Türkiye’nin hedefinde nakit zenginleri var

Dünya krizden kırılıyor. Büyük bir güven ve nakit sıkıntısı var. Dev bankalar ve şirketler müthiş zararlar açıklıyor.

Haberin Devamı

Ancak, bunlara rağmen hala büyük nakit paranın üzerinde oturan şirketler de var. Dünyanın en büyük 20 halka açık şirketindeki nakit tutarı, 2008 sonu itibariyle 570 milyar dolar düzeyine ulaşmış durumda. En büyük 100 şirketin 29’unun ise ciddi nakiti var. İlk 29 şirketin elindeki nakit para tutarı 1 milyar dolardan başlıyor, 100 milyar doların üstüne kadar çıkabiliyor.   

Diyebilirsiniz ki, ‘Zenginin parası züğürdün çenesini yorar.’ Aslında tam da öyle değil. En azından Yatırım Destek ve Teşvik Ajansı Genel Müdürü Alparslan Korkmaz’ı dinleyince, benim de bakış açım değişti. Çünkü, Türkiye’ye yabancı yatırımcı çekmeyi kendine iş edinen Korkmaz, hedefine bu tip şirketleri koymuş. Krize rağmen, elindeki parayı yatırıma dönüştürme hazırlığındaki şirketler var. İşte Türkiye onları odağına almış./images/100/0x0/55ead932f018fbb8f89a9a29

Haberin Devamı

Yabancı yatırım kıtlığı

Gerçekten de 2009 yılında yabancı yatırımcı kıtlığı yaşayacağız. Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (IIE) verilerine göre gelişmekte olan ülkelere para girişi 2008 yılında yüzde 57 oranında daraldı. 2009 yılında yüzde 50 daha daralma bekleniyor. Türkiye’nin bulunduğu ‘Gelişmekte olan ülkelere’ gelecek sermaye tutarının sadece 30 milyar dolar olacağının tahmin edildiğini söylesem, tablo daha iyi anlaşılır.

Ancak, buna rağmen Alparslan Korkmaz umutlu. Bu umudunun arkasında ise gözlemleri ve Türkiye’yi öne çıkaran 8 önemli kriter var:

1. 13 ülkede, 15 temsilci danışman ile çalışıyoruz. Birlikte çok iyi çalışıyor, Türkiye’yi tanıtıyoruz.
2. Şimdiye kadar iyi bir proje stoku oluşturduk. İlişkiye geçtiğimiz şirket sayısı 1113’e ulaştı.
3. Şu anda dar çemberin içindeki şirket ve fon sayısı 100’e ulaştı. Bunlara yoğunlaştık, yakın ilişkiler içindeyiz.
4. Yabancılar bizden ‘gerçek aktif’ istiyor. Balon ve spekülatif aktiflerden kaçıyorlar. Bu da Türkiye’de var.
5. Kökü ve dokusu sağlam ülkeler öne çıkıyor. Türkiye’de bu özelliklerin yanı sıra güçlü bir iç pazar, tarihi geçmiş ve kültür var.
6. İnsan kaynağını öne çıkarıyoruz. Türkiye, yıllık çalışma saati açısından, rakiplerinden daha iyi durumda. Dünyada 15. sırada. Ancak, yıllık 2 bin 129 saat ile, Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Ukrayna’dan çok daha iyi.
7. 2002-2007 arasında, reel üretkenlik artışında, Türkiye ortalama yıllık yüzde 7 büyüme sağladı. Bu oranlar Polonya, Macaristan, Hindistan ve Romanya’da yüzde 3.3-5.7 arasında değişiyor.
8. Türkiye’de işe gelmeme oranı sadece yüzde 1 düzeyinde. Oysa Çek Cumhuriyeti’nde bu oran yüzde 6’larda seyrediyor.

Haberin Devamı

SABANCI’DAKİ AYRILIK NORMAL

Merhum Sakıp Sabancı, 1995 yılında bütün aile fertlerini İstanbul’da bir araya getirmek istediğinde, organizasyona katılanların sayısı 200’ü bulmuştu. 2 yıl sonra Capital’de yaptığımız çalışmada, Sabancı Ailesi’nin nüfusunu 250 civarında hesaplamıştık. O dönemde Holding’in iletişimdeki arkadaşların yardımıyla yaptığımız bu araştırmanın başlığını da “Sabancı Köyü Kurulabilir’ diye vermiş, büyüklüğe dikkat çekmiştik.

Birkaç gündür ‘hisse satışı’ ve ‘yol ayrımı’ haberleriyle gündeme gelen Sabancı Ailesi, gerçekten dünya ölçülerinde kalabalık bir aile yapısına sahip. Hacı Ömer Sabancı, oğulları, onun kardeşleri, torunlar, kuzenler, damat ve gelinler derken, liste uzayıp gidiyor. Böyle bir tabloda, her bireye holdingde iş vermek, yeni kuşakları aile şirketlerinde tutmak mümkün değil.

Haberin Devamı

Birey başına düşen ciro hesabı

Bunun gerekçesini en iyi Ali Sabancı vermişti. Ali Sabancı, özetle şunları söylemişti:
‘Türkiye’deki holdingler büyük risk altında. Çalışan aile bireyi başına işin büyüklüğü, bir önceki yıllara göre küçülürse, o zaman insanlar birbirine sataşmaya başlıyor. Türkiye’deki şirketlerin sadece birkaçı, bir sonraki kuşağın sayısından fazla büyüyebiliyor. Oysa, birey başına düşen cironun daha hızlı artması lazım.’

Ali Sabancı ve onun gibi düşünenlerin yaklaşımı mantıklı… Ya Sabancı Holding’de başkan, CEO, grup başkanı ve şirket genel müdürlüklerinin tamamı aile bireylerinde olacaktı ya da aile bireyleri yönetim kurullarında pasif görev alacaklardı. Bunu yapmadılar, kendilerine yeni değer yaratma ve girişimcilik fırsatı yarattılar.

Haberin Devamı

İçinde bulunduğumuz kriz ortamında alınan karar yanlış gibi görünebilir. Ancak, özünde aile bireylerinin bazılarının girişimciliğe soyunması, yeni büyüme fırsatları için holding ve banka hissesi satmasında bir yanlışlık yok. Yeni şirketler ve istihdam yaratacaklar. Üstelik Sabancı Holding ve Akbank gibi dev kurumların bundan zarar göreceğini de sanmıyorum. Büyük şirketlerin kurumsal genleri daha dayanıklıdır.

CEO’LAR ŞİMDİ “ALTIN TABUT” PEŞİNDE

Her şey yolunda giderken, CEO’lardan iyisi yoktu. Batı basını bu yönetici sınıfını, ‘Aslansın, kaplansın. Ne kadar kazansan azdır’ diye pohpohluyor, ‘En çok kazananlar’ listelerini büyük bir takdirle yayınlıyordu.

Haberin Devamı

Ancak, şimdi devran döndü. Dünün ‘Ne kadar kazansalar azdır’ diye hayranlıkla söz edilen CEO’ları, şimdi kötü çocuk oldular. Her gün CEO’ların ücreti başta olmak üzere çeşitli tarafları öne çıkarılıp, eleştiriler diziliyor.

En yaygın eleştiri kaynağı ‘Yüksek ücret’ ile ‘Altın paraşüt’ (Golden parachute) denilen özel anlaşmalardı. Araba, tatil, emeklilik planı, limitsiz kartlar gibi haklar eleştiriliyordu. Şimdi ‘golden coffin’ (Altın tabut) anlaşması yapan CEO’lar hedef tahtasında.

Önce ‘Altın paraşüt’ ile kendi hayatlarını garantiye altına alan CEO’lar, ‘Altın tabut’ ile geride kalan yakınlarını korumayı amaçlıyorlar.

Örneğin, bir şirketin CEO’su ölümü halinde ilk yıl 2 milyon dolar, ikinci yıl bunun yüzde 75’i, üçüncü yıl ise yüzde 50’sinin yakınlarına ödenmesini anlaşmasına koymuş.

Bakarsanız, giderken arkada kalanları korumak, yöneticinin hakkı… Ancak, aynı zamanda hissedarların ve sıradan yatırımcıyı da düşünmek gerekiyor. Burada ipin ucu kaçıyor. Zaten anında hissedarlar ayağı kalkıp, bu tip anlaşmaları önlüyor ya da önlemeye çalışıyor.

Yazarın Tüm Yazıları