Türkiye zaten imtiyazlı

Hürriyet Haber
11.07.2015 - 13:59 | Son Güncelleme:

Hans-Dietrich Genscher.Almanya’nın gelmiş geçmiş ‘en kıdemli’ Dışişleri Bakanı.1927 yılında, eski Doğu Almanya sınırları içinde oluşturulan yeni eyaletlerden Saksonya-Anhalt’ın Halle kentinde dünyaya gelmiş.İkinci Dünya Savaşı’nın son dönemlerinde Alman ordusuna katılmış.

Önce Amerikalılara, sonra da İngilizlere esir düşmüş.
Savaştan sonra bir süre inşaat işçisi olarak çalışmış.
Ancak ‘işçi’ kalmak istememiş.
Orta öğrenimi tamamlayıp Halle ve Leipzig Üniversitesi’nde hukuk okumuş.
Öğrencilik yıllarında Liberal Almanya Partisi’ne (LDP) üye olmuş.
1952 yılında, o zamanlar Doğu Almanya olarak bilinen Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni terk edip Batı Almanya’ya, yani Federal Almanya Cumhuriyeti’ne yerleşmiş.
Aynı yıl Hür Demokrat Parti’ye (FDP) üye olmuş.
Hamburg ve Bremen’de yargıç olarak çalışmış.
1959 yılında Federal Meclis’e milletvekili olarak girmiş.
1969 yılında da Willy Brandt başbakanlığında Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile FDP’nin oluşturduğu koalisyon hükümetinde Federal İçişleri Bakanı olarak görev almış.

REHİNELERİ BIRAKIN, BENİ ALIN

Genscher’i ilk kez 1970’li yılların ilk yarısında televizyon ekranlarında gördüm.
1972 yılındaki Münih Olimpiyat Oyunları günlerindeydi.
O günlerde ben Fransa ile Almanya arasında mekik dokuyordum.
‘Kara Eylül’ olarak bilinen Filistinli bir örgütün teröristleri, 4 Eylül’ü 5 Eylül’e bağlayan gece Münih’te İsrailli sporcuların kaldığı apartmanı basıp ikisini öldürmüş, dokuzunu rehin almışlardı.
Genscher, rehinelerin kurtarılması için yoğun çaba gösterdi.
Hatta, “Rehineleri bırakın, beni rehin alın” önerisinde bile bulundu.
Ama teröristler Genscher’in bu önerisini geri çevirdi.
Teröristler, kendilerini rehinelerle birlikte Kahire’ye götürecek bir uçak ayarlanmasını ve oraya kadar gitmeleri için de iki helikopter verilmesini istedi.
Bu operasyon sırasında teröristleri etkisiz hale getirme umuduyla “Evet” denildi.
Ama Alman polisinin bu planları tutmadı.
Polis, uçağı kontrol etmek için helkopteri terk eden iki teröristi öldürürken, içerdeki teröristler tüm rehineleri kurşunlayıp öldürdü.
Sağ olarak ele geçirilen 3 terörist ise tutuklandı.
Bu operasyondan sonra televizyon ekranlarında bitmiş tükenmiş bir Genscher’e tanık olduk.
Daha sonraki yıllarda verdiği bir demeçte hâlâ o rehineleri kurtaramamanın ızdırabını yaşadığını söylemişti.

Türkiye zaten imtiyazlı

AB BİR DEĞERLER TOPLULUĞUDUR

Genscher 1974 yılında Federal İçişleri Bakanlığı’nı bırakıp Federal Dışişleri Bakanı oldu.
Gönüllü olarak istifa ettiği 1992 yılına kadar da aralıksız olarak 18 yıl bu görevi sürdürdü.
Hem Bonn’da görev yaptığım aktif döneminde hem de emekli olduktan sonra Genscher’le birkaç kez söyleşi yaptım.
Türklere ve Türkiye’ye sempati duyan bir politikacıydı.
Bu tutumunu hep sürdürdü.
Hep Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) tam üyeliğini savundu.

Genscher, Bonn’daki bir toplantıdan sonra, “Türkiye AB kapılarında hâlâ niye bekletiliyor?” sorumu şöyle yanıtlamıştı:
“Şu andaki AB’nin temeli atıldıktan kısa bir süre sonra o zamanki 6 üye ülke ile Türkiye arasında sözleşmeler imzalandı. Türkiye’ye yıllar önce tam üye olma perspektifi verildi. Türkiye’ye verilen sözde durulmalı ve koşulları yerine getirmesi halinde bu ülke AB’de tam üye olarak yerini almalı. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa’ya ait olup olmadığı tartışmaları da anlamsız. Bazı politikacılar tıpkı Türkiye yarın AB üyesi olacakmış gibi bir hava estirmeye çalışıyorlar. Bu çok yanlış bir yaklaşımdır. Türkiye ile müzakereler en az 10-15 yıl devam edecektir. 10-15 yıl sonra nasıl bir Türkiye ile karşı karşıya kalacağımızı şimdiden kestirmek mümkün değildir.”

Genscher, “Halkının çok büyük bir bölümü Müslüman olduğu için Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanlar da var. Bunu nasıl değerlendiriyosunuz?” soruma da “AB bir değerler topluluğudur. Katolik Kulübü de değildir, Protestan Kulübü de değildir. AB ülkelerinde bu ülkelerin vatandaşı olmuş milyonlarca Müslüman ve başka dinden, hatta ateist insanlar da yaşamaktadır. AB üyeliği dinle bağdaştırılmamalı. Önemli olan ortak değerlerdir” yanıtını vermişti.

VERİLEN SÖZLER TUTULMALI

2006 yılında yaptığım bir başka söyleşimizde Genscher’e Almanya Başbakanı Angela Merkel ile dönemin Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye’ye tam üyelik yerine ‘imtiyazlı ortaklık’ statüsü verilmesi önerisiyle ilgili neler düşündüğünü de sormuştum.

Yanıtı çok açıktı:
“Türkiye ile dönemin Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında imzalanan ‘Ortaklık Sözleşmesi’nde Hıristiyan Demokrat Birlik Partili (CDU) politikacıların imzası vardır. Dönemin CDU’lu Başbakanı Konrad Adenauer de, Avrupa Komisyonu’nun ilk Hıristiyan Demokrat Başkanı Walter Hallstein de Türkiye’nin şu anda AB’ye dönüşen AET’de yerini almasına tam destek vermiştir. Öncelikle AB vermiş olduğu sözleri yerine getirmelidir. Günlük yaşamda olduğu gibi, nasıl arkadaşlar arasında, aile içinde verilmiş sözler varsa, devletlerarası da verilmiş olan sözler vardır. Onlarca yıldır AB’nin Türkiye’nin üyeliğe alınması konusunda vermiş olduğu sözler vardır. Türkiye’nin AB’ye girmesi sadece Türkiye’ye değil, AB’ye de fayda sağlayacaktır.
Türkiye ile AB arasında yapılan sözleşmeler çerçevesinde Türkiye’nin zaten imtiyazlı bir yeri vardır. Türkiye, zaten imtiyazlı bir konumdadır. İşte bu yüzden Merkel ile Sarkozy’nin ‘imtiyazlı ortaklık’ önerisini doğru bulmuyorum. AB verdiği sözde durmalıdır. Kopenhag Kriterleri’ni yerini getirmesi halinde Türkiye AB’de yerini almalıdır.”

TÜRKLERİ ALMANYA DAVET ETTİ

Hem SPD’li Helmut Schmidt hem de CDU’lu Helmut Kohl döneminde Federal Dışişleri Bakanlığı, 1974-1985 yılları arasında FDP Genel Başkanlığı yapan Genscher, bölgesinde bir istikrar istikrar unsuru olan Türkiye’nin Batı ile Doğu arasında bir ‘kültür köprüsü’ rolü oynadığını da söylemişti. Hatta, “Türkiye, Avrupa’nın enerji köprüsü olacaktır. Yani Avrupa’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardır. AB üyesi bir Türkiye, Avrupa’nın çıkarınadır. AB’nin Türkiye’ye kapılarını kapatması, Avrupa’nın geleceği açısından çok büyük bir hata olur” demişti.

Tabii Almanya’daki Türklerin, Türk kökenli insanların bu ülkeye katkısını da sormuştum.

Genscher, “Türk işçilerini 1960’lı yılların başında iki Almanya arasında duvarlar örülünce Alman devleti davet etti. Bu insanlar Almanya’nın şu andaki refah düzeyine ulaşmasında çok önemli katkılarda bulundu. Onların çocukları ve torunları artık bu ülkenin bir parçası haline geldi. Çeşitli alanlarda başarı gösteren çok sayıda Türk kökenli insan var. Bunlar arasında doktorlar, mühendisler, sanatçılar, işadamları var. Çeşitli partilerde aktif görev alan politikacılar var. İlk Türk kökenli Bakan bile göreve
başladı. Bunlar sevindirici gelişmelerdir” demişti.



EN ÇOK OKUNAN HABERLER

    Sayfa Başı