Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye’nin melez demokrasisi ve AK Partili demokratlar

ASLINDA Sabancı Üniversitesine bağlı İstanbul Politikalar Merkezi ve Amerikan düşünce kuruluşu National Democratic Institute önemli bir hizmette bulundular, Türkiye’de demokrasi algısını araştırdılar.

Sahada Metropoll tarafından uygulanan araştırmanın ana amacı Türkiye’de demokrasi algısını ölçmekti ve katılımcılara Türkiye’de demokrasiye 0 ile 10 arasında puan vermeleri istenmişti.
Ankete katılanların verdikleri notun ortalaması 5’ti. Bu not da, hem NDI’ın hem de başka bu çeşit ölçüm yapan kuruluşların standardında ‘Melez demokrasi’ olarak adlandırılıyordu. Yani ne tam demokrasi ne de otoriter bir sistem.
* * *
Bu araştırmayı yorumlayan Sabancı Üniversitesi’ne bağlı İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. Fuat Keyman ve aynı merkezden Özge Kemahlıoğlu, bir noktada şöyle diyorlar:
‘Türkiye’de yasadıgmız dönüsm süreci içinde demokrasinin bugün kars karsya oldugu tehlikeler, ikilem ve sorunlar, demokrasiye geçisten çok demokrasinin pekismesiyle ve güçlenmesiyle ilgili olarak ortaya çıkıyorlar; var olan demokrasinin kusurlu ve melez rejime dönüsme riskini ortaya çıkartıyorlar; ve, toplumsal algı düzeyinde de, demokrasimiz, ilerleme, pekisme, derinlesme egilimi yerine, tam da aksi istikamette, kusurlu olma, hatta otoriterlikle iliski içinde melezlesme egilimde olan bir yapıda görülüyor.’
Peki Türkiye’nin demokrasisi bizzat vatandaşlar tarafından neden ‘melez’ olarak görülüyor?
Bunun sebebi, gündelik tartışmalarımızda gizli. İnternet üzerindeki kısıtlamalar, hapisteki gazeteciler, medyanın şikayetleri, siyasal sistemdeki açık seçik eşitsizlikler bir biçimde vatandaşın algısına da yansıyor.
Daha fenası şu: Özellikle son dönemde, CHP’den değilse de medyadan daha fazla özgürlük isteyen ya da AK Parti’nin özgürlükçülük konusundaki samimiyetini sorgulayan eleştiriler karşısında hem iktidardan hem de çoğu zaman iktidarı savunan gazete ve yazarlardan gelen tepkiler.
Bu tepkilere bakıldığında, bütün bu eleştirilerin kaynağında AK Parti iktidarını yıpratmak/devirmeye çalışmak gibi niyetlerin olduğu varsayımından hareket edildiği görülüyor. Bir an için bu varsayım doğru kabul edilse bile, eleştirilen konularda haklılık payı olup olmadığına da bakılması gerekmez mi?
* * *
İfade özgürlüğünden başlayarak pek çok alanda sorunlarımız olduğu su götürmez bir gerçek olarak dururken AK Parti ve çevresinin mutlak bir savunma duygusuyla içine kapanması bana 70’li yılların Süleyman Demirel’ini, 1987-1991 arasının Turgut Özal’ını hatırlatıyor; bir zamanların reformist liderlerinin sıradanlaşıp muhafazakarlaşmasını yani.
Oysa Türkiye’nin daha fazla demokrasiye, daha iyi demokrasiye ihtiyacı var. Sokaktaki insan bile bunu görüyor, demokrasi notunu ona göre veriyor.

Keşke içimde bir polemik canavarı yaşasaydı

KENDİMİ bildim bileli diyebileceğim kadar küçük yaşımdan beri gazetecilik mesleğindeyim, o yüzden de sabahları 10-12 gazeteyi okumazsam kendimi hep eksik hissederim.
Ve gazete okuru haline geldiğim günden beri, gazete yazarları arasındaki polemikleri de mecburen izlerim.
Ama gazetecilik mesleğindeki kıdemime ve köşe yazarı olarak da 20 yıla yaklaşmama rağmen çok az defa kalem tartışmasına girdim. Ha bazen bir yazarın fikrini, dile getirme biçimini beğenmediğim ve o fikri eleştirdiğim oldu ama bu tartışmalarım hiçbir zaman kişisel seviyeye inmedi. Yani kavga hiç etmedim, tartıştım.
Bu, benim tercihim. Ama başkaları başka türlü tercih edebiliyor, fikirlerle değil kişilerle uğraşmayı ama bunu da sanki fikirlerle uğraşıyormuş kisvesi altına sokmayı vs becerebilenler var. Ben onlardan değilim.
Değilim ama bazen bu meslektaşlarımı kıskanarak izliyorum. Hatta bazen bana laf atanları bile kıskandığım oluyor.
Çünkü galiba aslında ben de gizli gizli istiyorum içimde bir polemik canavarı olsun; kendi meslektaşlarıma laf çakarak hayatımı kazanayım, hatta ehliyetim var mı yok mu bakmadan insanlara yeri gelince gazetecilik, yeri gelince insanlık, yeri gelince siyaset, yeri gelince magazin, yeri gelince demokratlık dersleri vereyim.
O kadar şirret olayım ki kimse bana hesap soramasın, bana laf çakmaktan bile korksunlar ama ben herkese laf söyleyebileyim.
Bu canavar keşke benim de içimde olsa. Ama yok.

X