"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Üç beş iyi kadın

<B>YAZI </B>işlerindeki arkadaşlara zaman zaman şunu söylerim: <B>‘Çok zorunlu olmadıkça gazeteye tabut fotoğrafı koymayın.’

Bunu iki nedenden dolayı isterim.

Birincisi, insanı ürperten bir nesnedir.

İkincisi, bizde ve çoğu Müslüman ülkede tabutlar çok özensizdir.

Cenaze arabaları da, cenaze törenleri de özensizdir.

Cenazeye giden insanların çoğu da aynı özensizlik içindedir.

Bütün bunlar beni rahatsız eder.

O yüzden cenaze fotoğraflarını sevmem.

* * *

Ancak dünkü Hürriyet’in birinci sayfasındaki cenaze fotoğrafı çok çarpıcıydı.

Nedense o fotoğraf bana, rahmetli Necip Fazıl’ın o müthiş şiirini hatırlattı.

Bir kere daha anladım ki kadınlar erkeklerden çok daha cesur.

Erkeklere ait işleri ellerine aldıkları zaman fotoğraflar çok daha güzelleşiyor.

Neydi o fotoğraf öyle...

Neydi o duruş, o vakar...

Ailesinin ölümden sonra bile affetmediği bir kadının cansız bedenini morgdan alıp omuzlarında taşıyan o kadınları, içimden avuçlarım kızarıncaya kadar alkışladım.

Sonra aklıma Amadeus filminde Mozart’ın cenazesinin kaldırılışı geldi.

Soğuk ve karanlık bir gecede, üç beş zoraki insanın taşıyıp anonim bir kimsesizler çukuruna attığı dáhi müzisyeni hatırladım.

Ne tuhaf...

Bütün hayatı boyunca kadınların peşinden koşmuş böyle şahane bir ruhun, cansız bedenini taşıtacak üç beş iyi kadını bulamaması ne talihsizlik.

Ne kader, ne baht...

* * *

Sonra yine fotoğraftaki kadınlara döndüm.

Belli ki her biri bütün hayatları boyunca elleri üzerinde dost bedenler taşımışlar.

Acemi değiller.

Fotoğraf apaçık.

Yirmi gün boyunca morgda yapayalnız, tek başına, unutulmadan, taammüden terk edilmiş o kadını ellerinin değil, yüreklerinin üzerinde taşıyorlar.

Dedim ya, yürekler tecrübeli.

İnsanlıktan nasibini fazlasıyla almışlar.

Bu fotoğrafa iyi bakın.

Bu fotoğraf çok önemli.

Çünkü cesur Türk kadınının son üç beş yıl içindeki üçüncü başkaldırış töreni bu.

Onları önce İzmir’de bir cenaze namazının ön sırasında saf tutarken gördük.

Sonra töre cinayetine kurban gitmiş bir genç kızın tabutunu taşırken izledik.

Şimdi o kadınlar, yerin dibine batası başka bir törenin, hiç sorgulanmayan bir aşiret ahlakının ölümle baş başa bıraktığı bir kadını taşıyor.

Bu fotoğrafa iyi bakın.

Bu fotoğraflar çoğalıyor.

Bu kadınlar çoğalıyor.

Şimdilik sadece talihsiz ölülerine sahip çıkıyorlar.

Sakın ha... İş işten geçince ortaya çıkıyorlar sanmayın.

Bu şimdilik sessiz bir Gandi harekátı.

Ama yakında seslerini de duymaya başlayacaksınız.

* * *

Fotoğrafın öteki tarafında ise bir başka ölü var.

Morgdaki yalnız kadının cenazesine bile gelemeyecek kadar küçülmüş bir erkek.

Güya sevgili...

Kadın onun yüzünden evini terk etmiş. Onun yüzünden lanetlenmiş ve belli ki onun yüzünden intihara sürüklenmiş.

Ve ne hazindir ki, onun yüzünden morgda 20 gün terk edilmiş.

İşte o erkek yok.

Morgda da yok, cenazede de yok, mezarlıkta da yok.

Belli ki o tabutu taşıyacak yüreği yok.

* * *

İş birkaç iyi kadına, birkaç cesur kadına, birkaç yürekli kadına kalmış.

Çantalar boyuna asılmış.

Tabut omuzlanmış.

Sanki Necip Fazıl’ın Tabut şiirindeki vasiyeti yerine getiriliyor.



‘Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;

Baş tarafı geniş, ayakucu dar.

Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu

Yarın kendileri dolduracaklar.

...........

Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!

Tabut değildir bu, bir tahta kundak.

Bu ağır hediye kime gidecek,

Çakılır çakılmaz üstüne kapak?’



Dedim ya, birkaç cesur kadın.

Söyleyin bu son yolculuk manşete çıkmaz da ne çıkar?..
X