Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türkiye'nin AB süreci yavaş yavaş ölüyor

    Foreign Policy
    12.12.2009 - 00:58 | Son Güncelleme: 12.12.2009 - 11:40

    ABD’nin saygın dergilerinden Foreign Policy’de Wolfgango Piccoli imzasıyla yayımlanan makalede Kıbrıs barış görüşmelerinden çıkacak beklenmedik bir olumlu sonuç süreci canlandırmadıkça Ankara’nın Avrupa Birliği (AB) yolunda önemli adımlar atmayacağı belirtildi.

    Avrupa Konseyi’nin Ankara’ya Kıbrıs Rum Yönetimi’ne limanları ve havaalanlarını açmayı reddetmesiyle ilgili baskı yapacağını tahmin etmek çok zor değildi. Bu durum gerginliği artırsa da Türkiye’nin AB’ye üyelik müzakerelerinde resmi bir askıya alınma ya da daha sert yaptırımlar uygulanması söz konusu değil.         

                            

    “AB liderleri yükselen tansiyon ve Kıbrıs’taki 35 yıllık bölünmeye son vermeyi amaçlayan Birleşmiş Milletler destekli barış görüşmelerinin zarar görmesi konusunda tedbirli davranıyor” diyen Piccoli, AB’nin Ankara’ya daha sert tepkiler göstermesine de gerek olmadığını ifade ediyor.                      

     

    Üyelik müzakereleri hızını çoktan kaybetti ve hem AB’deki hem de Türkiye’deki olumsuz siyasi ortam göz önünde bulundurulduğunda 2010’da da hızlı bir başlangıç beklenmiyor. Eğer Türkiye ve AB arasındaki karşılıklı ilgisizlik sürerse, Ankara’nın üyelik müzakereleri kaçınılmaz bir sona ilerleyecek ve Türkiye ile 27 ülkelik blok arasındaki ayrışma daha da belirginleşecek.                         

     

    KRİTİK TARİH 2010                      

    Türkiye’nin AB sürecindeki kilit konu Kıbrıs’ta müzakereler Eylül 2008’de başladı, ancak çok kısıtlı bir ilerleme sağlanabildi. Piccoli, eğer 2010 yılının bahar aylarında bir anlaşmaya varılamazsa Türkiye’nin AB sürecinde kesin bir sona gidileceğini belirtiyor.                      

     

    Adada çözüm için, Rum tarafının bir acelesi olmadığı ortada. Ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) Nisan 2010’da yapılacak başkanlık seçimleri birleşme müzakereleri için gayrı resmi bitiş tarihi olarak görülüyor.

     

    Eğer bir çözüme varılamazsa KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın koltuğunu anlaşmaya pek de yandaş olmayan bir başka adaya kaptırması muhtemel görünüyor. Böyle bir gelişme de zaten sorunlu olan süreçte gerginliği daha da artıracaktır. Bu arada AB’nin Türkiye’yi kabul edeceği yönünde verdiği sözler muğlaklığını korusa da Ankara’nın adayla ilgili bir anlaşmayı nasıl kabul edeceğini anlamak zor görünüyor.

     

    TÜRKİYE'NİN ODAĞI DEĞİŞTİ

    AB üyeliğinin Türkiye’nin gündeminde üst sıralarda yer aldığını söylemek de mümkün değil. Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) liderleri Türkiye’nin dış politikasını AB yerine Avrupa’nın ötelerine ve Ortadoğu, Rusya ve Kafkasya ile ilişkilere odaklamış durumda.

     

    Bu yeni bakış açısı Türkiye’nin, Osmanlı mirasının ve ekonomik gücünün üzerine inşa etmeye çalıştığı bölgesel bir güç olma hedefinden kaynaklanıyor. Elbette ki bu yeni dış politika Türkiye’nin AB hedefleriyle ilgili küçük çaplı imalarda da bulunuyor.

     

    Ankara ve AK Parti yetkilileri, Türkiye’yi bölgesinde hevesli bir aracı haline dönüştürebilirlerse, AB müzakerelerinde avantajlarının artacağı konusunda hemfikir.

     

    Ancak Piccoli bu görüşün hatalı olduğunu düşünüyor zira AB, Türkiye’nin bir potansiyel enerji koridoru olarak artan öneminden ve komşularının üzerindeki etkinliğinin artışından etkilenip reformlar konusunda Ankara’ya kıyak yapacak değil.

     

    Daha da kötüsü, AB artık Türkiye’nin liderleri tarafından oy getiren bir araç olarak görülmüyor çünkü Türk toplumu üyelik müzakerelerinden olumlu sonuç elde edileceği yönündeki umudunu kaybetmiş durumda.

     

    SUÇLU AB Mİ?

    Avusturya ve Fransa gibi AB üyelerinin, Türkiye ile yeni müzakere başlıkları açılmasını önlemek için çıkardığı engeller, müzakerelerin sonuçlarıyla ilgili negatif mesajlar göndererek AB’nin kredibilitesine zarar veriyor. Diğer AB üyelerinin de Türkiye’nin Ekim 2005’te kabul ettiği AB çerçevesine aykırı bu engelleri kabul etmesi verilen zararı artırıyor.

     

    Sonuç olarak AB, Türkiye karşısındaki yaptırım gücünün büyük bir çoğunluğunu kaybetmiş, dolayısıyla da müzakerelerin işlemesini sağlayan mekanizmayı çökertmiş durumda. AB’nin 27 ülkesinin Türkiye konusunda ortak bir karara varamadığı da göz önünde bulundurulduğunda AB’nin müzakerelerin başarıyla tamamlanması için önceden verdiği sözlerin güvenilirliğini nasıl sağlayacağı merak yaratıyor.

     

    Türkiye’nin üyelik süreci devam eden Kıbrıs görüşmelerinden gelecek beklenmedik bir iyi haberle yeniden canlanmadıkça AK Parti ve AB muhtemelen Ankara’nın üyelik sürecini hızlandırmak için adım atmayacaktır.

     

    Şu an taraflar süreci ilerletmektense canlı tutmayı çabalıyor. Uzun vadede Türkiye ve AB’nin karşılıklı yabancılaşması taraflar arasındaki ayrımın artmasına neden olarak Türkiye’nin AB sürecini yavaş bir ölüme sürüklüyor.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı