Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye'nin Avrupalı olmasını kim istemiyor?

Ferai TINÇ

Sonunda o da oldu.Başbakan'dan öğretim üyelerine verilen ‘‘Sus’’ muhtırasını Genelkurmay'ın bir spor kulübünün başkanına muhtırası izledi.

Avrupa, toplantı üstüne toplantı yaparak Türkiye'yi ne yapacağını düşünedursun, Türkiye, genişleme sürecinin dışında kalmak için adeta çaba harcıyor.

Dünkü Hürriyet'te yer alan habere göre, Beşiktaş'ın Galli direktörü John Benjamin Toschak, Oktay'ın birliğinde sakatlanması üzerine ‘‘30 yıl önceki komünist rejimle yönetilen ülkelerde bile sporcular daha iyi korunuyordu’’ deyince ortalık karışmış.

Genelkurmay Başkanlığı adına birileri Beşiktaş Başkanı Süleyman Seba'yı arayarak Toschak'a önce ihtar verilmesini sonra gerekirse kulüple ilişkisinin kesilmesini istemişler.

Böyle bir şey hangi demokratik ülkede olur?

Böyle bir şey, kendimizden çok daha geride gördüğümüz ve bizden önce Avrupa Birliği'ne adaylıkları kabul ediliyor diye gürültü koparttığımız eski Doğu Bloku ülkelerinde de olmuyor artık.

Toschak'ın sözleri eğer çok rahatsız ettiyse TSK'nın kurum olarak tepki göstermesi, iddiayla ilgili düzeltme yapması doğal.

Ama, biri kurumla ilgili bir düşüncesini ifade etti diye hemen yaptırım uygulamaya kalkmak nereden çıkıyor?

Bu tavır, sadece TSK'ya mı özgü?

Hayır. Susturma, düşünce ve söze tahammülsüzlüğün en insiyaki tepkisi olarak Türkiye'nin hücrelerine sinmiş yaşıyor.

İşte, demokrasi bu ayrıntılarda gizleniyor.

Biz demokratız demekle demokrat olunmuyor.

Birkaç gazeteciyi serbest bırakmak, işkenceyi kanunla yasaklamak, karakolları pembeye boyatmak yetmiyor.

İnsan hakları kavramının önce insana saygı, demokratik düzene saygı olarak kafalara yerleşmesi, bakış açısı haline gelmesi gerekiyor.

***

AVRUPA Birliği Dışişleri Bakanları'nın Lüksemburg'daki gayrı resmi toplantısında, Türkiye yine en çok tartışılan konu oldu.

Türkiye'yi ne yapalım?

Aramızdaki mesafeyi nasıl ayarlayalım. Çok yaklaşmasın ama çok da uzakta bırakmayalım.

Kısaca, Avrupa bugün Türkiye ile ilişkilerinde, ‘‘Ne seninle ne de sensiz yaşayabilirim’’ sendromunu taşıyor.

Fransa, İtalya, Portekiz, İspanya Türkiye'nin aday ülkeler arasına girmesini ve daha somut bir mekanizmayla AB'ye bağlanmasını istiyorlar. Almanya ve Yunanistan frene basıyor.

Fransa'nın, oluşturulacak Daimi Konferans çerçevesinde aday ülkelerle kurumsal diyalog kurulması önerisi de, sırf Türkiye'ye adaylık perspektifi verilmesin diye sulandırılacağa benziyor.

Acaba kabahat kimde?

Avrupa mı Türkiye'yi istemiyor?

Yoksa Türkiye mi Avrupalı olmak istemeyen?

Laflara değil de yapılanlara baktığımda bana doğru cevap ikincisi gibi geliyor.

X