Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye savaşa girse mi, girmese mi memnun olacaksınız?

Dünün savaş tezkerecileri bugün de savaş çağrısı yapmaktan geri durmuyorlar. Ancak, bataklığın içine girince ABD gibi çekip gitmek mümkün değil. Savaş Türkiye'yi toptan içine çekebilir.

ABD'nin Irak'ı işgal için askerlerini Türkiye'de konuşlandırmasına karşı çıkanlardan birisiyim. 2003 yılında Türkiye, bir kritik eşiğin sınırından döndü. Ortadoğu'daki savaşın içine çekilmesi tehlikesi kamuoyuna egemen olan "savaş karşıtı" eğilim sayesinde atlatıldı.

O zaman "vuralım" diyenler, şimdi yeniden Türkiye'nin bu sonu belirsiz maceranın içine atılmasını isteyen yazılar yazıyorlar, yorumlar yapıyorlar. Bir tanıdığım telefon ediyor: "Gördün mü Erdoğan Türkiye'yi savaşa sokuyor..." Sanki savaşa karşıymış gibi konuşuyor. Biliyorum ki onun birinci sıradaki derdi, Erdoğan bir yanlış yapsın ve başını belalara sarsın noktasında düğümleniyor. Türkiye'nin felakete girmesine Erdoğan'la kavga gözlüğünden bakıyor. Erdoğan'ın savaş ya da barış yoluyla köşeye sıkışması onu mutlu edecek biliyorum.

IŞİD'LE MÜCADELE

Ankara, bölgede savaşa girmek mi istiyor? Şimdiye kadar bundan özenle kaçındığını gözlüyorum. Kobani'nin IŞİD saldırısı altında olduğu bugünlerde, bazı çevreler Türkiye'nin bu savaşa aktif olarak katılması anlamına gelecek çağrılarda bulundular.

Bu, öyle kolay verilebilecek bir karar değil. Sınır ötesine asker göndermeye başladığın zaman, hele de bunu karmaşık bir bölgede yapıyorsan, kargaşanın göbeğine çekilmişsin demektir. Sonrası nasıl gelişir, kestirmek mümkün değil.

BATI ZORLUYOR

IŞİD vahşetinin ortaya çıkmasının ardından ABD ve Batı, Türkiye'yi bölgedeki sorunların içine askeri olarak girmeye zorluyor. Türkiye ise, ikili sıkıştırma altında, "girmek ya da girmemek" ikilemini yaşıyor. Ya da ne yapabileceğini tartıp karar vermeye çalışıyor.

ABD'nin şimdiye kadar planladığı eylem, hava harekatıyla IŞİD'i baskı altına almak. Bunun meseleyi çözmeyeceği ve bölgedeki kargaşayı bitirmeyeceği çok belli. Türkiye de bunu görüyor ve daha farklı bir strateji öneriyor.

IŞİD'le mücadele, asıl olarak bu ülkelerin halklarının yürüteceği bir mesele. Kürtler, Araplar(Sünni-Şii), Ezidiler, Türkmenler, kendi ülkelerini, kendi topraklarını, kendi hayatlarını korumak amacıyla bir büyük varoluş kavgası veriyorlar.

Bugüne kadar ABD ve Batı, bu bölgenin temel sorunlarını anlamak yerine, buradaki halkları "terbiye" etmeyi amaçladılar. Irak'a "demokrasi getirmek" iddiasıyla, her şeyi darmadağın ettiler.

Bölgedeki kargaşa ve felaket, onları da tehdit etmeye başlayınca zoraki "harekete geçtiler." Harekete geçer geçmez de, Ankara'nın kapısına dayandılar: "Haydi göreve" diyorlar. İnsan endişelenmeden edemiyor. Acaba Türkiye'yi içinden çıkılmaz bir felaketin ortasına mı atmak istiyorlar?

TÜRKİYE FELAKETE SEYİRCİ KALAMAZ

Ankara, tabii ki, bölgedeki felakete seyirci kalamaz. Sınırlarını geçen 1.5 milyon insan, "Çözüm süreci", terörün Türkiye'nin içine yönelmesi tehdidi vb. gibi gerekçeler ister istemez can alıcı önemde.

İşte buradaki kritik soru, savaşın aktif olarak içine çekilip çekilmeme sorusu. Dünün savaş tezkerecileri bugün de savaş çağrısı yapmaktan geri durmuyorlar. Ancak, bataklığın içine girince ABD gibi çekip gitmek mümkün değil. Savaş Türkiye'yi toptan içine çekebilir.

Bu nedenle, hükümetin temkinli olması, Batı'nın bu yönde baskılarına karşı ihtiyatı elden bırakmaması çok önemli.

Tabii ki IŞİD'le mücadeleye sonuna kadar destek verilmeli. Tabii ki özgürlük kavgasında Kürtlerle birlikte olmalı. Tabii ki, bölgenin istikrara kavuşması için fedakarlıklar yapılmalı.

Bütün bu gerekçeler, savaşın aktif tarafı haline gelmeyi gerektirmez.

"Erdoğan savaşa giriyor" diye el ovuşturanlara karşı, barış çizgisini korumak bugün her zamankinden daha çok önem kazanmış durumda.

X