Kur'an'dan söz edeceğim. Onun üç adından ve bir emrinden... Kur'an'ın bizzat kendisi, kendisinin birkaç ismini vermektedir. Furkan, Tenzil, Kitap, Kur'an, Zikir, Nur, bunlardan bazılarıdır.

Kur'an'ın, en önemli ve en sık geçen adları Kur'an, Kitap ve Zikir'dir.

Zikir; öğüt veren, hatırlatan, uyaran, düşündüren söz ve metin anlamında olduğu gibi bugünkü dilde kullandığımız şeref anlamına da gelmektedir. Kur'an, tüm bunları içeren bir kitaptır: ‘‘Andolsun, size bir kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız/Allah'ı zikriniz/şerefiniz yalnız ondadır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?’’ (Enbiya, 10).

Kitap kelimesi, Kur'an'ın (daha genel çerçevede vahyin) adı olarak 250'ye yakın yerde geçmektedir. Ekleyelim ki, Kur'an'a göre, evren ve insan da birer kitaptır ve bu kitaplar da, tıpkı Kur'an gibi, incelenmesi gereken ayetlerle doludur.

En çok kullanılan adını ‘‘Kitap’’ olarak belirleyen Kur'an, kendisine mühür ad olarak ‘‘Kur'an’’ kelimesini seçmiştir. Kur'an, ‘‘okunacak şeyleri bir araya getiren kitap, okunması gereken kitap’’ demektir.

Öğüt, düşündürücü, şeref, okunacak kitap olan Kur'an, ilk emrini insanlık dünyasına indirdiğinde ‘‘ikra!’’ yani ‘‘oku!’’ demiştir. Oku anlamındaki kelime ile Kur'an aynı köktendir: Biri emir, biri isim... Ve ilk emir, vahyin ilk beş ayetinde iki kez tekrarlanmıştır. Çünkü ilk emir çok hayati! İlk emri çiğneyenlerin hayatı kararır.

* * *

Bahsi uzatmadan sadede geliyorum: ‘‘Okunacak kitap’’ı, yedi yüzyıldan beri ‘‘üfürülecek kitap’’ haline getirdik. Ve bu günahımızla perişan olduk. Kur'an ‘‘tedebbür’’ istiyordu. Yani ne dediğini iyiden iyiye düşünerek okumak... Anlamadığı kelimeleri birer Hint mantrası gibi tekrarlayanlar, yani üfürenler, nasıl olur da tedebbür ederler! Siz, Kur'an'la alay mı ediyorsunuz?

İslam dünyası bugün Kur'an'ı okumuyor, üfürüyor. Büyük ölçüde biz de öyleyiz. ‘‘Hatim’’ ve ‘‘sevap’’ edebiyatının altını çizdiği gerçek, Kur'an'ı, okumak yerine üfürmeyi din yaptığımızdır. Okunacak kitabı üfürmekle yetinenler, o kitabı hayata sokmamayı din yapmış olurlar. Kur'an'ı tebliğ eden Resul, en büyük mahkemede, mahşer meydanında, kendisine uyduğunu söyleyen ‘‘ümmeti’’nden şöyle şikâyetçi olacaktır: ‘‘Resul diyecektir ki, 'Ey Rabbim, şu bir gerçek ki, benim ümmetim bu Kur'an'ı, hayatın dışına itilmiş/dışlanmış halde tuttu.’’ (Furkan, 30).

Okunacak kitabı üfürülecek kitap haline getirenlerin yaptıkları budur; sanığı olacakları şikâyet de budur. Söylesinler bakalım, bu şikâyetten kurtulmak için hangi sevaplarını delil göstereceklerdir? Dindar yapacağız vaadiyle yurtlara aldıkları çocukları, dolaplarında ‘‘Kur'an Meali’’ bulunduğu diye yurttan kovanlar, Peygamber'in şikâyeti üzerine ortaya fırlayıp ‘‘Biz de davacıyız!’’ diye bağıracak o çocuklardan, onlara dayattıkları ‘‘zübürler’’ini öne sürerek kurtulabilecekler mi? Söylesinler bakalım; bu şikâyet gündeme geldiğinde, milyonlarca insan, ‘‘Bu zalimler, 'Arapça bilmeyenler Kur'an'a el sürmesinler' diyerek bizi Kur'an'dan ömürler boyu uzak tuttular diye ortaya fırladığında, İncil'i halka okutmayan engizisyon papazlarından savunma yardımı isteyerek mi kurtulacaklar? Bu dini gönderen kudret, ‘‘Ben bunu yalnız Arapça bilenlere mi gönderdim?’’ diye sormayacak mıdır?

* * *

Bir sadet noktası daha verelim: Okunacak kitabı, üfürülecek kitap haline getirmekten tam anlamıyla kurtulmak, o kitabın bağlılarına kendi ana dillerinde o kitapla ibadet etme hakkını vermekle gerçekleşir. Aksini dayatmak, engizisyon mantığıyla din yapmaya kalkmak ve kitleyi üfürükçülüğe talim ettirmektir. Çocuklarımıza, ‘‘Kur'an öğretmek’’ adı altında yıllarca Arap harflerinin gırtlak ve karından çıkış yerlerini gösteren ve bunun finansmanını bize yaptırmayı da ‘‘cennet belgesi’’ diye tanıtan sektörlerin, ‘‘anadilde ibadet’’ denince feryadu figan ile sövüp saymalarının gerçek ‘‘hikmeti’’ni bir kez daha söyleyelim:

Büyük çoğunluk, kendisine, anadilinde yakarma imkânı vermeyen bir kitabı kendi dilindeki çevirisinden okumayı aklına getirmez, getirse de içine sindiremez. Sonuç, Kur'an'ın, Arapça bilmeyen büyük kitlelerin el süremeyeceği bir ‘‘üfürük kitabı’’ olarak kalmasıdır. Ve asırlardır böyle olmuştur.

‘‘Anadilinizde ibadet edemezsiniz, Kur'an'ın çevirisi ile ibadet edemezsiniz!’’ diyen anlayışların hesapları da bunun böyle olmasını gerekli kılmaktadır. Gayeleri, Arabizmi ihya değil de ‘‘Allah rızası’’ olanlar, Allah'ın kitabının daha çok insan tarafından okunmasıyla Allah'a daha çok insanın secde etmesinden rahatsız olurlar mı?













X