Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye,Suriye'de frene basıyor...

Bağırdık çağırdık, yerden yere vurduk, "oğlum bak git..." dedik, sonra baktık ki büyük abilerin hiçbiri yardımımıza gelmiyor, bizde sesimize ince ayar yaptık. Suriye'yi artık eskisi kadar yüksek sesle paylamıyoruz, Esad'a ders vermiyoruz. Neden biliyor musunuz?

CNN TÜRK'ün yeni yüzlerinden, her sabah 09.00'da başlayan Parametre programına yorumlarıyla katılan Hakan Çelik dikkatimizi çekti. Suriye konusunda Türkiye frene basıyor. Gerçekten de, eskiye oranla iktidardan fazla ses çıkmıyor. Tempo düşürülüyormuş gibi görünüyor. Bence Türkiye doğrusunu yapıyor.
 
İlk başlarda, en çok Suudi Arabistan ve Katar'ın kışkırtmaları ve Washington ile Avrupa'nın liderliğinde kalabalık bir gurup olarak yola koyulmuştuk. İnsanlık adına, Rusya ve İran'a rağmen, Esad'ın  diktatörlüğüne son verilmeliydi. Gerekirse ambargolar konulacak, hatta uçuşa yasak-tampon bölge oluşturulacak, Esad 'a nefes aldırılmayacaktı.
 
En çok da bizim gür sesimiz duyuldu.
 
Bugüne kadar çok bağırdık çağırdık, yerden yere vurduk , Esad'a " oğlum bak git..." dedik. 5-6 ay süre verdik. Olmadı, sesimizi daha da arttırdık. Bu şekilde fazla dayanamaz , birkaç ayda gider sandık, olmadı. Süreyi 1-2 yıla çıkardık, yine olmadı.
 
Kapılarımızı açtık, Suriye'li göçmenleri kabul ettik, sayıları 50 bine varana kadar bu yükü taşıyabiliriz, dedik. Şu sırada 100 bine yaklaştı. Ancak hala akıyorlar ,masraflar 400 milyon dolara yaklaşıyor. Kimseler de elini cebine atıp katkıda bulunmuyor .
 
Suriye muhalefetine de topraklarımızda imkan sağladık. Çok ayrıntılarını bilmemekle birlikte, elimizden geleni yaptık. Baktık ki, onların da gücü fazla değil. Üstelik birden bire kendimizi " Suriyeli muhalifleri silahlandırmak , üs açmakla" suçlanır durumda bulduk.
 
Açıkçası, hep beraber denize atlayacağımızı sandığımız ülkelerin en başında kendimizi tehlikeli sulara bıraktık, ancak dönüp bir baktık ki, arkamızda kimseler yok...Yapayalnız kalıvermişiz. Hatta, bizimle yola çıkan Washington şimdilerde elimizi tutuyor. Sakin olmamızı istiyor. Askeri bir müdahelede bulunmamamız için dil döküyor.

Peki neden?
 
Hesaplar neden beklediğimiz gibi çıkmadı?
 
En başta, ABD'deki Başkanlık seçimleri geliyor. Obama, seçim öncesinde hiçbir risk almak istemiyor. Seçimler sonrasında da durum karışık. Beyaz Saray'a kim oturursa otursun, kimse bir askeri müdahele taraflısı değil. Zira Amerikan halkı artık orta doğu çöllerindeki savaşlara çocuklarını yollamak, trilyonlarca dolar harcamak istemiyor. Sürekli kayıplardan bıktı. Irak ve Afganistan'daki deneyimler herkesin canını yaktı.
 
Batı' nın Suriye'de iktidar değişikliğini bu kadar yavaştan almasının bir diğer nedeni de, ülkede yaşayan Hıristiyanların ve daha da önemlisi İsrail'in Esad sonrasında Suriye'yi kimin yöneteceği konusundaki kuşkuları.
 
"...Ya Esad'dan sonra aşırı dinciler iktidarı alır ve laikliğe son verirse ne olur?" soruları sorulur olunca, bu defa hem ABD , hem de Avrupa frene bastılar.
 
Türkiye bağırdı çağırdı...İnsanlık adına Suriye halkına yardım edin, dedi...Halk katlediliyor, diye haykırdı...Ayıptır, insanlık suçu işliyorsunuz diye çığlık attı, kimseye dinletemedi.
 
Suriye'nin kurduğu dengelerin bozulması kimselerin işine gelmedi.
 
Özellikle İran tüm gücüyle Esad'ın arkasında durunca , Baas iktidarı şu sıralarda rahat bir nefes alabildi. Bunun ne kadar süreceği de belirsiz .
 
Ankara'dan hemen her hafta sert bir demeç çıkardı, durum böyle olunca sesler kısıldı...Suriyeli göçmen sayısının hep böyle artamayacağı söylenir oldu...Suriye muhalefeti karargahını Türkiye topraklarından, Suriye'deki kurtarılmış bölgelere taşındığını açıkladı...
 
Şimdi düşük vitesle gideceğiz.
 
İlk başlarda çok hızlı gittiğimizden dolayı, viraj almak zorunda kaldık !
 
AHMET ÖZAL'A NİHAYET KAVUŞABİLDİK !
 
Uzun süredir görüşemez olmuştuk.
 
Ne TV'lerde görebiliyor, ne de gazetelerde rastlayabiliyorduk.
 
Birden bire kavuştuk.
 
Daha doğrusu, Allah kavuşturdu.
 
Turgut Özal’ın mezarının açılması gündeme geldiğinden bu yana, inanılması güç fantastik hikayeler anlatıyor.
 
Verileri pek tutmamasına rağmen, babasının uçakta giderken suikast teşebbüsü ile karşılaştığını, ancak ülke sarsılmasın diye ,kimselere söylemediğini anlatıyor. Öylesine komplo teorileri üretiyor ki, parmak ısırtıyor. Örneğin, babasının son Türk Cumhuriyetleri gezisinde, Sovyetlerin soğuk savaş döneminden kalma, çok ince metodlarla zehirlendiğini iddia ediyor. Elinde deliller olduğunu söyleyemiyor, sadece inancından söz ediyor. Aynı dönemdeki diğer kuşkulu ölümleri de işin içine katıp, olayı genişletiyor. Bir TV'den çıkıp diğerine koşuyor. Nereye gitse, karşısında kamera görmekten hoşlandığı belli oluyor.
Tabii bu durumda da herkes aynı soruları  soruyor: " Bu kadar emin idiyseniz, neden bunca yıl beklediniz? Bu delilleri verdiniz de savcılık görmezden mi geldi ? "
 
Özal ailesine hürmetim vardır. Ancak bu mezarın açılması konusu, başkaları gibi benim de tersime geliyor.
 
Semra Hanım ve Ahmet Özal, yıllardır bu iddialarını tazeliye tazeliye sürdürdüler. Doğrudur, mezarının açılması için ısrarlı değillerdi, ancak siz zehirlenme konusunda bu kadar bastırırsanız, savcılığın ilk yapacağı iş mezarı açtırmak olur.
 
Hele şimdi çıkıp " Biz istemiyorduk" derseniz, inandırıcılığınız daha beter yok olur.
 
Artık iş işten geçti.
 
Mezar açılacak, Turgut Özal rahatsız edilecek. Büyük olasılıkla bu zehirlenme hikayesi ispatlanamayacak, zira delil olmadığı gibi, sağlıklı bir gerekçe de yok. Üstelik,  mezar açılıp, çok az bir ihtimal olsa dahi, Özal'ın zehirlendiği anlaşılsa dahi ne olacak ? 19 yıl sonra, Kim neyi ispatlayacak ?
 
Bu ısrar nedir, anlabilmek son derece güç.
 
Kusura bakmasınlar, Özal ailesi babalarına iyilik etmediler.

X