Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türkiye Ortadoğu'yu etkiledi

    Röportaj: Cansu ÇAMLIBEL
    08.05.2011 - 00:00 | Son Güncelleme: 08.05.2011 - 09:30

    Hükümetin dış politikasına yöneltilen eleştirilere yanıt veren Başbakan Erdoğan’ın dış politikadan sorumlu başdanışmanı İbrahim Kalın, “Ortadoğu’da bugün statüko değişiyorsa Türkiye’nin son yedi-sekiz yılda ortaya koyduğu performansın da etkilediği bir değişim sürecidir” dedi.

    BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan’ın dış politikadan sorumlu başdanışmanlığını yürüten İbrahim Kalın, bu görevi “hocam” dediği Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’ndan devraldığı 2009 yılından bu yana fazla göz önünde olmamayı tercih etti. Kamuoyunda fazla gözükmese de Kalın geçen yıl Başbakanlık bünyesinde kurulan Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nü de yürütüyor. İbrahim Kalın hem kurumsal olarak başbakanlığın hem de Başbakan Erdoğan’ın yurt içindeki ve dışındaki algısı üzerinde çalışan ekibin en önemli isimlerinden. Kalın, Ankara’nın Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile kurduğu yakın ilişkiden Erdoğan’ın geçen çılgın projesi “Kanal İstanbul”a kadar gündemin ana başlıklarını değerlendirdi.

    Hükümetin dış politikada açtığı hiçbir dosyayı kapatamadığı, başladığı hiçbir projenin sonunu getiremediği eleştirisine karşı ne söylersiniz?
    Konular o kadar hızlı gelişiyor ki bazı yerlerde çok net sonuçlar alıyorsunuz bazı yerlerde alamıyorsunuz. Yani Irak’ta 2003 yılında sonuç alabilirsiniz, 2005 yılında alamayabilirsiniz yani bu dinamik bir süreçtir. Eğer biz bir meselenin bir anının fotoğrafını çeker ve o kareyi büyütürsek, bütün analizimizi o kare üzerine yoğunlaştırırsak eksik bir analiz yapmış oluruz. Mesela 2003 yılında Türkiye tezkereye hayır dedi. Amerika ile ilişkilerimiz külliyen bozulacak, Irak’ta tamamen oyun dışı kalacağız dendi. Sadece 2003 yılının mart, nisan, mayısını mercek altına yatırırsanız belki bu analizler doğruydu. Ama bir de süreç analizi yapalım, hayat akıyor. Sonuç alınamadı denilen yerlerde bu girişimlerin alternatif maliyetini düşünün. Bunlar olmasaydı biz daha iyi yerlerde mi olurduk

    İçişlerine karışmayız

    Türkiye son yıllarda Ortadoğu’da daha aktif bir politika izledi. Ancak ülke içinde demokratikleşmenin liderliğine soyunan hükümet Ortadoğu’da demokratikleşmeden taraf olmayan statükonun liderleriyle yakın işbirliğine gitti.
    Biz dış politikada hiçbir ülkenin iç işlerine karışmama ilkesi ile hareket ediyoruz. Nasıl diğer ülkelerin bizim iç işlerimize karışmasını istemiyorsak, biz de ülkelerin iç işlerine karışmıyoruz. Bir de siz yönetici olarak bir ülkede iş tutarken resmi olarak muhatabınız kimse onunla iş tutmak durumundasınız, şansınız yok. Yani farklı 10 tane aktör var ben şunla iş tutacağım deme şansınız yok.

    O zaman Başbakan Erdoğan’ın Mısır’daki olaylar sırasında hâlâ resmi muhatabı olan Hüsnü Mübarek’e açıkça “çekil” çağrısı yapabilmiş olmasını nasıl okumamız gerekiyor?

    Ama Mısır’da çok büyük ve hızlı bir süreç yaşandı ve Türkiye bu süreci hızlandıran bir etkiye de sahip oldu. Mısır konusunda Mübarek’e “artık çekil” çağrısı yaparak bir ilki ortaya koydu. Yani “halkın taleplerine kulak vermiyorsan çekil, vereceksen sen yürüt süreci” dendi. Tunus’da aynı şey söylendi. Libya’da da aynı şeyi söyledik biz ama Libya’da süreç çok hızlı ilerledi, çatışma ortamı çok hızlı gelişti. Baştan beri başbakanımızın Kaddafi ile yürüttüğü telefon diplomasisinde aynı mesajlar verildi. Ama orada bizim 25 bin vatandaşımız var, bunların tahliyesi var, bir sürü başka unsurlar da vardı. Bunları dikkate almak durumundasınız.

    Sürece katkımız var

    Türkiye Ortadoğu’da statüko ile iş tuttu eleştirisi haksız mı yani?
    Ortadoğu’da bugün statüko değişiyorsa Türkiye’nin son yedi sekiz yılda ortaya koyduğu performansın da etkilediği bir değişim sürecidir. Biz örnek olarak bu değişim sürecine katkıda bulunduk. Arap dünyasında hiç görülmemiş biçimde bir Türkiye ilgisi oluştu son yıllarda. Onlarca kitap yazıldı, yüzlerce makale, Arap basınında Türkiye ile ilgili çıkan haber sayısı belki 100 kat belki 200 kat arttı. Arap dünyası üç sebepten dolayı Türkiye tecrübesine, AK Parti tecrübesine yakın ilgi gösterdi. 1) Türkiye’de yaşanan demokratikleşme süreci 2) Türkiye’nin ekonomik büyümesi ve başarısı. Bunu net bir şekilde gördüler. Türkiye şu anda yakın coğrafyasının en büyük ekonomik gücü 3) Aktif dış politika. Refleksler ve tutumlar değişti. Çok yakın bir zamana kadar bizim çarpık modernleşme tarihimizin bir sonucu olarak içinde bulunduğumuz coğrafyayı ve tarihi bir yük olarak gördük. Bu coğrafyadan da bu tarihten kaçmamıza da gerek yok. Tam tersi bu tarihi yeni bir gözle okuyalım ve bunu bir avantaja çevirelim. Bizim Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da farklı geçmişimiz, farklı diyalog kanallarımız var. Yani iki sıfır önde başlıyoruz biz. Yeniden keşfetmiyoruz o insanları. Dolayısıyla değişim yaşanırken, mesela Arap dünyasında statüko köklü bir şekilde değişirken Türkiye öncü bir rol oynuyor.

    Araplar tavrımıza bakıyor

    Peki Esad gibi liderlerle yakın görüntü Türkiye’nin Arap halklarındaki algısını etkilemiyor mu?
    Onun da şöyle bir artısı oldu, o yakın ilişki Türkiye tecrübesini o kamuoylarının dikkatine getirdi. Merakla Türkiye’nin tavrına bakıyorlar artık, başbakanın Gazze konusundaki tavrına baktılar, İsrail, Amerika konusundaki tavrına baktılar. Bunun çok daha sahici bir tutum olduğunu gördükleri için kendi modellerini sorgulamaya başladılar. Hiç kimse Fransız devrimini bir anda keşfettiği için Arap devrimini başlatmadı. Bizim bölge insanının, yer yer fazla romantize edilmiş şöyle bir algısı var: şanlı bir tarihim var ama içinde yaşadığım hal bununla hiç mütenasip değil bu gerginliği ben nasıl aşacağım? Buradan pozitif bir şey çıkartmak gerekirse ben daha iyisine layığım çok önemli bir histir, demokratik süreçleri de tetikleyen bir histir. Bir toplumun bunu kaybetmemesi gerekir, bunu biz artı değere dönüştürdüğümüzde demokratikleşme süreci de aslında kendi kendine harekete geçiyor. Türkiye de insanımız bunu diyor çünkü üç tane askeri darbeye, vesayet rejimine rağmen bizim iyi kötü bir demokrasi tecrübemiz var. Vergi vermek bakın, vergilerin düzenli bir şekilde toplanması Türkiye’de çok önemli bir demokratik unsurdur. İnsanlar vergilerini verip devletten karşılığında hizmet bekliyor. Yanlış yaptığın zaman hesabını sorarım diyor. Şimdi aynı şeyi Arap kamuoyu istiyor.

    Yeni Türkiye yeni ben tasavvuru

    Başbakanlık açısından bir ilki simgeleyen Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün başındasınız. Kamu diplomasisi kavramını nasıl tanımlıyorsunuz?
    Kamu diplomasisi aslında bir ülkenin kim olduğunu, ne olduğunu en uygun bir dille çok farklı kesimlere anlatabilmektir. Türkiye örneğinden hareket edecek olursak Türkiye artık yeni bir kimlikle ortaya çıkan bir ülke. Bu yeni Türkiye’nin bir hikayesi var, bu hikaye çok zengin bir hikaye, bir sürü katmanı var. En önemli farkı Türkiye artık sorunlarından kaçan bir ülke değil, sorunlarının üzerine cesaretle giden, en geniş toplumsal uzlaşmayla çözme yoluna girmiş bir ülke. Bunun yarattığı bir özgüven, bir dinamizm var. Yeni Türkiye nedir diye sorarsanız? Bu yeni algıdır, yeni ben tasavvurudur. Tabii ki sekiz yıllık tek parti iktidarının buna katkısı oldu ama bu öyle bir süreç ki artık Türkiye insanı artık bu yeni ben algısıyla dünyaya bakabiliyor.

    Çılgın proje meydan okuma

    SAYIN Başbakan, Kanal İstanbul projesini açıkladı. Tartışmaları takip ettim, ne diyor insanlar diye. Yüzde doksanı, doksan beşi mühendislik kısmına kilitlenip kaldı. Olur mu olmaz mı, rant yaratır mı, çevreyi nasıl etkiler? Halbuki burada başbakanımız başka bir meydan okuma koydu ortaya. Türkiye insanına diyor ki; büyük düşünün, hayal gücünüzü zorlayın. Bu çılgın projeyle aslında başbakan bizim hayal gücümüzü yukarı taşıdı. Bunlar yapılabilir dedi. Ben şimdi bunun dalga dalga etkilerinin bütün Türkiye’ye yansıyacağını görüyorum, biliyorum. Doğu’daki bir kamu görevlisi de bundan etkilenecek, yurtdışındaki bir büyükelçimiz de bundan etkilenecek, bir bilim adamımız da artık şu refleksle düşünecek, Türkiye artık daha büyük düşünebilir ve bunları yapabilir.
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı