Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tütün işçisine 4c yerine işte formül

HAFİF şaşırmış bir ifade kullanıyor Başbakan Erdoğan. O merakla soruyor:<br><br>“Hala çözülmedi mi, ben çözüldüğünü sanıyordum”.

Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu önceki gün Başbakan Erdoğan’a ulaşıyor. Kumlu günlerdir direnişte bulunan Tekel işçilerinin durumunu aktardığında, Başbakan sorunun çözülmüş olduğunu düşünüyor.

Ona aktarılan çözüm 4c formülü ki, işçiler bunu kabul etmiyor. 

4c ne? Memurlarla ilgili yasanın dördüncü maddesine AKP’nin eklediği (c) fıkrası. Özelleştirme sonucu işsiz kalanların en fazla on ay süreyle ve ayda 650 lirayla çalıştırılması.

Her on ay bittiğinde, yeniden on ay süreyle bir kamu kurumunda çalıştırılması.

ÖRNEK ÇÖZÜM

AKP 43 tütün işletmesini kapatıyor. Buralarda çalışan 12 bin işçi sokakta kalıyor. Hükümet bu işçilere 4c’yi öneriyor.

İşçiler bunu kabul etmiyor. Hükümete, hükümetin uyguladığı bir başka çözümü hatırlatıyor. O örnek çözüm şu.

Petlas, Turban, Köy Hizmetleri, SEKA, Orman Ürünleri kapatılıyor. Tıpkı, tütün işletmeleri gibi. Buralarda çalışan işçiler özlük haklarıyla birlikte başka kamu kurumlarına devrediliyor. Emekli oluncaya kadar bu kurumlarda çalışmak üzere.

Tekel işçileri hükümete bu çözümü öneriyor.

Çünkü, 4c’de çok zarara uğruyor. Tütün işletmelerinde ortalama 1.600 ile 1.800 lira arasında aylık alırken, 4c halinde aylıkları asgari ücretin bile altına düşüyor.

Üçte bire yakın azalma.

Bunu doğal olarak kabul etmiyorlar, haklı olarak direniyorlar.

AİHM YOLU


Biber gazı, polis copu, fırtına ve daha bilmem ne, tütün işçisi hakkını alıncaya kadar direnecek.

Hükümet 4c’de ısrar ederse, direniş devam edecek. Ve tütün işçileri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidecek. Belki mahkeme zaman alacak, ama uygulanan örnekleri gösterdiğinde, işçiler haklı çıkacak.

AKP işçilerle neden bu kadar uğraşıyor, onları neden zora koşuyor, anlamak güç.

AKP aslında toplumu kendine göre terbiye etmeye çalışıyor. Kendine karşı çıkan herkesle uğraşıyor. Çevrenize bakın, pek çok örneği var.

Kapatıldı ama davul aynı

KULAKLARIMA inanamıyorum, kapatılan DTP’nin açıklamasını dinlerken:

“Sayın Öcalan, bize Meclis’te kalmamızı önerdi, biz de istifadan vazgeçiyoruz ve Mecliste kalıyoruz”.

Ne kudretli adammış bu “sayın Öcalan”, ne buyurursa, bir dediği iki olmuyor.

Oysa, mesele çok ciddi. Kapatılan DTP’nin aklı hala basmıyor. DTP iddianamesinden bir bölüm:

“1990’den beri hemen hemen aynı kadroların kurduğu bu partiler (HEP, DEP, HADEP, DEHAP) PKK ile bağlantılıdır. DTP’nin de tüm eylemleri PKK ve Apo güdümünde gerçekleşmiştir. DTP, örgütün ve Apo’nun savunulmasından başka, demokratik anlamda bir siyasi partiden beklenebilecek hiç bir girişim veya söylem geliştirmemiştir”. (DTP Hakkında Kapatılma İddianamesi, s.94).

Buna kanıt olmak üzere, iddianame Apo ve PKK bağlantılı 141 ayrı eylem gösteriyor. Kaldı ki, DTP kapatılmadan önce, 2004’te sırf bu bağlantı nedeniyle,
Anayasa Mahkemesi DTP’ye ihtar ediyor, böyle giderse, partinizi kapatırım, diyerek. Sonra da, kapatıyor.

DTP kapatıldıktan sonra bile, aynı davulu çalmakta ısrar ediyor. Kapatılma gerekçesini doğruladığının farkında değil.

“Sayın Öcalan söyledi, biz Mecliste kalıyoruz” diyerek, hala aynı suçu işliyor. Sonra da, katıldıkları Barış ve Demokrasi Partisi’ni göstererek, “biz Türkiye’nin partisi olacağız” diyor.

Ya akıl başta değil ya bizimle dalga geçiyorlar. Keşke, Türkiye’nin partisi olabilseler, ama bu söylemle biraz zor gibi.

X