Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

TÜSİAD senedi, iktidar sözü ve burjuva gerçeği

BUGÜN tam Marksist olmasa bile kasten biraz “Marksizan” bir tahlil yapacağım.

Şöyle ki, siyasi-iktisadi anlamda “sınıf” kelimesini kullanan bir lügat paralayacağım.
Ve bu takdirde de derhal şunu vurgulamam gerekecek:
İşte, yukarıdaki türden bir sınıf olarak Türkiye’de yalnız burjuvaziye güveniyorum!

EVET evet, ben ki “cinnet yıllarımın” küstahlığımda kâh “komprador”, kâh “işbirlikçi” diyerek o burjuvaziye lânet yağdırmıştım, hanidir bir tek bu sınıfa güveniyorum.
Çünkü söz konusu katman sırf ekonomik açıdan değil politik bağlamda da ülkenin en öncü, en ilerici ve dolayısıyla en demokratik gücünü oluşturuyor.
TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’in son konuşması da buna delildir ki aşağıda geleceğim.
Her halükarda, bizzat Trier’li sakallı yukarıdaki kesimi “tarihin en devrimci sınıfı” diye tanımladığına göre, benim bugün aynı zümreye duyduğum güven Marx’la çelişmiyor.
Hayır hayır, tahrifattan medet umacak değilim aslında tabii ki çelişiyor.
Zira “Kapital” yazarı daha sonra o burjuvazinin yarattığı proletaryaya geçer ve Hegel’den ödünç aldığı “iradi tarihselcilik” şemasına başvurarak artık yenisinin “devrimci”, eskisinin ise “gerici” olduğunu zikreder ama konumuza girmediği bunu tartışmayacağım.

İMDİİ, son yıllarda oluşan ve enfes bir tabirle “Anadolu kaplanları” denilen taşra kapitalistlerine rağmen TÜSİAD hâlâ yukarıdaki burjuvaziye “esas motor” işlevini görüyor.
Doğaldır, çünkü anlam zaten “kentsoylu” kelimesinin etimolojik kökeninde yatıyor.
“Soy” sözcüğü burada asillik değil belirli bir zaman süresine yayılmışlığı çağrıştırıyor.
Dolayısıyla “Anadolu Kaplanları”nın da motora dönüşmesi, yani şimdiki zahiri farka rağmen birincinin ve ikincinin tek bir gövdede yekpareleşmesi için biraz daha vakit gerekiyor.
Her neyse, işte o TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner önceki gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben yaptığı konuşmada iktidara yönelik bir dizi kaygı ve eleştiriyi dile getirdi.

ŞEMATİKLEŞTİRSEK bunları “hayat tarzına müdahale endişesi” ve “üslup gerginliğine yönelik itirazlar” şeklindeki ana başlıklar altında toplayabiliriz.
Kısmen izafileştirmek kaydıyla Boyner’in yukarıdaki iki noktasına ben de katılıyorum.
Fakat aynı Boyner bir yandan hükümete karşı bu “serzenişlerde” bulunurken diğer yandan da Dink cinayetinin hâlâ aydınlatılmamış veya bizzat o Başbakan’ın şiir okuduğu için hapse atıldığını hatırlatarak, başta “jüristokrat” yargı loncası olmak üzere, özünde “statüko ideolojisi”yle bütünleşen gelenek ve uygulamaları eleştirmekten de kaçınmadı.
Başka bir deyişle, burjuvazinin sözcüsü ilk doğuşundan itibaren o burjuvazinin öz be öz idari tarzı, hukuki sitemi ve ahlaki etiği olmuş olan “liberal demokrasi”yi sahiplendi.

VE burada Sezar’ın hakkı Sezar’a, ya ben pek safım, ya da Erdoğan usta rol yapıyor, AKP liderinin TÜSİAD Başkanına getirdiği ve çok samimi olduğu izlenimini uyandıran yanıtlar, kişisel muhafazakârlığa rağmen yine aynı “liberal demokrasi” çizgisine oturdu.
Yani, yukarıdaki hayat tarzı öznel açıdan farklı tercihler içerse bile burjuvazinin siyasi kanadı söz konusu tarza kamusal planda “ilişilmeyeceği”ne dair “senet imzaladı”.
Burjuvazinin iktisadi kanadı ise böyle bir garantiye sahip olduğu müddetçe, eskiden iç içe geçtiği statükoyla artık uzlaşmayacağına ve sınıfının doğal, makul ve geleneksel sistemini oluşturan o “liberal demokrasi”den taviz vermeyeceğine dair diğer bir “senedi imzaladı”.
Açıkçası, Ankara politikası da, İstanbul ekonomisi de kamuoyuna söz vermiş oldular.
Ve kentsoylu ticaretinde “söz senettir” ki, tek bir sınıfın bu iki sözüne de güvenilir.
Çünkü burjuvazi tarihin en devrimci sınıfıdır saptaması Marksist değil nesnel gerçektir.

X