"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

‘Tüzüğümüzü geri istiyoruz’

“CHP’de eski Erdal İnönü dönemindeki tüzüğümüzü istiyoruz” diyorlar ‘kurultay imzacıları’. Ve ekliyorlar: “Tüzüğümüzü değiştirmek için yetki alıyorlar, sonra da bu tüzükle bizleri yeniyorlar, dışlıyorlar. Biz demokratik tüzük istiyoruz.”

“Kılıçdaroğlu, Genel Başkan seçildiği Mayıs 2010’dan bu yana 15 ayda 3 kez MYK değişikliği yaptı, Genel Merkez Gençlik ve Kadın Kolları ile İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi büyük illerin yönetimleri iki-üç kez görevden alınarak değiştirildi, 32 il ve 220 ilçeye yeni yönetimler atandı” derken.. muhatabımız araya girerek “Yaklaşan delege seçimlerini maniple etmek için binlerce yeni yığma üye, 12. maddeye göre Genel Merkez’ce kayıt edildi” diyor.

Tüzük kurultay isteyenler, gerekli imzayı toplamışlardı. Kurultaycıların bir yakınmaları var:

“Partide gelen, gideni arattı hep.Kılıçdaroğlu ekibinden ‘Beğenmeyen gitsin, partide hainler ve Brütüsler’ gibi şimdiye kadar duyulmadık sözler ne demek? Sonra.. ‘Biz arkadaşlarımızı satmayız’, ‘Neler yapacağız, göreceksiniz’ sözleri havada kalmış tutuklu milletvekillerinin tahliyesi ‘Erdoğan’ın ikna edilmesine’ ve ‘Arınç’ın insafına’ terk edilmiş... ‘Kitlelere öncülük ederek özgürlük ve demokrasi mücadelesi’ başlatmak şöyle dursun, CHP, milletvekilleri Meclis kürsüsünde dövülen edilgen ve etkisiz bir parti haline getirilmiştir.”

-  Dış saldırılar karşısında partiyi ve Genel Başkan’ı koruma reflekslerine rağmen CHP örgütü, Meclis Grubu, belediye başkanları durumdan ve gidişattan memnun değildirler.

CHP İNÖNÜ’DEN DE BÜYÜKTÜR

-  Yönetimler, başkanlar, liderler giderek sıradanlaşabilir, etkisizleşebilir ama CHP sıradanlaştırılamaz, etkisizleştirilmesine izin verilemez... CHP, İnönü’den de, Ecevit’ten de, Baykal’dan da, Kılıçdaroğlu’ndan da büyüktür ve önemlidir.

-  CHP’yi yönetmenin yalnızca Genel Başkan’a, ‘tek adam’a bırakılmayacak kadar ciddi ve önemli bir iş olduğu görüldü ve anlaşıldı.

-  Genel başkanlığı, ‘tek adam’lığı tekrar elde etmek ve/veya sürdürmek isteyenler ile mesailerini ve güçlerini parti dışındaki rakipleri AKP’yi, MHP’yi, BDP’yi yenmek için değil, CHP’nin durum ve gidişatından memnun olmayan ve samimi eleştirilerde bulunan partilileri yenmek için harcayanlarla, koltuklarını koruma gayreti içinde olanların başarı şansı yoktur!

DEMOKRATİK TÜZÜK

-  Partide liyakat, başarı esas olması gerekirken, kayırmacılık, kendi ekibini kollama ve etkin kılma esas olmuştur. Bilinmelidir ki, geçmişte olduğu gibi böyle yaparak bir süre belki koltuğunuzu koruyabilirsiniz ama partiyi asla büyütemezsiniz!

-  Partide ‘tek adam’ yönetimine, ‘merkez trio’sunun sultasına son vermek, gücünü kendisini atayan Genel Başkan’dan değil, demokratik tüzükten, örgütten ve kurultayca seçilmiş olmaktan alan kişilikli yönetimler için demokratik tüzük önemli ve önceliklidir!

-  Biz CHP’de ‘ortak aklı’ egemen kılmak, üyelik hukukunu ve parti içi demokrasiyi güvencelere bağlamak, her göreve PM, MYK ve örgüt yönetimlerine atama ile değil seçimle gelmeyi ve her seçimde adayları önseçim yöntemiyle belirlemeyi zorunlu kılan demokratik bir tüzük yapmak için kurultayın olağanüstü toplanmasını istiyoruz!

‘Siyasi düşkün netekim’

RAUF Denktaş’ın cenazesine Türkiye tam kadro katıldı; bu Kıbrıs konusunda Türkiye’nin ‘birlik ve beraberliğinin’ göstergesiydi. Hürriyet, A takımı ile cenazede yer alan tek gazeteydi. ‘Ya Taksim ya ölüm’ sloganıyla Kıbrıs davasına hayat suyu veren Hürriyet’e de bu yakışırdı. ‘Toros’un görkemli vedasında olmayanlar da vardı. Çok eksikliği hissedilmedi desek yeridir. Cumhurbaşkanı Gül’ün ardından CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, 9. Cumhurbaşkanı Demirel ve 10. Cumhurbaşkanı Sezer’i uçaklarına davet etti. İki eski cumhurbaşkanı da mazeret göstererek törene katılmadı. Gül de, Kılıçdaroğlu da Kenan Evren’i davet etmedi. Oysa KKTC’nin bağımsızlığı Evren’in cumhurbaşkanlığı döneminde ilan edilmişti. 12 Eylül’ün hesabını vermeye hazırlanan ‘Netekim Paşa’, anlaşılan çoktan ‘siyasi düşkün’ ilan edilmiş bile. Toplum dışlamış. Bu tablodan çıkarılacak çok dersler olmalı.

GÜNÜN SÖZÜ

- “Biz hiçbir zaman ırkçı olmadık. Bütün çalışmalarımız akla dayalı olmuştur. Hayatımın en büyük mücadelesini alfabe birliği konusunda verdim. Dünyada hiçbir dil yoktur ki ikinci bir alfabesi olsun. Türkler alfabe ile bölünmüştür, alfabe ile sömürülmüştür. Türk dünyası bir alfabede buluşmalıdır.”

- (Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan)

Yarı aç yaşamak...

KAĞITHANE Bele-diyesi’nde çöp veya başka bölümlerde çalışan işçilerden bir kısmı Albayrak firmasını mahkemeye vermiş. İstanbul’un birçok ilçe belediyesinin ihalelerini yıllardır alan Albayrak firması, belediye yöneticileri gibi sendikadan hoşlanmıyor. Kağıthane’de ihale iptal edilmiş ve 162 gün içinde ihale yapılması gerekiyor. İşçilere bir kâğıt imzalatmışlar ve imzalamayanlar gitsin dediklerinden 90 kişi çıkmış.
Daha önce 5-6 saat çalışan çöp işçileri artık 8 saat çalışıyor ve imza yerine parmak basıyor. Sadece gece çalışıyorlar, vardiya yok. Aldıkları maaş her şey dahil 980 TL ve sabah 5’te işleri bitince terleri yakalarından damlarken yürüyerek eve gidiyorlar, çünkü servis yok. Bu nedenle 21 işçi rapor alarak yatağa düşmüş. Yöneticilikten nasibini almamış birileri bir saat bekletiyor işçileri, terli terli gece eve yürütüyor, sendika lafını asla ettirmiyor ve hatta şikâyetlerin yapılması için yapılan toplantıda ‘Geçinemiyorum başkanım’ diyenin ertesi gün işle ilişiği kesiliyor! İleri demokrasi bu olsa gerek!
Albayrak firmasının olduğu Sarıyer’i AKP kaybedince yeni başkan sendikayı çağırmış ve işçiler sendikalı olunca AKP’li belediyelerden daha fazla maaş almaya başlamışlar. Oysa diğer ilçelerde işçilerin sendika nedir bilgisi bile yok, izin de yok.
AKP’li belediyelerde ihale alanlar zenginleşirken, işçiler yarı aç yaşıyor. Demokrasi anlayışı: “İtiraz etme, kul ol bana”. İslamiyet’te sadece Allah’a kulluk edilir.
A.O.

13.00’te Taksim’de

HRANT Dink davasının ilk derece yargılanması kararından hiç kimse memnun olmadı. Dink Ailesi başta olmak üzere “Adalet duygusu yara almıştır” denildi. Temyiz safhası beklenecek, Hrant Dink’in yazar-çizer arkadaşları, yargılamanın adil yürütülmediğini ileri sürerek ‘derin devlet’ ilişkilerini suçluyorlar.
Buradan çıkarılacak ders, adil yargılamanın herkese gerekli olduğudur. Hrant Dink’in ailesi tepkilerinde haklıdır. Başka yargılamalardaki aksaklıklarla ilgili şikâyetleri, “Olur böyle şeyler, Türkiye bağırsaklarını temizliyor” diye ıskalayanların, ucu kendilerine dokunur gibi olunca, yargılama sonucunda devleti de suçlayarak, adaletin vicdanını aramaları iyi bir öğreti oldu. Adalet bu, herkese lazım olur. (Bugün 13.00’te Taksim’den Agos’a, Hrant Dink’in vurulduğu yere yürüyüş yapılacak...)

X