Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tutuksuz yargılansınlar

Yolsuzluklarla da elbette mücadele etmek zorundayız. Bu açıdan, kim ne yaptıysa, hesabını vermek zorunda. Ama "Cemaat'in yaptıklarını mazur görmek" ise, söz konusu olamaz.


Baştan söyleyeyim, Ekrem Dumanlı'nın da, Hidayet Karaca'nın da, bu soruşturma kapsamında gözaltına alınanların tutuklanmasından yana değilim. (Bu yazıyı yazdığım sırada, henüz karar belli değildi. )

Yargılamada tutuklanma, “istisnai”dir. Sadece tedbir amaçlı uygulanması gereken bir durumdur. Bu yargılamalar, tutuksuz sürdürülebilir; suçlananlar, daha insani ve adil bir ortam içinde yargıya cevap verebilir.

25 Aralık 2013 akşamı, Habertürk TV'de, Ece Üner'in sorularını cevaplamıştım. O gün ne düşünüyorsam, bugün de aynı şeyleri düşünüyorum. İşte o akşam söylediklerim: “Bu bir darbe girişimidir, hatta 28 Şubat darbe girişiminden daha tehlikeli bir darbe girişimidir. 28 Şubat sürecinde siyaset, siyaset dışı yollarla ve çeşitli araçlarla ipotek altına alındı ve yok edildi. Şimdi yeniden aynı şeyle yüz yüze geliyoruz. Bunu kabul etmememiz gerekiyor. Artık yeter. Evet, bu iktidarın da demokrasi konusunda ciddi zaafları olduğunu görüyorum ve yazıyorum. Yazmaya da devam edeceğim, ama şu an küçük ayrıntıların zamanı değil. Bu senaryo; seçilmiş bir hükümeti itibarsızlaştırarak yok etmeye yönelik ve seçilmemişlerin yönetebileceği yeni bir Türkiye kurma projesidir. Ben bu projeyi kabul etmiyorum. (...)Ben gider oyumu başka bir partiye veririm, verdim de zaten, irademle belirlerim, ama benim irademe rağmen, başkaları farklı yöntemlerle bu iradeye ipotek koymasınlar.”

17-25 Aralık’a dönersek… Hükümet, bir dönem birlikte hareket ettiği, şimdi "Paralel Yapı"diye ifade edilen Fethullah Gülen Hareketi’yle yollarını ayırmaya hazırlandığı sırada, ağır bir “karşı-atak”la karşılaştı. Bu “darbe”nin; “AK Parti içindeki yönetimin değişmesi”, “Erdoğan'ın tutuklanması” gibi hedeflere yönelik olarak yürütüldüğü, şimdi daha da net bir şekilde görülebiliyor.

Erdoğan bu darbeye karşı sokaklara indi, “operasyon”u püskürtmeyi başardı, 10 Ağustos’ta da halktan %52’lik bir “onay” aldı. %52’lik destek; halkın, 17-25 Aralık operasyonunu ve son yıllarda yaşananları değerlendirme şeklini ortaya koydu.

MİT Başkanı’nı tutuklama planları” son anda bozulan bu yapının, o noktaya gelebilmesi de, başka mağduriyetler üzerinden gerçekleşmişti. Şimdi de, "Tahşiye" örgütlenmesini değerlendirmeye çalışıyoruz… Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'dan, Cüppeli Ahmet Hoca'ya, Hanefi Avcı'dan, Nedim Şener ve Ahmet Şık'a (ve burada sayabileceğimiz bir çok dosyaya kadar) sızdılar, yönlendirdiler, başkalarının mağduriyetleri üzerinden bir “paralel iktidar” inşa ettiler… Şimdi film geriye sarılıyor ve mağdurlar sahneye çıkıyor. Yargının mağdur ettiği insanlar, yaşadıklarını yine yargıya taşıyorlar. Ülke, yaraları sarmaya, hasarları onarmaya, normale dönmeye çalışıyor. Bunlar, karşılıksız kalamaz. “Yolsuzluklar var, Cemaat de onları ortaya çıkardı” gibi bir yaklaşımın, bizi gerçeğe yaklaştırmadığı da, açık.

Yolsuzluklarla da elbette mücadele etmek zorundayız. Bu açıdan, kim ne yaptıysa, hesabını vermek zorunda. Devletten ve iktidar partisinden, “yolsuzluklara karşı tavır alma” talebimizi dile getirmeyi sürdürmeliyiz. Yolsuzlukların da ötesinde; otoriter eğilimleri, medyadaki özgürlük sorunlarını ve ülkedeki eşitsizlikleri eleştirmekte de, ısrarcı olmamız gerekiyor.

Cemaat’in yaptıklarını mazur görmek” ise, söz konusu olamaz. Devlet içinde, polisin ve yargının, gayrı meşru bir merkez tarafından yönlendirilmesi; kabul edilmesi mümkün olmayan bir durum. Normal bir ülke, böyle bir yapılanmayı, hiçbir şekilde tolere edemez.

Türkiye'de, siyasi rekabet, hala "yok etme" hedefli sürdürülüyor. Muhalefetin de, iktidarın da, medyanın da, toplum kuruluşlarının da; bu ruh halinden çıkıp, “normal siyasi mücadele” mantığına dönmeleri ve halkın gerçek sorunlarıyla daha yakından ilgilenmeleri gerekiyor.

X