"Tolga Tanış" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Tanış" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tolga Tanış

Türkiye ve ABD’de siyaset yapmanın farkları

Amerika’da siyaset mükemmel, her şey tıkır tıkır işliyor diye değil. Ama kendine has bir dinamizmi ve yere sağlam basan çok temel rasyonelleri var.

İki hafta boyunca Cumhuriyetçilerin ve Demokratların dört yılda bir yaptığı kurultayları izledim. Son günse Charlotte’ta Demokratların toplantısına gelen CHP Milletvekili Aykan Erdemir ile karşılaştım. Nasıl bir hikâye yazabilirim diye düşünürken... Konuştukça ortaya kendiliğinden bir karşılaştırma çıktı: Amerikan politikası-Türkiye siyaseti

Charlotte’a gidiyorum. Uçakta yanıma genç biri denk geldi. Sohbet ediyoruz. Arkansas Senatörü Pryor’un genel sekreteriymiş. Yaş 35. Senatörün ofisini yöneten, bütün danışmanların şefi. “Ne zaman başladın bu işlere” diye sordum. “23 yaşımda, okuldan mezun olur olmaz” dedi. Stajyerlikten giriyor. Ve 12 yılda genel sekreterliğe kadar yükseliyor. Ekibin hemen hepsi de aynı yaşlarda. Erdemir ise 38 yaşında. Ama partide görev alamıyor. Milletvekili ya… Genç ya… Daha ne olsun! Onun yerine numunelik gibi sürekli bahsediyorlar: “Kalk Aykan. Görsün abilerin, ne kadar gençsin.”
AİLE TABU OLAMAZ
Bir teamül. Halkın karşısına çıkan her siyasetçi, oy isterken Amerikalılara ailesini tanıştırmak, kendini anlatmak zorunda. Obama ve Romney konuşmalarını bitirdiler. Sonra ikisi de kürsüye aileleriyle çıktı. Düşünsenize… Bir insan hakkında fikir edinmek istiyorsanız daha sağlam bir referans olabilir mi? Çocukları nasıl yetişmiş, karısı/kocası nasıl
biri, hayatları nasıl? Bizde? Bizde ise bunlar ayıp!
Tayyip Erdoğan’ın
çocuklarını merak edemezsiniz…
Kemal Kılıçdar-oğlu’nun mezhebi ve etnik kökeninden bahsedemezsiniz.
VERİ DOĞRULAYICILAR TAKİPTE
Arada Amerika’da da halen yapanlar var. Ama sonra pişman ediyorlar. Verileri çarpıtamazsınız. Eğer bir konuşmanızda bir olayı yanlış aksettirir ya da yanlış bir istatistik kullanırsanız, veri doğrulayıcılar sizi rezil eder. ‘Fact checker’ deniyor bunlara. Siyasetçilerin konuşmalarında hata arıyor ve bulurlarsa medyaya çıkıp meşhur oluyorlar. Sonra da bunun üzerinden trafik/para kazanıyorlar. Bizde? Bizde atış serbest. Meydan boş. Veri doğrulayıcı yok. Hatta en fenası… Politikacı demeçlerine gelinceye kadar gazeteciler kendi yazılarının bile verilerini doğrulamıyor. Hatadan geçilmiyor.
BAĞIŞ TOPLA AMA HESAP VER
“Seçim kampanyanızı nasıl finanse ettiniz” diye sordum Erdemir’e. “Biraz birikimlerimden (30 bin TL) biraz da partiye yapılan bağışlardan (50 bin TL)” dedi. Amerika’da siyasi kampanyalar büyük oranda paraya odaklı. Ama işin aslında bütün dünyada üç aşağı beş yukarı böyle yürüdüğünü düşünürseniz, buradaki sistemin iyi tarafı, bunu baştan kabullenip denetime almış olmaları. Türkiye’de paranın politikada rolü yok mu! Seçim dönemlerinde adaylara çantayla giden paralar bilinmiyor mu! Elbette biliniyor. Fakat Amerika’dan farkı, sistem bunu içine almadığı için, kayıtsız kuyutsuz, öyle devam ediyor.

SİYASET YERELDEN YÜKSELİR

New York Times’da çalışmak isteyen bir gazeteci nasıl önce lokal bir yayında yerel gazetecilik yapmak zorundaysa, siyasetçi için de geçerli yol bir topluluk içinden, yerelden yükselmek. Erdemir, Bursa milletvekili. “Nüfus kaç seçim bölgenizde?” dedim. 2.7 milyon dedi. Kosova’da başbakan seçilmekle aynı. Sonuç? Sistem tek bir adayın sonucu etkileyecek güçlü bir tabanı olmasına asla izin vermiyor. Adaylar da arkalarını yaslayabilecekleri bir kitle olmayınca, mecburen parti başkanının adamına dönüşüyor. Parti başkanı, hele de başbakansa; size “Bizde parlamenter sistem var, güçler ayrılığı var” diye boş boş konuşmak düşüyor.

AMAÇ BİRLEŞMEK

Son CHP Kurultayı’nın haberlerini okuyorum. Anahtar... Anahtarın anahtarı… Anahtarın anahtarının anahtarı... “Bunları anlamak için Allah gazetecilere sabır versin” dedim, kapadım. Türkiye’de siyaset hizip işi. Herkesin kendi grubuyla hareket edip diğerini ezmeye çalıştığı bir savaş. Amerika’daysa iki partide de parti içi gruplar birbirleriyle uzlaşmak zorunda. Demokratlar içindeki muhafazakârlar ve progresifler gibi… Emine Ülker Tarhan var örneğin. Eğer siyasette karizma diye bir laf varsa işte o. CHP’nin liberalleri ulusalcı diye kadını tasfiye etmeye çalışıyor. Dedim ya… Allah gazetecilere sabır, bunlara da akıl fikir versin.

SENATÖR KRİTERLERİ İŞLİYOR

Aykan Erdemir, Robertli. Sekiz yılını Harvard’da geçirmiş. ODTÜ’de akademisyenlik yapmış. Zihni dünyaya açık. Ağzından çıkanı kulağı duyuyor. Ama şimdi Ankara’ya has o tipik politikacı profilinin arasında tutunmaya çalışıyor. “Siz nasıl milletvekili oldunuz” dedim. “Kılıçdaroğlu” dedi.
Fark şu: Amerika’da sistem, Harvard’da, Yale’de okumuş Obama gibi adamları politikaya sokmak için harıl harıl çalışıyor. Ve başarıyor da.
Türkiye’deyse iyi bir eğitim almışsanız, eğer buna değer veren bir lider yoksa kimse iplemiyor.

POLİTİK EKOSİSTEM VAR

Ve son fark, Amerika’da politik sınıfı yaşatan ekosistem. Uçakta karşılaştığım genel sekreter gibi bu işe üniversiteden hemen sonra başlayanlar, aç kalmıyor. Danışman oluyor...  Danışmanlık verdiği kişi seçimi kaybederse think tank’e geçiyor. Partisi iktidar olursa hükümete giriyor. Çıkıyor lobici oluyor. Sonra kendi aday olup yarışıyor… Türkiye’deyse siyasetçi olmak için, zengin olup önemli birilerini tanımanız ya da tanıdığınız kişinin yükselip bir gün lider olması gerekiyor. Sonuç? Kendi kendinize ilerleyebileceğiniz bir yol Türkiye’de hiçbir zaman çıkmıyor.

X