"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

TV dizileri bile bu filmden daha iyi

Günlerdir Beren Saat ve Murat Ünalmış’lı sevişme sahneleriyle adından söz ettirmeye çalışan filme, yani “Gecenin Kanatları”na gitme gafletinde bulundum. Pişmanım. ıki saatim çöpe gitti.

Çünkü: Ne intihar bombacısını oynayan Beren Saat rolüne tam olarak inanmış ve bizi de inandırabiliyor. Ne de sırılsıklam aşığı oynayan Murat Ünalmış. ıkisinde de sıfır duygu, sıfır ruh. Dümdüzler. Gerçi senaryonun kendisinde de karakterleri derinleştirecek hiçbir şey yok.

Çünkü: Çekimler de montaj da katır kutur. Hiçbir stil, bakış açısı yok. Bir sahnede kadın diyor ki mesela, “Yağmur yağacak”.
Hoop kamera bulutlu gökyüzüne dönüyor. Hı hı diyoruz, gerçekten yağmur yağacak... Yapmayın etmeyin, bu kadar salak mı seyirci? Artık TV dizileri bile daha iyi çekiliyor, hazırlığı daha iyi yapılıyor. 

Çünkü: Kör gözüm parmağına metaforlar artık kimseyi etkilemiyor. En başta o güvercinler metaforu. Hiç zekice değil.
Hele hele kız adamı terk ettikten sonra güvercinlerden birinin ölmesi.... Pöf diyorum, geçiniz. Mümkünse metaforlar bir süre yasaklansın!

Bir tek: Erkan Petekkaya iyi. En çok o dersine çalışmış. Ama onun da final sahnesi çok kötü çekilmiş. 

Malum sevişme sahnesi: Çok kötü. Işığı, çekimi, her şeyi... Yine bir katır kuturluk hakim. 80’lerin Ahu Tuğba’lı filmlerinde bile daha iyi sevişme sahneleri vardı. 2000’lerde bunu mu hak ediyoruz yani? Erkeğin üstten sırtı görünüyor. Kadın altta ifadesiz bir şekilde yatıyor. Güya son geceleri... Ne bir tutku var ne de bir tutukluk. Laf olsunluk var. Çekelim bitsin hissi var. Var da var. 

Sonuçta; Serdar Akar bu filmi niye çekmiş anlamadım. Kendisini “Gemide” filmiyle hatırlamayı tercih ediyorum.

Beraber çalıştığı pavyon şarkıcısını sahneye çıkarıyor

Cenk Eren bu cuma Levent’te kendi mekanını açıyor.

Mekanın adı, My Pavyon by Cenk Eren. Adından da anlaşıldığı üzere bildiğimiz pavyonlar gibi olacak mekan. Varaklar, kadifeler, çiçekçi kızlar, bol şatafat filan... Filmlerdeki eski pavyonlar gibi yani.

Meğer Cenk Eren’in hayatında pavyonların önemli bir yeri varmış.

İlk sahne deneyimini Anka-ra’daki Karavan adlı pavyonda yaşamış Cenk Eren.

“O zamanlar pavyonlarda gerçekten sesi iyi olanlar sahne alırdı. Karşımızdaki pavyonda mesela Bedia Akartürk çıkardı, onun yanında Müslüm Gürses sahne alırdı. Öyle bir dönemdi.”

Karavan Pavyon döneminde beraber çalıştığı Afet adlı şarkıcının sesini bir türlü unutamamış Cenk Eren.

Bir şekilde izini bulmuş Afet’in. Çoktan sahnelerden elini eteğini çekmişken Afet, yeniden sahneye dönmeye ikna olmuş Eren sayesinde...

İşte bu cuma gecesi ilk önce Afet çıkacakmış sahneye.

“Sesini duyunca herkes neden ısrarla onu aradığımı anlayacak” diyor Cenk Eren. Afet’i ve Eren’in yeni mekanını merak ettim.

Bu arada, pavyon konseptli yeni Cahide’den önce davranıp kendi pavyonunu açıverdi ya Cenk, o da gözümden kaçmış değil.


En homofobik beş gazete

Marketing Türkiye’nin son sayısında “Türk medyası homofobi çıkmazında” başlıklı bir araştırma dosyası yayınlandı. Aslında haberi hazırlayanların amacı, “yurtdışında olduğu gibi bizde de sırf gay ve lezbiyenlere yönelik pazarlama/reklam yapılabilir mi?” meselesini araştırmakmış.

Günün birinde Absolut’un gökkuşağı votkası gibi Yeni Rakı’yı da benzeri bir kılıfla görmemiz mümkün olabilir mi meselesi yani!

Ama bakmışlar ki, bu konudan çok önce işlenmesi gereken başka bir şey var: Medya ve reklam sektöründeki homofobi.

Bir araştırma var dosyanın içinde. 2008 yılı içinde yapılmış.

Kaos GL, Lambda ve Ajans Press desteğiyle kotarılan...

Araştırmaya göre homofobik bir dille yayın yapan ilk beş gazete şöyle sıralanıyor: Yeni şafak, şok, Posta, Tercüman ve Güneş.

Olumlu ve olumsuz kriter sayılarına göre en çok eşcinsel mevzularda haber yapan yayınlar da listelenmiş.

Kısacası konu çetrefilli; ama burası da Türkiye, unutmamak gerek. Yani her an her şey olabilir.

Gün gelir en homofobik gazetede şöyle tam sayfa bir pembe rakı ilanı da çıkabilir (fantezi bu ya). Para her kapıyı açar ne de olsa...

Bayıldım

Aysun Kayacı’nın pazartesi öğleden sonra yazarlara ve magazin şeflerine iPhone’undan çektiği “Beni rahat bırakın” temalı mail’ine... Hem ülkenin gündemine kısacık değiniyordu Aysun hem de Boston macerasının Sibel Can’ın diyet programı gibi (tanım kendisine ait) bu kadar çok dillendirilmesine...
Gerçi yapacak bir şey yok, kendisi ünlü ve her şeyi merak ediliyor. Boston ders programı bile... 

Dinamo FM’de her pazartesi, çarşamba ve cuma 18.00 ile 20.00 arasında “Sevginin Gücü” adlı matrak programı kotaran Kaan Sezyum ve Deniz Alnıtemiz’e....
“Gecenin Kanatları”nı G-Mall’da izledikten sonra ikiliyi program yaparken gördüm.

Çünkü Dinamo’nun mekânı artık G-Mall’da ve radyo yayını dışarıdan görünebiliyor. Vitrin gibi düşünün...

Ve beş dakikalığına da olsa ikili beni programa konuk etti, çok eğlendim. Çok matraklar. Devam diyorum...

X