Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye: Ortadoğu’nun merkezinde; İsrail-Suriye-Fransa üçgeninde

Türkiye için yabancıların sloganlaşmış bir saptaması vardır; İngilizce “There is never a dull moment in Turkey” derler.

Yani, “Türkiye’de can sıkıntısı duyabileceğiniz hiçbir an hiçbir zaman olmaz” anlamında bir deyiş. Ülkemizin baş döndürücü gündemini tanımlar. O baş döndürücü gündem, birçok önemli gelişmenin hak ettiği ölçüde medyada yer almasını ve kamuoyuna yansımasını önlüyor.
Bu anlamda bir gelişme geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ardından Suriye Devlet Başkanı Başşar Esad’ın Paris ziyaretleri ve Nicolas Sarkozy ile İsrail-Suriye müzakerelerinin yeniden başlatılması, bu çerçevede Türkiye’nin arabuluculuk rolüne ilişkindi.
Netanyahu, Sarkozy görüşmesinden sonra İsrail hükümetini topladı ve Suriye ile “ön koşulsuz, doğrudan” ya da “dürüst bir arabulucu” ile müzakerelere başlamaya hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklamanın bir “ön koşulu” vardı ama: Türkiye’nin bu role uygun olmadığı için bu “arabulucu” Türkiye olmaz. Netanyahu, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “tarafsız bir arabulucu” sayılmadığını gerekçe olarak gösterdi. Fransa’nın “arabulucu”luğunu ise kabul edilebilir nitelikteydi.
İsrail Başbakanı’nın açıklamasından yola çıkarak, Türkiye’nin, Tayyip Erdoğan yüzünden İsrail ile ilişkilerini bozduğu ve Ortadoğu’daki etkisini yitirdiği hükümlerine varmak mümkündür.
Aceleci hükümlere varmamakta yarar var. Çünkü, Netanyahu’nun arkasından Paris’e gidip Sarkozy ile görüşen Başşar Esad, “Türkiye’siz olmaz” diyerek Fransa’nın arabuluculuğunu kabullenmedi.
Suriye Devlet Başkanı’nın Türkiye’ye (ve Tayyip Erdoğan’a) gösterdiği “vefa”nın gerekçesini, benim görüştüğüm bazı Arap gözlemci dostlarım iki nedene bağladılar:
1. Türkiye, bölgenin “tartışmasız güç merkezi”dir, Türkiye-Suriye ilişkileri “stratejik” bir özellik kazanma doğrultusundadır ve dolayısıyla Türkiye’nin içinde yer almayacağı hiçbir bölgesel düzenlemenin Suriye tarafından kabul görmeyecektir.
2. Sarkozy ile birlikte Fransa, Filistin-İsrail ihtilafındaki geleneksel Filistinlilere yakın tutumunu İsrail’e daha yakın bir konuma kaydırmıştır. Türkiye’nin yerini İsrail yanlısı bir Fransa arabuluculuğunun alması da Suriye’nin işine gelmez. Nereden bakılsa, Ortadoğu, Batılı güçler arasında, esas olarak, “Amerika’nın alanı” sayılmaktadır, Fransa, Amerika’nın yerine geçemez. Türkiye ise bu nedenle de “denklem dışı” bırakılamaz.
***                     ***              ***
İşin ilginç yanı, Türkiye’nin AB yoluna en büyük engel olarak dikilen Fransa da, Türkiye’nin İsrail ile Suriye arasındaki arabuluculuk rolünü destekliyor. “İsrail, Suriye, Türkiye ve Fransa” başlıklı bir “blog”da Judah Grunstein imzasıyla çıkan yorumda bu olguya dikkat çekilerek şu satırlara yer veriliyor:
“Suriye Devlet Başkanı Başşar el-Esad’ın Netanyahu’nun Paris ziyaretinden iki gün sonra Sarkozy ile yaptığı görüşmede İsrail ile doğrudan müzakereleri reddetmesi, bir Fransız rolü anlamına gelebilir. Fransız tarafı Türkiye’nin arabuluculuk girişimini desteklediğini belirtti. Dolayısıyla Fransa, İsrail ile Türkiye arasında arabuluculuk yapabilir, ki Türkiye de İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yapabilsin.”
Bu arada, Fransa’nın ibreyi Filistinlilerden İsrail’e kaydırarak, Filistin-İsrail görüşmelerinin başlatılması üzerinde etkisini yitirdiğine dikkat çekilerek, bundan (yani Filistin-İsrail görüşmelerinin başlatılmasından) Fransa’nın bir çıkarı olmayacağı, Fransız diplomasisinin “kazanç hanesi”nin Suriye-İsrail müzakerelerinin başlamasıyla dolacağı öne sürülüyor.
Suriye’nin aldığı “Türkiye’siz olmaz” pozisyonu ile, Fransa’nın Ortadoğu’daki diplomatik faaliyeti, ister istemez, bölgede “Türkiye adresi”ne uğramak zorunda kalıyor.
Türkiye’nin “bölgesel güç” olarak belirmesi tartışılmıyor. Üzerinde durulan, analiz edilen bunun nedenleri. Bölge uzmanı bir gazetecinin, Roula Khalaf’ın dünkü Financial Times’da “Türkiye Ortadoğu’da öncü rolü izliyor” başlıklı başyazı nitelindeki yazısı “Arap kamuoyunu fethetmek çok büyük çaba gerektirmiyor. Romantik televizyon draması ile İsrail karşıtı yorumları birleştirirseniz kamuoyundan hemen sempati kazanırsınız. Osmanlı dönemlerinin eski kolonyal gücü Türkiye, gayet iyi uyguladığı bu basit formülle şimdi Ortadoğu’ya geri dönüyor. İslami köklere sahip iktidardaki Ak Parti’nin ihtiraslarının ve kendisini kucaklamakta Avrupa’nın isteksizliğinin yol açtığı Türk hayal kırıklığının dürtüleri, Ankara’nın yumuşak bir yaklaşımla Ortadoğu seyahatine başlamasına imkân verdi: Arap dünyasının hayal gücünü harekete geçiren göz sulandırıcı dizilerin ihracı. Bu gönülleri fethetme taarruzunu İsrail’e Aralık ayındaki Gazze saldırısına yönelik sert eleştiri izledi.  Bu, Yahudi devleti ile ilişkileri gerse bile, Arap kamuoyunda iyi karşılandı” diye başlıyor.
Bu değerlendirme, benim gibilerin aylardır altını çizdiği bir olgu ile eş anlamlı: Türkiye, “bölge gücü” olacak ise, bu, İsrail ile Araplar arasında eşit mesafede durarak olmaz. Türkiye’nin “bölge gücü” olabilmesi, İsrail ile 28 Şubat döneminden bu yana sahip olduğu “balayı niteliğindeki özel ilişkileri” değiştirerek mümkün olur.
***         ***       ***
“Çok yakın zamana kadar Türkiye, Ortadoğu’nun sorunlarının ve bunların çözümlerinin kıyısında kaldı” diyen Financial Times yazısında, “gerek kamuoyu ve gerekse bölgedeki hükümetler nezdinde bölgede nüfuz kazanmasının iyi karşılanmasına yol açan iki temel faktör”den söz ediliyor. Bu iki temel faktör –aynı görüşteyim- şöyle ifade ediliyor:
“Birincisi, Ankara’nın diplomatik yönelimi, radikal örgütler ve siyasetleri arkalayarak bölgede nüfuz arayarak belli başlı Arap hükümetlerle ters düşen İran’ınkiyle zıtlık gösteriyor.
İkincisi, Türkiye’nin rol arayışı bölgede iktidar boşluğu sayesinde kolaylaştı. Başlıca dış güç olarak ABD’nin, ayrıca Mısır ve Suudi Arabistan gibi geleneksel güçlerin gelişmeleri biçimlendirme yeteneği azaldı.”
Al-Hayat’a Beyrut’tan yazan Carnegie Vakfı’nın Lübnanlı direktörü Paul Salem, benzeri bir tahlilden yola çıkarak, “Türkiye, Ortadoğu’da modernite ile bütünleşmiş olan tek ülke. Gelecek, İran, Mısır ve diğer Arap ülkelerinde değil. Türkiye’de pekâlâ olabilir” diyor.
Olabilir.
İsrail ile çok sıkı fıkı olarak olmaz.
X