Türkiye’ye bir karnaval getiriyorum eğlenmek isteyen kaçırmasın

Sibel ARNA
22 Mayıs 2010 - 00:00Son Güncelleme : 21 Mayıs 2010 - 01:31

Türkiye’de onu tanıyanlar caddelerdeki billboard’ları görünce bile çığlık atıyor. İngiltere’de ise tanımayan yok. Pop kariyerine Grace Kelly adlı 45’likle başladı. Üç milyondan fazla satan bu albüm, Britanya’da haftalarca listebaşı oldu. ‘Life In Cartoon Motion’ adlı ilk albümü altı milyondan fazla sattı. 2008’de en iyi çıkış yapan İngiliz şarkıcısı seçildi. Dinleyenler, sesini Freddie Mercury’e tarzını ise Robbie Williams’a benzetiyor. Mika, Miller Freshtival için 29 Mayıs Cumartesi günü Maçka Küçükçiftlik Park’ına gelecek.

Sizi izlemeye geleceklere ne vaat ediyorsunuz?
- Kendimle birlikte küçük bir karnaval getiriyorum. Dinleyicilerden de bana katılmalarını isteyeceğim. İnteraktif bir sahne performansı olacak. Şovlarım öyle bir formattaki seyircinin tepkilerine göre her şehirde farklı bir kimliğe bürünüyor. İstanbul’da da çok acayip bir şey çıkacağını düşünüyorum.

Nasıl bir günün orta yerinde aradık sizi? Bu telefondan önce ne yapıyordunuz, sonra ne yapacaksınız?
- Albüm kapaklarımın, konser afişlerimin, kısacası benimle ilgili basılı her malzemenin üzerindeki çizimler bana ait. Siz aramadan önce de oturmuş Uzakdoğu turum için çizim yapıyordum. Sizden hemen önce de Japonya’dan biriyle röportaj yaptım. Bugünlerde şimdiye kadar yaptığım en büyük turneyi bitirmek üzereyim. Neredeyse 250 milyon insana ulaştım bu turda, çok mutluyum.

Beyrut’da doğduğunuzu biliyorum. Doğu medeniyetlerinin kalbinin attığı bir yerde doğup, batı medeniyetlerinin kalbini attırmayı nasıl başardınız?
- Lübnan, Fransa, İngiltere benim için hiç önemli değil. Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. Çocukken annem nereye göç ederse ben de onunla birlikte gittim. Lübnan’da doğdum. Savaş yüzünden Fransa’ya geçtik. Sonra Londra’ya taşındık. Eklektik olduğumu çok iyi hissediyorum. Ortaya karışık derler ya tam anlamıyla öyle. Androjen bir duruşunuz olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

- Haklısınız. Ama inanın bunu insanları şok etmek için yapmıyorum. Sekste sınırları kaldırmak hoşuma gidiyor. Kadın olmak, erkek olmak önemli değil. Her kadının içinde bir erkek ruhu, her erkeğin içinde de bir kadın ruhu olduğunu düşünüyorum. Ve bu sözleri pazarlama aktivitesi olsun diye söylemiyorum.

Freddie Mecrury, Robbie Willams, Marc Anthony ve Criss Angel ne kadar çok ünlüye benzetiyorlar sizi. Siz hangisine yakın hissediyorsunuz kendinizi?
- Marc Anthony ve Criss Angel’ı ilk defa duyuyorum. Marc Anthony Jennifer Lopez’le evli olan değil mi? Nerem benziyor? Saçlarım mı? Robbie Willams şu ana kadar yetişmiş en büyük erkek pop şarkıcı. Onun şarkıları ile büyüdüm, ondan çok etkilendim zamanında. Zaten Londra’da yaşayıp onu sevmemek, dinlememek, ondan uzak kalmak mümkün değil. Freddie Mercury ise bir efsane. Gram benzesem havaya uçarım.

Öyle şarkılar yazıyorsunuz ki insanı depresyondan çıkarıyor, hasta yatağından fırlayıp zıp zıp zıplamasına neden oluyor? Formülünüz ne?
- Anarşist ruhlu olmak. Arı kovanına çomak sokmaya bayılıyorum. Yaramaz olmak hoşuma gitmiyor. Olumsuz bir şeyi bile eğlenerek söylüyorum. Bu benim Lübnanlı tarafım galiba. Biliyorsunuz orada insanlar savaşa rağmen eğlenir. Hayat savaşın altında da devam eder.

Disleksik bir çocukmuşsunuz öyle mi? Okuma bozukluğu yaşadığınız için okuldaki çocuklar sizinle çok dalga geçiyormuş. Anneniz de sizi okula göndermeyip evde eğitmiş?
- Annem beni evde eğitmedi. Sadece okuldan aldı ve hiçbir şey yapma dedi. Disleksiya çok ilerlemişti. Ne okuyabiliyordum, ne yazabiliyordum. Okul ortamından uzaklaştırdı. Bir yandan tedavi oldum diğer yandan özgürce parklarda gezip müzik yaptım. Bir yıllık o ara benim kendime gelmemi sağladı. İnanılmaz işe yaradı?

Son olarak hayatınız ilk albümünüze ismini veren çizgi filmler gibi mi?
- Hiç değil. Tamamen karma karışık. Ama ben eğleniyorum. Zaten bu karışıklığı kendim yaratıyorum. Öyle mutlu ve yaratıcı oluyorum. O kaostan huzuru çıkarıyorum?

Etiketler:


    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı