Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye tayfunları film izler gibi izlememeli

Katrina ve Rita derken bu yıl Atlantik Okyanusu, 1851 yılından beri en fırtınalı dördüncü tayfun mevsimini yaşıyor. Normalde bu bölgede oluşan ve isim verilecek güce ulaşan tropikal fırtınaların yıllık ortalama sayısı dokuzdur.

Bunlardan tayfun şiddetine ulaşabilenlerin sayısı ise altı. Bu yıl 30 Kasım’da bitecek olan tayfun mevsiminin sonuna daha iki ay varken Rita bölgede görülen 17. isimli ve tayfun şiddetine ulaşabilen sekizinci tropikal fırtına oldu.

Okyanus yüzey su sıcaklığının 26 derece ve üzerinde olduğu 1 Haziran-30 Kasım arasında tayfunlar oluşur (Bu yıl aralık ayında da tayfun oluşması sürpriz olmayacak). Böylece tayfunların oluşumu hava ve su sıcaklığı ile yakından ilişkilidir. ‘Bu da herkesin aklına küresel ısınmayı getiriyor’ derseniz yanılırsınız. Atmosfer bilimcileri bu yılki rekor sayıdaki tayfunun birinci nedeni olarak Atlantic Multidecadal Oscillation veya AMO’yu (Atlantik Onluyıllar Salınımı) gösteriyor.

İSİMLER TÜKENİRSE NE OLACAK?

AMO teorisi için, 1854 yılından beri buharlı gemilerin motoru soğutmak için kullandıkları deniz suyu sıcaklıklarını ölçüp kaydeden gemicilere minnettarız. Soğuk deniz suyu motorların daha kuvvetli çalışmasını sağlıyormuş. Böylece kaptanlar su sıcaklığını ölçerek yapabilecekleri en yüksek hızı hesaplayabiliyordu. AMO’ya göre Atlantik su yüzey sıcaklığı 65 ila 70 yılda bir yükselme gösteriyor. Böylece, su yüzey sıcaklıkları 1995 ve sonrasının ılık ve dolayısıyla fırtınalı olacak. Şimdi 1933’te bölgede görülen en fazla tropikal fırtına sayısı olan 21’in, küresel ısınmanın katkısıyla da aşılması bekleniyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü de 2010 yılına kadar her yıl, bölgede görülecek olan tropikal fırtınalar için 21 isim belirlemişti. Şimdi elde Stan, Tammy, Vince ve Wilma kaldı. Bu yazıyı, 24 Eylül sabahı Rita tayfununun Teksas kıyılarına 10.40 sıralarında vuruşunu TV’den naklen seyrederken yazıyorum. Siz bu yazıyı okuyana kadar, son dört isim de tropikal fırtınalara verilmiş olabilir. Peki kasım ayının sonunda kadar olacak olan diğer tayfunlara ne ad verilecek? Bunu da kafama takmıştım! ‘Ben olsam 2006 yılından ödünç isim alırım ya da benim ismini kullanabilirler’ derken, ABD Tayfun Merkezi isimler tükenirse Alpha, Beta, Gamma, Delta gibi Yunan alfabesindeki isimleri kullanacaklarını açıkladı. Diğer bir takıntım ise tayfunlardan alınacak dersler... Türkiye, bu tayfunları TV’de ‘Perfect Storm’ filmi gibi izlememeli.

Bugün tahliyelerden alınacak dersler üzerinde durmak istiyorum. Afet öncesi tahliye için, tahmin ve erken uyarının doğru bir şekilde yapılması gerekir. 1900 yılında Amerikan Meteoroloji Bürosu tayfun ve fırtınaların tarihteki tüm savaşlardan daha fazla gemi batırdığını gösterince Başkanı McKinley Tayfun Uyarı merkezini kurdu. McKinley bu nedenle yaptığı konuşmada ‘Tüm İspanya donanmasından daha fazla Batı Hint okyanusundaki bir tayfundan korkarım’ demişti.

Tayfunlar kuvvetli rüzgarlar (düz, hamle, hortum), şiddetli yağışlar (sel) ve denizde fırtına kabarması (sel) gibi birincil tehlikelere neden olur. Bina yakınlarındaki ağaçlar; kanalizasyon, kimyasal, vb. atıklarla kirlenmiş sel suları; ev ve sanayi yangınları; artan petrol fiyatları ikincil tehlikeler olarak sayılabilir. Tahliyelere neden olan ise şiddetli rüzgarlar değil; tayfunların neden olduğu sellerdir.

Normal bir tayfun bir günde bir noktaya 100 kg. yağmur bırakır. İstanbul’da yıllık toplam yağış miktarının 700 kg. olduğu düşünülünce, bir yılda İstanbul’a yağan yağmurun sadece bir haftada düşebildiği görülür. Evlerin çatısını aşan sular, elektrik, su, ambulans, alışveriş vb. normal yaşamda alışık olunan insanca her şeyi ortadan kaldırır. Bu nedenle, tahliye şarttır. ABD’de tahliye Gönüllü Tahliye, Zorunlu Tahliye ve Dikey Tahliye olarak üçe ayrılır.

ERKEN TAHLİYE EMRİVE HALKA YARDIM

Örneğin Katrina’dan alınan birinci ders: Tahliye emrini erken ver ve halka tahliyede yardım et. Louisiana eyaletinin 2000 yılında yapılan Afet Acil Yardım Planı’nda ‘New Orleans’tan kendi olanaklarıyla ayrılamayanlar yerel olarak sağlanacak otobüslerle taşınır’ deniliyor. Fakat, Belediye Başkanı Katrina karaya vurana kadar New Orleans’ta zorunlu tahliye ilan etmedi. Şehirde yaşayanların altıda birinin otomobil sahibi olmamasına rağmen onlara tahliye olmaları için otobüs, vb. ulaşım araçları sağlanmadı.

Rita’nın karaya vurması beklenirken şehirler bölgelere ayrıldı ve bazı bölgeler için zorunlu tahliye emri verildi. Zorunlu tahliye bölgesinde şehir afet müdahale ekipleri kapı kapı dolaşıp yardıma ihtiyacı olanları tespit etti. Belediye Başkanı tahliyeyi ihmal edenlere ‘Tahliye olmamayı tercih ederseniz, alışık olduğunuz hizmetler şehirde olmayacak. Kendi başınıza kalacaksınız’ şeklinde beklendiği gibi psikolojik baskı bile yaptı.

Katrina’da sığınak ve otellere evcil hayvan kabul edilmediği ve insanlar hayvanlarını geride bırakmak istemediği için tahliye edilmek ve sığınaklara gitmek istemedi. Galveston’da ise şehir yetkilileri günler öncesinden halka hayvanlarını yanlarına alabileceklerini ilan etti ve otobüsler kedi, köpek ve kuşlarla doldu taştı. Böylece ikinci ders: ‘Tahliye edilen insanlara evcil hayvanlarını beraberlerinde getirmesine izin ver.’

Katrina’ya rağmen Mississippi kıyılarındaki insanların tahliye olmak için son saniyelere kadar beklediği hafızalarda çok tazeyken Galveston’da Rita’nın karaya vurmasından dört gün önce zorunlu tahliye emri verildi. Yani, ‘Şehirden ayrılmak için daha fazla vakit ayır ve nereye gideceğine dair bir planın olsun.’ Yani, sadece pilav değil, zaman ve plan da lazım...
X