Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye’nin zencileri: Kadınlar

YOK, bizim zenciler daha farklı. “Ayrıcalıkları” var. Mesela, ABD’de zenciler ırkçı beyazların barlarına giremezken, bizim zenciler, “damsız girilmez” denen yere, erkeklerin aksine, kırmızı halılarda tek başlarına giriyor.

Ya da, özellikle protokol resimlerine bakın, hep ön saftadırlar... Neden? Erkeğin, “Biz kadınlara değer veriyoruz. Bakın, aramızda kadın var” mesaj verme kaygısından. Mesela siyaset denince onlara partiler hep “özel kontenjan” ayrılır.
Bunlar iyi de, işin özünde, çok daha derin bir fark var: Riyakarlık farkı. Amerika’da 200 yıllık bir süreç, daha sonra Abraham Lincoln’un 1965 köleliği kaldırmasına karşın süren “yabancıya” dayalı renksel ayrım varken, Türkiye’de, ezelden rahmine düştüğü, kanından beslendiği kadına karşı yapılan  riyakarlığından söz ediyorum.
Madem Amerika, kölelik ve Lincoln dedik. Özümüze dönelim.  Türkiye’de kadınların doğal hakları için büyük mücadele veren Atatürk’ten söz etmemek olmaz. Atatürk, 1934’te kadınlara seçme ve seçilme hakkını sağlayan Anayasa değişikliğiyle ilgili şu yorumu yapmış: “Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasi hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını evdeki uygar yerini yetki ile işgal etmiş, iş hayatının her safhasında başarılar göstermiştir. Siyasi hayatta belediye seçimlerinde tecrübesini yapan Türk kadını, bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Uygar memleketlerin birçoğunda kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir. Türk kadını bu hakkı yetki ve liyakatla kullanacaktır.”
Ve çağdaş Ege
Atatürk çok doğru söylemiş. Ama maalesef ya erkekleri küçümsemiş ya da kadınlar onu hayal kırıklığına uğratmış. Evet, şimdi artık “Bir adım geriden yürü” demiyorlar. “Kadınlar çiçektir”, “Kadınlar başımızın tacıdır” diyorlar, ama ...
Gelelim, neden bu yazıyı yazdığıma. Aslında gecikmiş yazı. Çıkış nedeni ise, seçim döneminde siyasi partilerin “kadınlara kontenjan” ayırması. Buyurun kadınların Türk siyasi hayatındaki kontenjanına beraber bakalım: “Cumhuriyet tarihi” boyunca 9 bin 134 milletvekilinden sadece 236’sı kadın.
Yerel seçimlerden önce 3 bin 225 belediye başkanının ise sadece 18’i kadındı.
Ve çağdaş Ege (!) İzmir’in 24 milletvekilinden sadece dördü kadın. İzmir’deki bütün belediye meclislerindeki kadın üye sayısı 48. Ege’deki kadın belediye meclis üye sayısı 23. Muğla ve Uşak il genel meclislerinde hiç yerleri yok. İzmir İl Genel Meclisi’nde 13 kadın var. Ege’deki diğer illerin il genel meclislerindeki kadın sayısı 7.
İronik değil mi? Ama ben, kadınlara karşı olan bütün riyakarlığımla bu satırları yazıyorum. Varsın gerisini “damsız girilmez” yazan yere tek başına giren, protokol resimlerinde “çiçek” niyetine kullanılan ya da “Sayımız 3’ten 5’e çıktı” diye sevinen kadınlar düşünsün...

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI