Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye'nin Woodstock'ında Neler Yaşandı?

Günlük 25-30 bin kişilik katılım ve Türkiye alternatif müziğinin en güçlü isimlerini bir araya getiren kadrosuyla Zeytinli Rock Festivali bu yıl ülke tarihinin en iyi yerli festivali olarak kayıtlara geçti... 5 gün boyunca festivaldeydim ve neler olup bittiğine dair detayları bir araya getirdim...


Timsah uyanıyor; “Abi burası İstanbul’un bayağı dışındaymış ya, bitmedi mi yol?” Herkes birbirine bakıyor, kahkahalar yükseliyor... Daha önce pek çok kez katıldığım Zeytinli Rock Festivali’nin en iyi senesine, en Woodstock ruhlu senesine, Woodstock ruhunu en çok taşıyan yerli grup Flört ile gidiyorum... Deniz, kum, güneş, rock ve tatil... Şu sıralar daha iyi bir kombinasyon düşünemiyorum...

Türkiye’de kamplı müzik festivallerinin tarihi çok eskilere dayanmıyor. Batılı anlamdaki ilk örneği için H2000’i referans alabiliriz. Festival kavramı içinde hemen hemen tüm müzik türleri yer alsa da kamplı festivaller rock müzik çatısı altında ilerlemiştir genelde. Türkiye’de de böyle oldu. ‘90’ların stadyum konserleri furyasından sonra 2000’lerde pek çok firmanın “yabancı grup / sanatçı” içeren organizasyon işine girmesiyle pazar hareketlendi ve 2013’e kadar da ülke tarihinin bu anlamda en verimli dönemi yaşandı. Rock’n Coke’lar, Rockİstanbul’lar, Rock the Nations’lar, Barışarock’lar, One Love’lar, Sonisphere’ler, Unirock’lar ve irili ufaklı konsept festivaller derken Türkiye, özellikle de rock müziğin dünyaca ünlü pek çok efsanesini ağırlama şansına erişti. Tüm bu festivaller arasında bir tanesi sadece yerli grup kadrosu, mütevazı duruşu ve “rock tatili” konseptiyle git gide büyüdü: Zeytinli Rock Festivali. İlk olarak 2005 yılında Edremit Belediyesi desteği ve Poem Organizasyon iş birliğiyle “bedava” olarak düzenlenen festival, 2008 yılına gelindiğinde ülkenin en dikkat çekici festivalleri arasına girmeyi başarmış, İsveçli metal grubu Tiamat’ı ağırlayarak yabancı grup içeriğine de yer açmıştı. Organizasyon ve belediye arasındaki anlaşmazlık sebebiyle 2009 yılında Foça’ya taşınan festival iki sene Rock Tatili adıyla gerçekleşse de devamı gelememiş, Zeytinli ise farklı bir organizasyon firmasının 2010’daki başarısız denemesinden sonra festival defterini kapatmıştı.

2014 yılında küllerinden yeniden doğdu Zeytinli Rock Festivali. Bir dönem Kral TV’de “Konuşarock” adlı programıyla dikkat çeken rock müzisyeni Umut Kuzey’in koordinatörlüğünde tekrar düzenlenmeye başlayan festival, 3 sene içinde giderek büyüdü ve bu sene yerli gruplu festivaller arasında gelmiş geçmiş en iyi kadroyu kurarak adeta gövde gösterisi yaptı. 24-28 Ağustos tarihleri arasında 5 gün süren festivale rekor katılım sağlandı, onlarca grup performans sergiledi, sadece festival içi stant sahipleri değil, bölge esnafı da ihya oldu.

İsterseniz gelin festivalin detaylı raporuna geçelim...

Ana Sahne Notları
İlk Gün
- Festivalin açılışını yapan Flört her zamanki gibi diri performansıyla dikkat çekti. İlk şarkılarını çaldıklarında festival katılımcılarının çoğu henüz içeri girememişti ama konser bittiğinde grubu 10 bine yakın insan alkışlıyordu.
- Kurtalan Ekspres -gayet doğal olarak- setlist’i en çok eşlik gören gruplardan oldu. Çaldıkları Barış Manço ve Cem Karaca şarkılarıyla gençleri coşturdular.
- İskender Paydaş ve Ünlü iş birliği iyi bir beraberlikten ziyade “enteresan bir deneme” tadında kaldı. Yine de Paydaş’ın farklı isimleri yanına alarak bu tarz festivallere çıkmasını olumlu karşılıyorum.
- Festivalin benim açımdan en sıkıcı konserlerinden biri Bülent Ortaçgil’e aitti. Yanında efsanevi müzisyen Erkan Oğur’la sahne almasına rağmen bu tarz festivallerde temponun bu kadar düşmesinden yana olmadığım için birkaç şarkı dışında Ortaçgil performansı bana hiçbir şey vermedi.
- Moğollar bu ülkenin The Rolling Stones’u. Hâlâ tabanca gibiler. Hâlâ ilk şarkılarından son şarkılarına kadar her konserleri devasa seyirci coşkusu altında geçiyor. Zeytinli’de bu yıl adeta tarih yazdılar. Konser bittiğinde “umut” hissiyatı bünyemi ele geçirmişti. Kendi değerine bu denli büyük bir tutkuyla sarılan genç kitle karşısında tüylerim diken diken oldu. Grup resmen kendi seyircisi önünde gol olup yağan futbol takımı gibiydi. Bu konser birçok açıdan bana Led Zeppelin’in tarihi Knebworth konserini de anımsattı. Taner Öngür’ün bir dönem organizasyon kadrosunda yer aldığı Barışarock festivalinin tişörtüyle sahneye çıkması ise acaba “Zeytinli yokken Barışarock vardı gençler...” mesajı mıydı? :)
- Kendilerinden sonra Büyük Ev Ablukada olmasına rağmen Selda Bağcan & Boom Pam bence günün asıl headliner’ıydı. Bu sene Avrupa’nın ünlü festivallerinden Primavera’da sahne alarak bir bakıma son 10 yılda Batı dünyasının kendisini “keşfetmesini” kutlayan Bağcan, karşısında yaş ortalaması 18 olan ama her şarkısına ezbere eşlik eden bir kitle bulunca, kırık koluna rağmen coştukça coştu. ‘Yaz Gazeteci Yaz’ ve ‘Yuh Yuh’ sırasında alandan yükselen ses Akçay merkezden duyulmuş olabilir. O iki şarkıdaki coşkuyu hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum. Yıllar önce Jay Z’nin Glastonbury’de yarattığı etkiye benzer bir durum yaşandı Zeytinli’de: Kimse sahnedekinin hayranı değil, herkes tüm konser ezbere...

İkinci Gün
- The Ringo Jets festival boyunca ana sahneden en has rock‘n’roll sound’unu yükselten grup oldu. Üç kişilik ekip büyük sahnede kayboldu ama hem jilet gibi çalmaları sayesinde hem de müziklerindeki enerji dozajıyla kavurucu güneş altındaki kitleyi etkilemeyi başardılar.
- Gece, ana akıma yakın duran beste anlayışları ve İngiliz gruplarına yakın duran imajlarıyla son yıllarda favorilerim arasında. Özellikle son iki albümlerinin hastası olduğum grup, 1 saatlik süreleri boyunca en sevilen şarkılarını çaldı ve karşılığında da tahminimden çok daha yüksek bir eşlik aldı. Kendi grubummuş gibi sevindim.
- Ceyl’an Ertem de son iki albümüyle beni etkisi altına alan isimlerden. Sahne duruşuyla zaman zaman “ben artık büyüdüm, olgunlaştım, Yıldız Tilbe, Sezen Aksu tadına koşuyorum” tribini abartsa da şarkı arası anonslarda sempatikliği ve tevazusuyla durumu dengeledi. Özellikle ‘Sivas’ı Unutma’ şarkısının nakaratında ülke tarihinin büyük trajedilerini anması ve tüm o trajedilerde kaybettiğimiz insanların adlarını saymasıyla alanda çok güçlü bir hüzün dalgasına sebep oldu, pek çok kişi gözyaşlarını tutamadı. Tüyler ürpertici, uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir andı...
- maNga bence festivalin en iyisiydi. Hit şarkılarını peş peşe patlattılar ve onlardan sonra sahne alacak Teoman ile Duman’a pestili çıkmış bir kitle bıraktılar. Grubu çıkış yaptıkları 2004 yılından bu yana en az 30 kere izlemişimdir, bu performansları bugüne kadar izlediğim en iyi performanslarıydı. Çok başkaydı, çok güzeldi... Frontman’leri Ferman bir an bile yerinde durmamasıyla enerji saçtı, gitarist Yağmur cool duruşundan ödün vermeden hatasız çaldı, basçı Cem her zamanki gibi coşkuluydu ve davulcu Özgür işini çok iyi yapan bir makine gibiydi. “Nostaljik bir nu-metal grubu olma” tehlikesini, şarkılara modern düzenlemeler enjekte ederek aşan maNga, festival boyunca seyirciyi en çok zıplatan grup oldu.
- Teoman’ın sahne performansını hiçbir zaman sevmedim. Oysaki sahne dışı duruşunu ve genel tavrını beğenirim. Bence bu toprakların çıkardığı tek rockstar’dır kendisi ve hatta ülkenin en iyi röportaj veren müzisyeni de olabilir. Ama özellikle müziğe geri dönmesi sonrasındaki sahne performansları adeta eziyet. Bu konserinde beğendiğim tek şey, sahne tasarımına önem verip dekorasyon getirmesi oldu. Arkada kırmızı bir klasik sinema / tiyatro perdesi, önde şık bir alaturka koltuk, sağda bozuk görüntüde sabit kalmış eski model tüplü televizyon... Hepsi bir arada elegant bir manzara... Ama akustik tatta sunduğu performansıyla Teoman yine sıkıntı dışında bir şey sunamadı bana.
- Günün headliner’ı Duman, MFÖ’den sonra en sevdiğim yerli grup. Ve bence Türkiye’nin şu anda aktif olan en iyi grubu. Her albümlerini ezbere bilir, gittiğim her konserlerinden çok etkilenerek ayrılırım. Bu sefer öyle olmadı. Uzun süre düşük tempoda seyreden setlist dolayısıyla mı böyle hissettim yoksa günün yorgunluğu mu üzerime çöktü bilmiyorum ama bu seferki Duman konserinden pek tat alamadım. Öte yandan, grubun gitaristi Batuhan Mutlugil’in Keith Richards imajı takdirimi kazanırken, sahne kenarında Şebnem Ferah, Teoman ve Ceyl’an Ertem’in yanı sıra maNga ve Gece elemanlarının pür dikkat izledikleri bir performansa imza atmasıyla ne kadar büyük bir grup olduğunun altını da tekrar çizmiş oldu Duman.

Üçüncü Gün
- Baba Zula ülkenin en farklı gruplarından biri. Hatta dünya çapında eşlerine rastlamak zordur. O denli önemli ve ilgi çekici bir grup. Ama coşkunun yüksek olduğu bir rock festivalinde, benim “türkü trance” diye tanımladığım sound’larıyla biraz kafa karıştırdılar. Yine de Türk insanının genlerindeki “kapı gıcırtısına göbek atma” refleksi sayesinde eğlenenler de oldu performansları sırasında.
- Günün line-up’ı benim için çok zorlayıcıydı. Peş peşe Zakkum, Cem Adrian ve Feridun Düzağaç konserlerinden canlı çıkmayı başardım! İktidarım döneminde belli bir metronomun altına düşen sanatçı ve grupların rock festivallerine çıkmasını yasaklayacağım. Kendi konserlerinde kimi üzüyorlarsa üzsünler...
- İlk çıktıkları dönemdeki Captain Hook Bar performanslarını referans alarak Athena’nın “coşku dolu” bir sahne grubu olduğu yanılgısıyla mücadele ediyorum yıllardır. Hayır arkadaşlar, Athena hiç de öyle coşkulu bir sahne grubu falan değil yıllardır. Hatta Gökhan dışında gayet sakin ve uslu bir grup olduklarını söyleyebiliriz. Hele hele büyük sahne grubu hiç değiller. Öyle ki, kocaman sahnede tüm ekipmanı küçük bir bar sahnesinde çalıyorlarmış gibi 4-5 metrekare içerisine kurdular. Uzaktan bakınca “Vaaay, punk ruhu aaabiii...” nidalarına sebep olabilir ama bana kalırsa büyük sahnede kaybolmak istememelerinden ve teknik anlamda ancak birbirlerine yakınken “tight” çalabilmelerinden kaynaklanan bir karardı bu. O kadar gaz şarkıları olan grubun, bu kadar düşük tempoda seyreden setlist’le sahne alması da akıl alır gibi değildi. Hit üstü hit formülünü uygulayacaklarına, kendi zevk aldıkları şeyleri çaldılar ama bu sırada kitlenin en az yarısını da uyuttular. Üstüne üstlük coşkulu nakaratları olan şarkılarının birçoğunu da düşük tempoyla çalarak iyice enteresanlık peşinde koştular. Ben şahsen orta / düşük tempolu son iki albümlerinin hastasıyım ama iş festival performansına gelince hoplamak zıplamak isteyen kitlenin tarafındayım. Üzgünüm Athena, lütfen biraz daha tempo...

Dördüncü Gün
- Dünyanın başka hangi festivalinde organizasyonu yapan kişi sahne alıp bir de performans sergiler bilmiyorum ama Umut Kuzey her iki işin altından kalkmayı da başardı. Üstelik ‘90’ların ünlü popçusu Çelik’le bir şarkıda düet yaparak festivalin en özel anlarından birine de imza attı.
- Ana bestecisi ve basgitaristi Can Temiz’in bir süredir ABD’de yaşıyor olmasından dolayı iyice seyrekleşen konserlerine bir süredir başka bir basçı ile çıkan Model, bu konserinde vokalisti Fatma Turgut’un şahane performansıyla göz doldurdu. Yine de grubun yakın zamanda dağılacağı ve Fatma’nın solo olarak yola devam edeceği dedikodusu sebebiyle performanslarını odaklanarak izlediğimi söyleyemem.
- 20. yılını kutlayan mor ve ötesi, omzundan sakatlanan davulcusu Kerem Kabadayı’nın yerine Kurban’dan Burak Gürpınar ile sahne aldı. En sevilen şarkılarından oluşan setlist’i ile bekleneni veren grup, açılış şarkısı ‘Cambaz’ ve kapanış şarkısı ‘Bir Derdim Var’da yoğun eşlik aldı.
- Günün headliner’ı Şebnem Ferah festivalin en kalabalık konserini verdi. Cumartesi gecesi sahne almasının da avantajıyla yaklaşık 30 bin kişiye seslenen Ferah, her zamanki gibi üst düzey kalitede bir rock şovu sundu. Alev pyro’ları ile desteklediği performansında bir şarkıda Model’den Fatma Turgut, bir şarkıda mor ve ötesi'nden Harun Tekin ve bir şarkıda da Athena’dan Özoğuz kardeşleri sahnesine konuk alan Ferah, ayrıca 5 gün boyunca festivali takip eden tek müzisyen olarak tutkulu bir rock müzik hayranı olduğunu da tekrar kanıtladı.

Beşinci Gün
- Ankaralı grup Black Tooth sayesinde ana sahne metal sound’u ile tanıştı. Grubun çılgın vokalisti Tuna Vural’ın her zamanki dinamik ve hafif mizahi sahne persona’sı sayesinde yine unutulmaz bir konsere imza attı Türkiye’nin Pantera’sı. Onlar sahnedeyken dönen circle pit’in ve pogo’nun haddi hesabı yoktu. Ortalık toz duman oldu, bir ara göz gözü görmedi. Metal böyle bir şey işte. Seviyoruz.
- Pentagram ve Şebnem Ferah gitaristi Metin Türkcan, bu yıl ilk solo albümünü yayımladı ama albümü o kadar sevmedim ki, Türkcan’ın o albümden şarkılar çalacağı bu ilk lansman konserini izlemek içimden gelmedi. Ogün Sanlısoy’un konuk olduğu birkaç şarkı dışında sahneye bakmadım.
- Kurban; albümlerini çok sevdiğim ama sahne performansları albümlerinin gücüne yaklaşmayan gruplardan. En son 10 yıl önce jilet gibi çalıyorlardı ama yıllardır birbirinden “kopuk” 4 müzisyenin ayrı telden çaldığı performanslara imza atıyorlar. Bu konser de farklı değildi. Bir “grup” performansından ziyade, dağınık bir prova havası estirdiler. Üstelik son yıllarda konserlerinin seyrekleşmiş olmasından dolayı biraz da “aç” olmalarına rağmen... Kurban’da bir “motivasyon düşüklüğü” seziyorum ve bu beni üzüyor...
- Hayko Cepkin izlemeyi seneler önce bıraktım. Güzelim şarkıları “sırf böğürtüden ibaret gürültüler” hâline getirdiği için. Hayır, sert müzik yapmak öyle bir şey değil.
- Hemen her sene olduğu gibi, bu sene de kapanışı Pentagram yaptı. Intro olarak Yavuz Çetin tribute albümü için kaydettikleri şarkının enstrümantal bölümünü kullandılar. Murat İlkan sonrası mikrofonu devralan Gökalp Ergen’in sahne performansına bir türlü ısınamadığım için Pentagram konserlerinden eskisi kadar keyif alamıyorum. En son Yavuzfest performanslarını dördüncü şarkıda terk etmiştim ama bu sefer sonuna kadar kaldım. İyi de konser oldu. Gökalp’e rağmen... Rağmen diyorum çünkü yine grubu aşağıya çeken tek kişi oydu. Yahu sahneye konuk vokalist çağırdığında neden “tüm şarkıyı” sen söylersin? O zaman konuk neden sahnede? Düet dediğimiz hadise “paslaşma” üzerine kurulu değil midir? Biz mi yanlış biliyoruz? Sahnede Ogün Sanlısoy var, ‘Bir’ söylemek için bekliyor, ama Gökalp tüm şarkıyı tek başına söylemeye çalışıyor. Hayatımda daha saçma şey görmedim. Sonraki şarkı ‘Gündüz Gece’ ve sahneye konuk olarak Şebnem Ferah da ekleniyor. Ama o da ne? Gökalp yine tüm şarkıyı tek başına söylemeye çalışıyor. Yahu Şebnem Ferah var sahnede, Şebnem Ferah! Bırak şakısın kadıncağız. Neden onu bastırmaya çalışıyorsun? Sahne zaten senin... Bu kakofoni ne böyle? Grup şarkının içinde kayboldu resmen... Neyse ki bu iki düet skandalı ve Gökalp Ergen dışında Pentagram genel olarak iyiydi. Son şarkı bittiğinde kolonlardan ‘Sonsuzluk’un enstrümantal versiyonu yükselirken “Murat İlkan hâlâ grupta olsa ne kadar güzel olurdu...” diye düşünürken yakaladım kendimi...

Sahne Arkası Notları
- Festivalin ana sponsoru olan alkol firmasının sahne arkasında kurduğu özel lounge alanında basın mensubu arkadaşlar ve sahne alan grupların üyeleriyle bol bol vakit geçirme imkânım oldu. Kulisin gediklisi Şebnem Ferah’tı. 5 gün boyunca ana sahnede çalan pek çok grubu izledi ve sonrasında soluğu lounge’da alarak sabahın ilk ışıklarına kadar “after party” modunda takıldı.
- Fakat bu after party mevzusu müzik olmadan olmuyor. Alana Pentagram ile gelen DJ Nikki Wild duruma el koydu ve festivalin son gecesinde lounge’a ses sistemi kurdurarak unutulmaz bir veda partisiyle Zeytinli’ye nokta koymamızı sağladı.
- Sahne arkası ortamının rockstar’ı tabii ki Teoman’dı. Nasıl Axl Rose’un kulis fotoğraflarında hep sağında solunda bir sürü güzel kadın görüyorsak, Teoman’da da durum yıllardır aynı. Kıskanılası bir istikrar.
- 5 gün boyunca festival kulisi, meşhur dizi “Entourage”ın Türkçe rock versiyonu gibiydi. Tam bir “showcase” ortamı oluştu. Piyasanın üretim kısmında yer alan pek çok önemli isim bir araya geldi ve fikir alışverişleri ışığında geleceğe dair pek çok proje konuşuldu.
- Tabii böyle bir ortamda dedikodu dozajının yüksek olması da kaçınılmazdı... Kim kime yürüyor, kim kime pas vermiyor, kim kimin için ne demiş, kim geceyi kimin odasında geçirmiş... Hepsi ve daha fazlası siz isteseniz de istemeseniz de kulağınıza çarpılıyor. “Konuşursam herkes yanar!” kıvamındayım günlerdir.
- Ana sahne arkasında, grupların kulisleri olarak 5 adet karavan kullanıldı. Yurt dışında da doğayla iç içe pek çok festivalde yapılan bir uygulamadır bu.
- 5 gün boyunca sahne arkasının en ilginç siması Çelik’ti. Umut Kuzey’in sahnesine konuk olduğu gün dışında bile tüm vaktini lounge’da geçirdi. İşin enteresanı, hiçbir grubu izlemedi. Sanırım çocukları grupları izlerken onlara göz kulak olmak için oradaydı.

Genel Festival Notları
- Yıllar önce Rock’n Coke bir “numara” keşfetmişti. Festivale katılan insanları iki kere sayıyordu. Yani 15 bin kişilik festivali, iki gün olduğu için 30 bin kişilik gösteriyordu. Aslında çoğunluk kombine bilet sahibi, yani iki günde de aynı insanlar var alanda, ama işin PR numarası buydu işte: 15 bin demek yerine 30 bin deyip algı yönetimi yapıyorlardı. (Çok ihtiyaçları varmış gibi.) Aynı numarayı Zeytinli de keşfetmiş. Alan en fazla 30 bin kişinin konser izleyebileceği büyüklükte ama günlük rakamı -festival 5 gün olduğu için- 5 ile çarpıp “150 bin kişi katıldı!” diyorlar. Bu yanlış. Festival günlük ortalama 25-30 bin kişiyle gerçekleşti. Ve bu da 2016 Türkiye’si şartlarında yeterince mucizevi zaten. Yalana, abartıya gerek yok.
- Teknik prodüksiyon ve alan düzenlemesi açısından bugüne kadarki en başarılı Zeytinli Rock Festivali buydu. Yıllardır mütevazı ve hatta biraz da amatör görünen ana sahnesinde grupları ağırlayan festival, bu sene ilk defa genişliğiyle, truss’larıyla, yüksekliğiyle “sahne gibi sahne”ye kavuşmuştu. (Tabii hâlâ Avrupa festivalleri ölçeklerine çok uzağız.)
- Sahnenin teknik yeterliliklerine bağlı olarak gruplar da prodüksiyon konusunda geçtiğimiz yıllara oranla daha fazla olanağa sahiplerdi fakat bu avantajı sadece Şebnem Ferah, Pentagram ve Teoman kullandı. (Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla Hayko Cepkin de kullanmış.) Gruplarımız sahne dekorasyonu konusuna pek önem vermiyorlar ne yazık ki. Günümüzde müzik artık fevkalade “görsel” bir şey oysaki.
- Sahneye çıkış anı, müzik yapan insanların en önemli anlarındandır. Bizimkilerde bu bilinç de yok çok şükür. Bakkala gider gibi sahneye çıkan rock grubu görmekten içim şişti. Intro kullanan sadece birkaç grup vardı.
- Gruplarımız genelde ayakkabılarına bakarak çalan müzisyenlerden oluşuyor. Hâlâ. Ve zaten hemen hepsi büyük sahnede kayboldu. Koşan, zıplayan, rahat davranan, kasmayan bu kadar az müzisyenin olduğu başka bir rock festivali var mıdır acaba? Ülkemizden şöyle canavar gibi sahne grubu çıkamıyor bir türlü... (Pentagram’ı, Şebnem Ferah’ı ve Black Tooth’u ayrı tutuyorum.)
- Konserlerin en büyük virüslerinden biri de sürekli sahneye çıkıp duran roadie’lerdi! 2016 yılındayız, artık sahnede bu kadar teknik sorun olmayıversin lütfen. Roadie mi izliyoruz, grup mu izliyoruz belli değil. Rock gruplarının sahnesine bu kadar roadie’nin çıkıp habire bir şeyleri düzeltmekle uğraştığı başka ülke yoktur.
- Festivalin alternatif bir ismi olsaydı “Coverfest” olurdu. Neredeyse her grup en az bir cover çaldı. Koca festivalde baştan sona kendi şarkılarını çalıp inen sanırım sadece 1-2 grup vardı. Şaka gibi bir istatistik...
- Ülkenin içinde bulunduğu berbat durumu düşününce bu tarz festivallerde sahne alan sanatçıların anonslarla güncel konulara değinmesini veya en azından barış ve kardeşlik mesajı vermesini beklersiniz. Bu durum geçen senenin eksikliklerinden biriydi ama bu sene pek çok grup gayet güçlü, yerinde ve anlamlı anonslarla kitleye seslendi. Sık sık sevgi, barış, kardeşlik ve özgürlük çağrısı yapılması çok güzeldi.
- Son gün sahne alacak olan Ceza, sağlık problemi nedeniyle performansına birkaç gün kala festivale katılamayacağını açıkladı. Bu haberin ardından organizasyon komitesi hızlı bir kararla Cartel’i sürpriz bir şekilde festivale getirip sahne aldırmaya çalıştı ama maalesef bu çaba sonuçsuz kaldı.
- Tuvalet yetersizliği ve girişlerin sadece tek kapıdan yapılması festivalin en büyük sorunuydu. Yemeklerin kalitesi de pek tatmin edici düzeyde değildi.
- Ana sahne dışında bir de Keşif Sahnesi olması ve akşam saatlerinden itibaren alanda canlı müziğin hiç susmaması iyi fikirdi. Program iki sahne arasında karşılıklı ilerledi ve hiç çakışma yaşanmadı. Fakat Keşif Sahnesi gruplarının neredeyse tamamı cover grubuydu. Binlerce kişilik bir festivalde sahne alıp sana ayrılan sürenin yüzde 90’ını cover şarkılara ayırırsan nasıl “keşfedeceğim” ben seni ey Keşif Sahnesi grubu? Kendi şarkılarını çalmazsan senin hakkında nasıl fikir sahibi olacağım? 2-3 cover’a kimsenin itirazı olmaz ama sadece cover çalıp inen onlarca grup vardı... Yazık... Seyirci çekme maksatlı cover’a başvurmaya da gerek yoktu üstelik, zaten sahne önünde yeterince kalabalık toplanıyordu...
- Umut Kuzey’in sahnesine Çelik, Athena’nın sahnesine Şebnem Ferah, Metin Türkcan’ın sahnesine Ogün Sanlısoy, Şebnem Ferah’ın sahnesine Athena’dan Gökhan & Hakan, mor ve ötesi’nden Harun, Model’den Fatma, Pentagram’ın sahnesine Ogün Sanlısoy ve Şebnem Ferah konuk oldu. Bol konuk performanslı bir festivaldi yani.
- Sanılanın aksine, festivalin en uzun konserini Duman değil Athena verdi. 3 buçuk saate yakın süren bu performans aynı zamanda Athena tarihinin en uzun konseriydi.
- 5 gün boyunca festivalin içi kadar dışı da cıvıl cıvıldı. Alanın hemen yanındaki cadde adeta Rio karnavalı coşkusuna sahipti. Yaklaşık 1 kilometre boyunca karşılıklı kaldırımlarda gitar çalıp şarkı söyleyenler, kâğıt oynayanlar, tezahürat yapanlar, yöre halkının açtığı geçici tezgâhlardan alışveriş yapanlar, marketlerin önünde uzun kuyruklar oluşturanlar, şehir merkezine gitmek için otostop çekenler, yiyip içenler, sarılanlar, uyuyanlar... Her gün gruplar çalmaya başlamadan önce en az bir saatimi bu cadde üzerinde geçirdim ve içinde olduğum manzara her seferinde beni büyüledi. Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen gençler eğlenmek ve eğlenirken de kimseye zarar vermemek konusunda önceki nesilleri sollamış durumdalar. Hepsine helal olsun... Bu görkemli festivalin yıldızı tabii ki onlardı. Genci, yaşlısı, kadını, erkeği herkes barış, sevgi ve kardeşlik ruhuyla bir aradaydı. Tüm grupları bağırlarına bastılar, hepsine yıllarca yetecek motivasyonu sağladılar. Festivale akın akın gelerek ülkenin alternatif müziğine sahip çıktılar, can çekişen müzik sektörüne kalp masajı yaptılar. Ayrımcılığın şiddetine hiç pas vermeden farklılıkların zenginliğini kutladılar. 5 günlük de olsa üzerimizdeki kara bulutları dağıtıp ülke adına umut oldular... Birbirlerine -maddi, manevi- yardım ettiler, düşeni kaldırdılar, aşkı yaşadılar, özgürlüğü tattılar, güldüler, ağladılar... Bu festivale bilet alan herkes bir barış fidanı, bir kardeşlik sembolüdür artık benim gözümde. İyi ki varlar...

Festivalin “En”leri
En iyi frontman: Ozan Kotra (Flört) & Ferman Akgül (maNga)
En iyi gitarist: Batuhan Mutlugil (Duman) & Metin Türkcan (Pentagram & Şebnem Ferah)
En iyi basçı: Ahmet Güvenç (Kurtalan Ekspres)
En iyi davulcu: Burak Gürpınar (Kurban & mor ve ötesi)
En ikon müzisyen: Cahit Berkay (Moğollar)
En sevimli müzisyen: Selda Bağcan
En rockstar: Teoman
En iyi sahne kıyafeti: Slayer fontuyla yazılmış Sıla tişörtü (Umut Arabacı - Athena)

X