"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Üç de yetmez BEŞ tane

Beş de yetmez YEDİ tane...<br><br>Ver ver ver ver

Ver Allah’ ım ver!

 

N’ olcak?

 

Çocuklar olmuş bedava!

 

Yapmazsan enayisin yani bu durumda...

 

Her şey öyle anlamsız ve düşüncesiz ve vicdansız ki!

 

Cami avlularına bırakılan bebekler,

 

17 aylıkken dedem yaşında adamlar tarafından para için tecavüzletilen çocuklar,

 

Tacize uğrayan; ama tacize uğradığını bile anlayamayan yavrucaklar,

 

Sokakta gülücükler dağıtarak koşturan, akşam evinde dayaktan başka şey “yemeyen”,

 

Aç karına tok büyüyen çocuklar!

 

Hastane mikrobu kaptırıldığı için suçsuzken suçlu gibi bir köşeye itilmiş,

 

Hayatı bir atık gibi yaşamaya mahkum edilmiş özürlü çocuklar…

 

Ve sanki bütün bunlar yokmuşcasına çocuklarını;

 

Okula, spora, sanata... İYİ bir hayata (ha ha ha!)

 

“YETİŞTİRMEK” için kafayı çok yönlü yiyen bir takım ana-babalar!

 

Yalvarıyorum, bari siz söyleyin bana…

 

Ben bu işin içinden çıkamıyorum.

 

Lütfen biri bana;

 

Bu çok bilinmeyenli vicdan azabı denkleminin nasıl DENGEde duracağını,

 

Terazinin hangi tarafından nasıl fedakarlık yapılacağını,

 

Kendi çocuklarımı “iyi yetiştirmek” için; neyi göstereceğim, öğreteceğim diye ben burada kafayı yerken,

 

Ona hayatın bu berbat yüzünü göstermeden, ümit dolu bir İNSAN olsun diye - klişe gibi olacak ama değil - pozitif takılmak için yırtınırken, (ki aslında ne saçma)

 

Ve üstelik,

 

“Empati” yapmadan, yapmayı bilmeden İNSAN olunamayacağını da bilerekten,

 

Bir o duyguya, bir bu duyguya savrularak;

 

Kendimle, hayatla, okuduklarımla, okutulduklarımla çelişip ben aptallaşırken...

 

Esas soru(n/m);

 

“Ben nasıl iyi anne olacağım?” iken...

 

Açlıktan ağlayan bebelere bakarken;

 

Kendi çocuklarıma omega 3 basıp “iki dil bilsinler yeter!” diyerek, açılan dev uçurumlar arasına köprüyü NASIL kuracağım?

 

Ben ne yapacağım?

 

Siz ne yapıyorsunuz?

 

Diye tam soracakken...

 

Çocuklarımı alıp mahalle aralarında gezip

 

Anası babası olmayan çocukların halinden dem vurup

 

Onların hayat “hikayelerini” anlatıp

 

“Haydi bakalım ne şanslı çocuksun,

 

Şükret ve hayata devam et...!”

 

Mi diyeceğim?

 

“Ben neyi nasıl yapıp edeceğim?” diye kös kös düşünürken...

 

Tamam dünyanın düzeni bu.

 

Tamam hayat bu.

 

Tamam annelik bu.

 

Normalim yani...

 

Hormonalim de aynı zamanda...

 

Zaten kadınım!

 

Elimde çocuk kullanma talimatı da yok, buzdolabı alırken verilen cinsten,

 

Açıp açıp bakayım;

 

Kırmızı ışık yanarsa aç-kapa düğmesine basıp

 

Hatayı sollayayım.

 

Ben de insanım!

 

Ben bu düşünceler içinde yanıp tutuşurken,

 

Ellerimi uzatıp ağlayan o çocuğu kucağıma alamadığım için çaresizlik yüzünden içim kan ağlarken,

 

Gece-gündüz karı-koca çalışıp

 

İki küçük cennetime YETİŞEMEZKEN,

 

Dünyaya en iyi armağan AĞAÇ

 

Hayata en büyük armağan ÇOCUK

 

Diyen benken...

 

İki ara bir DEREde akan lağım sularından bir OKYANUS yaratmaya çalışırken

 

Çocuk büyütmek için kendimi hayata siper ederken

 

Nasıl ÜÇ çocuk doğurayım...?

 

Hakkımdır sormak,

 

Sorayım.

 

Haklıyım!

 

Yonca

bİTAP”

 

X