Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye’nin başbakanı kimin sözünü dinler?

SON olarak Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği’nin Yüksek İstişare Kurulu toplantısında, TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, ‘Uludere’de ve Afyon’da ne olduğunu bilmek hakkımız’ deyince Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın şimşeklerini üzerine çekti. Başbakan, Boyner’e ‘İşinize bakın’ dedi.

Başbakan Erdoğan’ın bu tutumu bir süredir gözlenen bir  şey. O gözlemlerimden hareketle 4 Eylülde burada ‘Türkiye’nin kendi başbakanıyla derin iletişim problemi’ başlıklı bir yazı yazdım.

Başbakanla TÜSİAD arasında yaşanan, tam da bu yazıda sözü edilen cinsten bir iletişim sorunu. Başbakan, kendini Türkiye’nin geri kalanına kapatmış durumda.

Oysa TÜSİAD Başkanı’nın sorduğu soruya sığan temenni, bütün demokrartik rejimlerde son derece normal olan bir durumu anlatıyor: Kamuoyunun bilme hakkı.

Uludere’de jetlerimizin nasıl bir hatalar zincirinin sonunda kendi vatandaşlarımızdan onlarcasını öldürdüğünü bilmek istemekten daha doğal ne olabilir?

Demokratik ülkelerde yönetimlerin görevi, hem bu hatalar zincirini ortaya çıkarmak hem de aynı hatanın yeniden olmaması için gereken tedbirleri alıp vatandaşlarına güven vermektir.

Afyon’da olan da aynı şey. Savcılığın hızlı soruşturması sonunda bir sabotaj ihtimalinin olmadığı ortaya çıktığına göre 25 kişinin yaşamına mal olan şey bir ‘kaza’dır. Kazalar da ilahi takdirle değil, insan hatalarıyla meydana gelirler. Burada idarenin görevi, aynı kazanın bir daha tekrar etmemesini teminen önlemler almak ve bunu kamuoyuyla uygun biçimde paylaşmaktır.

Ama baksanıza Başbakan bu denli masum ve açıkçası düşmanca olmayan üslupla ifade edilmiş görüşlere bile sert tepki veriyor.

Bu durumda, akla ister istemez tek bir soru geliyor:  Kim neyi nasıl söylerce Başbakan buna öfkelenmez ve hatta ‘Haklısın’ der, konuyla ilgilenir?

Türkiye’nin anayasal düzeni gereği, burada seçim dönemleri dışında siyaset, bir konuyu başbakana duyurabilmek, başbakanın o konuyla ilgilenmesini sağlayabilmek ve onu ikna edip değişimin gerçekleşmesini ümit etmek için yapılır.

Maalesef ülkemizin çarpık demokrasisinin gerçeği bu. Tek bir kişiye ulaşmaya, onu ikna etmeye çalışırsınız ki, işiniz görülsün, dileğiniz yerine gelsin.

Başbakanlara eminim kişisel ricada bulunanlar da vardır ama benim söylediğim şey kişisel istek ve temennilerin ötesinde, toplumsal istek ve temennilerle ilgili.

Ve eğer başbakan kulaklarını kapattıysa, kimseyi dinlemiyorsa, kendisine ulaşmak isteyenleri tersliyor, onların masum ve sıradan taleplerini bile kamuoyu önünde dile getirmelerini de düşmanca buluyorsa, sistemimiz kilitleniyor.

İşin garibi, bu geçmişte şikayet ettiğim, bugün etmeye devam ettiğim sistemik mekanizmayı değiştirmenin bir tane anahtarı var; o da Anayasayı değiştirmek; ama Anayasayı değiştirmek de son kertede o başbakanın ikna edilmesine bağlı.

Sahiden ne oldu Uludere soruşturması?

Afyon’daki patlamanın ardından savcılık hızlı bir soruşturma başlattı ve soruşturma ilk sonuçlarını vermeye başladı bile.

Peki aynı hızda bir soruşturma Uludere için neden yapılamadı? Oların üzerinde onca ay geçti, ne bir dava açıldı ne de takipsizlik kararı verildi.

Aynı şekilde, Uludere için bir de idari soruşturma vardı, o ne oldu?

Yok mudur, adli ve idari soruşturmaların hangi aşamada olduğu konusunda bizi aydınlatacak bir yetkili?

Esas işine bakması gerekenler onlar değil mi?

‘Başbakan eskiden iyiydi ama şimdi değişti’ demek anlamsız

Öteden beri yazılıp çizilen şu laflara hep çok gülmüşümdür: ‘Ah Demirel ve Ecevit eleştiriye çok tahammüllüydü, bu başbakan öyle değil...’ ‘Ah Turgut Özal aleyhindeki karikatürlerin sergisine gelmişti, bu başbakan dava açıyor...’

Ülkelerin yönetiminde başbakanlık makamına gelmiş kişilerin karakter özellikleri de bir ölçüde etkilidir elbette ama ülkelerin hukuk düzenleri ve anayasaları bu etkileri sınırlamak, hatta neredeyse etkisizleştirmek için vardır.

Türkiye’de bir başbakanın karakter özelliklerinin ülke için çok iyi veya çok kötü olmaya başladığı konuşuluyorsa, bu bizim gerçek bir hukuk düzenine ve anayasal demokrasiye sahip olmadığımız içindir.

Anayasa ve hukuk düzeni, yönetime gelmiş kişilerin belli sınırlar içinde hareket etmelerini sağlamalıdır.

Gerçek demokratik anayasası ve hukuk düzeni olan bir ülkede, Uludere’de veya Afyon’da ne olduğu Başbakana sorulmaz bile; çünkü cevap işi o olanlar tarafından zaten çoktan verilmiş olur.

 

X