Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türkiye’nin 2 temel sorunu: Gerontokrasi (Yaşlıların egemenliği), ve patriyarki (Erkeklerin egemenliği)

    Cansu ÇAMLIBEL / Pazartesi Yüz Yüze - Fotoğraflar: Rıza ÖZEL
    05 Ocak 2015 - 01:04Son Güncelleme : 05 Ocak 2015 - 01:35

    Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, deyim yerindeyse CHP’nin genç yeteneklerinden. Meclis ortalaması üzerinden düşününce ‘genç’ diyoruz ama kendisi düzeltiyor ’40 yaşımı doldurdum, ben de artık Türkiye’nin yaşlı yüzde 50’sine katıldım’ diye.

    Erdemir aslında bir sosyal antropolog. Yüksek lisans eğitimini Harvard’da ‘Sosyal Antropoloji ve Ortadoğu’ üzerine yapmış. Dolayısıyla Ortadoğu’yu da yakından tanıyan, takip eden bir akademisyen. Geçen hafta Ürdün’ün başkenti Amman’da Kudüs Siyasi Çalışmalar Merkezi tarafından düzenlenen ‘İslamcılar İktidarda’ çalıştayına katıldı. AK Parti’yi temsilen Emrullah İşler, HDP’yi temsilen ise Altan Tan da oradalardı. Amman’dan AK Parti’nin Arap sokağındaki algısına dair taze izlenimlerle döndü. Yılın soğuk ilk günlerinden birinde Ankara’da buluştuk. Hem Arap dünyasının hem de CHP’nin hallerini konuştuk.

    ARAP DÜNYASINA GÖRE AKP İHVANCI BİR PARTİ

    - Amman’daki çalıştayda neler konuşuldu?

    Müslüman Kardeşler’e yakınlığıyla bilinen partilerin iktidara geldiği 5 ülke masaya yatırıldı. Fas, Tunus, Mısır, Irak ve Türkiye örnek vakalardı. Benim açımdan çarpıcı olan şuydu; AKP Türkiye’de kendini muhafazakâr demokrat bir parti olarak sunsa da, Arap dünyasında kendisini destekleyenler de karşı olanlar da AKP’yi Müslüman Kardeşler (İhvan el-Müslimin) partisi olarak görüyor. Eleştirel bakanlar, AKP’nin Türkiye’nin dış politikasını Müslüman Kardeşler eksenine sıkıştırmasını tarihi bir yanlış olarak görüyorlar. Diğer çarpıcı tespitim ise şu; Türkiye bugün artık Katar ve Hamas üçgeninde algılanıyor. Bu da Türkiye’nin artık bölgede eski ağırlığının kalmadığının ve yumuşak gücünü hızla kaybetmekte olduğunun yansıması.


    - Diğer ülkelerden katılımcıların AK Parti’yi İhvan hareketinin bir parçası gibi tanımlamasına Emrullah İşler’in bir itirazı oldu mu?

    Emrullah Bey, AKP’yi yine bir muhafazakâr demokrat hareket olarak tanımladı, İslamcı bir hareket olmadıklarını ifade etti. Oysa orada AKP’yi destekleyenler de, eleştirenler de AKP’yi İhvancı bir hareket olarak gördüklerini ortaya koydular. Burada şöyle bir özeleştiri yapalım; sosyal demokratlar tarihsel olarak Ortadoğu’daki gelişmeleri çok yakından takip etmediler ve bu bölgede çok büyük bir varlık göstermediler. Bölgeyi homojen olarak gördüler. Oysa ki bölgede çok farklı güçler birbirleriyle mücadele içinde. Türkiye’nin sosyal demokratları mutlaka Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki özgürlükçü ve sosyal demokrat hareketlerle yakınlaşmalı, onlarla ortak mücadele platformları kurmalı. Bunun AKP’nin başını çektiği İhvancı bloğu dengeleyebileceğini düşünüyorum.

    ERDOĞAN ARAP SOKAĞINDA KUTUPLAŞTIRICI BİR FİGÜR

    - Nasıl bir dengeden bahsediyoruz?

    Sosyal demokratlar bir an önce şunu fark etmeli; bugün AKP, başta Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, BAE ve Ürdün’den oluşan bir blok tarafından dışlanmış durumda. Gerek Arap siyasi elitleri arasında gerek Arap sokaklarında AKP’nin sevmeyeni seveninden fazla. Türkiye’ye genelde aksettirilen tablo Recep Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu’da büyük bir kurtarıcı olarak görüldüğü. Oysa Arap sokağını yakından tanıyanlar biliyor ki, Erdoğan yalnızca Türkiye içinde kutuplaştırıcı bir figür değil, aynı zamanda Arap sokaklarında da kutuplaştırıcı bir figür. Arap sokaklarındaki İhvancı olmayan çoğunluk Erdoğan’a ve Arap coğrafyasında giriştiği siyasi projeye çok eleştirel bakıyor.

    - Nedir o siyasi proje?

    İslam coğrafyasında çoğunlukçu otoriter Müslüman Kardeşler iktidarlar ağını kurmak.

    ÇEVREDE OTORİTER REJİMLER YÜKSELİRKEN TÜRKİYE’DE SOSYAL DEMOKRAT İKTİDAR MÜMKÜN DEĞİL

    Türkiye’nin 2 temel sorunu: Gerontokrasi (Yaşlıların egemenliği), ve patriyarki (Erkeklerin egemenliği)

    - Velev ki böyle... Sosyal demokratlar nasıl alternatif bir ilişkiler ağı geliştirecek? Hadi CHP’yi ‘sosyal demokrat’ olarak kabul edelim, iktidarda bile değilsiniz ki!

    Ben Türkiye için “tek ülkede sosyal demokrat iktidar” projesinin mümkün olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de sosyal demokrat iktidarın kendi yakın coğrafyasındaki özgürlükçü iktidarlarla beraber yükselebileceğini düşünüyorum. Komşumuz Suriye ve Irak’ta IŞİD egemenken, Türkiye’nin çevresinde otoriter ve baskıcı rejimler yükselirken Türkiye’nin bütün bu süreçlerden bağımsız olarak demokratikleşmesinin mümkün olmadığına inanıyorum. Bu nedenle de sosyal demokratların iktidar projelerini hem Türkiye içinde hem de Türkiye dışında götürmeleri gerektiğine inanıyorum.

    KİMLİK SİYASETİNİN ÖZGÜRLÜKÇÜ ÇÖZÜMÜ TÜRKİYE’NİN BİRLİĞİNE ZIT DEĞİL

    - CHP neden ülkenin acil müdahale bekleyen meselelerinde neden sizin savunduğunuz evrensel ilkelerin öngördüğü çizgide politikalar üretemiyor? Kürt sorununu ele alalım mesela. Kürtlerdeki algınız kabaca MHP’nin çok da uzağına düşmez. Neden CHP bu bakışı değiştiremiyor?

    Algı ve gerçeklik farklı. Aralık ayında Kürt sorununa özgürlükçü çözümler öneren 70 maddelik bir yasa paketi sunduk. Bu yasa tekliflerinin her biri geçtiğimiz üç yıl içinde AKP engeline takıldı. Burada bir yaklaşım farkı var. Biz sosyal demokratlar olarak önce yasaların demokratikleşmesi gerektiğine, bunun da daha özgürlükçü bir anayasa için bir yol temizliği oluşturacağına inanıyoruz.
    AKP radikal ve jakoben bir parti. Çözümleri tepeden inmeci ve keskin şekilde hayata geçirmek istiyor. CHP’nin seçim barajının yüzde 3’e düşürülmesini de içeren öneriler paketinin Kürt sorununda Türkiye’yi çok rahatlatacağına inanıyorum. Paketimizin HDP’nin taleplerinin yüzde 90’ını da karşılayacağına inanıyorum. Kürt sorunundaki tıkanıklığın merkezinde çözümü iki otoriter lider arasındaki pazarlığa endeksleyen zihniyet yatıyor.

    - CHP’nin bugüne kadar Türk kimliğini hep bir üst kimlik olarak dayatma ısrarı oldu. Emine Ülker Tarhan gibi ‘ulusalcı’ diye tanımlanan siyasetçilerin partiden ayrılmasından sonra bu konularda CHP’nin daha farklı bir çizgi izleyebileceğine inanıyor musunuz?

    CHP’nin iki önemli siyaseti birleştirmek zorunda olduğuna inanıyorum. Birincisi, ayrımsız ve istisnasız her bir yurttaşı kucaklayan eşitlik siyasetidir. Diğeri de Türkiye’deki farklılıklara yaşam alanı açan ve farklı toplulukların kendilerini ifade etme imkânlarını güçlendiren çok kültürlü siyaset anlayışıdır. Bu iki siyaset birbiriyle çelişmez. CHP bu ikisinin zıt projeler olmadığını, Türkiye’de kimlik siyasetinin özgürlükçü yaklaşımlarla çözümünün Cumhuriyet’i de eşit yurttaşlık anlayışını da Türkiye’nin birlik ve beraberliğini de güçlendireceğini halka anlatmalı.

    - Anlatabilecek mi peki? Seçime neredeyse 5 ay var. Bunu bu kadar kısa süre içinde yapabilir mi?

    Şunu kabul etmeliyiz ki çoğunlukçu otoriter rejimlerde siyaset yapmak çok zor. Algıyı doğru yönetmek de çok zor. Özellikle de Türkiye gibi basın ve ifade özgürlüklerinin kısıtlandığı coğrafyalarda özgürlükçü siyaseti geniş kesimlere aktarmak hiç kolay değil.

    HDP, AKP İLE ORTAK NOKTA DEĞİL, PAZARLIK İMKÂNI BULUYOR

    - Neden özgürlükçü bir hareketten gelen HDP kendisini muhafazakar AK Parti’ye daha yakın hissediyor bugün?

    Ben HDP’nin AKP ile ortak noktalar bulabildiğine, ortak değerlerde buluşabildiğine inanmıyorum ama bir pazarlık imkânı bulabildiği doğrudur. Oysaki HDP’nin ihtiyacı pragmatik pazarlık imkânı değil temel hak ve özgürlükler temelinde bir müzakeredir. Bu süreçte CHP’nin tarihi misyonu Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin platformu olmaktır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde siyaset yürütmek isteyen, AB’ye inanan, AİHM kararlarını ciddiye alan, temel hak ve özgürlüklere istisnasız bağlı herkesin ev adresi CHP olmalı. CHP bu özgürlükçü platformu inşa ettiği ölçüde zaten Türkiye’deki farklı kesimler de kendilerini bu çerçeveye ait hissedecekler.

    TÜRKİYE’NİN İKİ TEMEL SORUNU; GERONTOKRASİ VE PATRİARKİ

    - Hep CHP’nin nasıl olması gerektiğini anlatıyorsunuz. Fakat bugün hiç de böyle bir CHP yok karşımızda. Bunları söylerken kendinizi onulmaz bir iyimserlik içinde hissetmiyor musunuz? Bu anlattığınız çizginin gerçekten bir karşılığı var mı CHP’de?

    Her şeyden önemlisi özgürlükçü ve iyimser siyasetin toplumda bir karşılığı var. Tarih bu noktaya akıyor. Türkiye’nin en temel iki sıkıntısı gerontokrasi (yaşlıların egemenliği) ve patriarki (erkeklerin egemenliği). TBMM’de toplumun yarısını oluşturan kadınlar yüzde 14, seçmenin yarısını oluşturan 40 yaş altı nüfus yüzde 9 oranında temsil ediliyor. Türkiye’de gençler kadınlardan bile daha az temsil ediliyor, daha fazla ayrımcılığa uğruyor, siyasetten sistematik olarak dışlanıyor ve bunun farkında bile değiller. Ben Türkiye’nin geleceğinde kadınların ve gençlerin daha çok temsil edildiği bir siyasetin var olacağını düşünüyorum. CHP’yi bekleyen bir kez daha 70’lerde Ecevit’in başını çektiği gençlik devrimini yapmaktır. 1970’lerde CHP’yi iktidara taşıyan kadro 30’lu yaşlarında partinin yetkili kademelerine gelen bir kuşaktı. Bugünse CHP’de 30’lu yaşlardaki siyasetçilerin partinin yönetiminde söz sahibi olmasını hayal bile edemiyoruz. Ben CHP’nin geleneğinde bu gençlik devrimlerini görüyorum. Şu anda da bir gençlik devriminin tam zamanı diye düşünüyorum. En son gençlik devrimi benim doğduğum yıllarda gerçekleşmiş. Artık yeniden zamanı geldi.

    - Siz hem partinizin hem de Meclis’in en genç siyasetçileri arasında sayılıyorsunuz. Ama aslında 40 yaşındasınız.

    Evet, ben 2014 yılında 40 yaşıma girdim. Ben CHP için artık çözümün bir parçası değilim. Türkiye’nin 40 yaşından büyük yaşlı yarısının mensubuyum. Ben artık sorunun bir parçasıyım. Daha iddialı konuşayım; ben de dahil hepimizin yerimizi yavaş yavaş 18-40 yaş arası siyasetçilere devretmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’nin o yeni fikirlere, o yeni üsluba, o yeni dile ihtiyacı var. Biz bunu Gezi Parkı’nda gördük.

    CHP ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR İTTİFAK PLATFORMUNUN ADRESİ OLMALI

    - Çok sık sosyal demokratlık vurgusu yapıyorsunuz. 2014 yılında özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin merkez sağ ve hatta muhafazakâr oylara yönelik hamlesi içinize sindi mi?

    CHP, gerek tüzüğü gerek programı gerek geleneği nedeniyle sosyal demokrat bir parti. CHP’nin temel siyasi doğrultusu da sosyal demokrat siyaset olmalı. Fakat bu, ittifakları dışlamamalı. CHP merkez ve merkez sağdaki özgürlükçü kesimlere kucak açmalı, onların da kendilerini rahatça ifade edip siyaset yapabilecekleri bir zemin sunmalı. Çünkü eğer Türkiye özgürlükçü demokrat bir ittifak platformunu bugün oluşturamazsa Türkiye demokrasisi kısa vadede sıkıntıya girebilir. Weimar Cumhuriyeti’nde de bu tür özgürlükçü demokrat bir siyaset oluşturulamadığı için Hitler demokrasiyi kurumlarıyla birlikte sökebilmiştir.

    - Parti içinde yönetim kademelerine ne kadar duyurabiliyorsunuz sesinizi?

    Biz CHP’de kendimizi rahatlıkla ifade edebiliyoruz ama vizyonumuzun hayata geçmesi hak ve taleplerimizin altın tepside sunulmasıyla olmayacak. 70’li yıllarda kimse CHP’yi gençlere altın tepsi içinde sunmadı. Gençlik siyaseti İsmet İnönü gibi bir siyasi deve karşı mücadele edip kendini parti yönetimine taşıdı. Dolayısıyla bugün asıl sorumluluk CHP içindeki sosyal demokrat gençlere düşüyor. Onların tıpkı 70’lerde olduğu gibi ‘Haklar verilmez, alınır’ diyerek parti içinde daha etkin temsilin kapılarını kendi güçleriyle aralamaları gerekiyor.

    - 2015 seçimlerine girip siyasete devam edecek misiniz?

    Siyasetçiler siyasete karar vermez, siyaset siyasetçilere karar verir.

    AKP’NİNKİ ‘GELENEKSİZ MUHAFAZAKÂRLIK’

    - Kendinizi siyaseten nasıl tanımlıyorsunuz?

    Ben kendimi geleneksel bir sosyal demokrat olarak tanımlıyorum. Siyasi partiler belli bir geleneğin içinde kurumsallaşıp sonra değişip dönüşmeyi başarabilmeli. CHP kendi tarihi içinde çeşitli kereler bu yenilenmeleri gerçekleştirdi. Cumhuriyet’i kuran tek parti, çok partili sisteme geçişi sağladı. İsmet İnönü ‘En büyük zaferim kaybettiğim seçim’ diyebildi. Çok partili hayatta CHP kendisini ortanın solunda tanımladı. ‘Ortanın solu Moskova yolu’ diye çok ağır saldırılara maruz kaldığında bile kendi siyasetine sahip çıkabildi. Avrupa sosyal demokrasisi de geleneğe çok önem verir, çünkü demokrasiyi ayakta tutan teamüldür, kurumlardır, kurumların inşası uzun yıllar ve gelenekler gerektirir. Bugün Türkiye’nin en büyük sıkıntılarından biri AKP’nin geleneksiz muhafazakârlığıdır. Kent mimarisine bir saygısı yok, kent ormanlarına bir saygısı yok, kurumlara bir saygısı yok. Bugün kurumlar bir gün içinde kanun hükmünde kararnamelerle baştan aşağı yeniden yapılandırılabiliyor. AKP gelenek düşmanı, radikal, baskıcı, tepeden inmeci, jakoben bir parti. Eğer AKP, Osmanlı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşanmışlıklarına biraz daha saygı duysaydı Türkiye’deki bu kutuplaşmalar yaşanmayacaktı.

    ŞİŞLİ KAVGASINDA GEREKEN YAPILMALI

    - Mustafa Sarıgül’ün yeni Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü üzerinde bir vesayet kurduğu ve istifaya zorladığı yönündeki suçlamalar sizde ‘Aman Allah’ım ben nerede siyaset yapıyorum’ gibi bir duygu yaratıyor mu?

    Siyaset çok çalkantılı bir uğraş. Siyasetle yakından ilgili olmayan kişiler siyasetin içine girdiklerinde çoğu zaman bir kültür şoku yaşarlar. CHP şeffaflık ve hesap verebilirliği Türkiye için talep ediyorsa elbette kendi içindeki süreçlerde de şeffaflık ve hesap verebilirliği talep ediyor olmalı. Ben parti içi mekanizmaların gereğini yapacağına inanıyorum.

    - Sözlerinizden siyasete giren bir akademisyen olarak sizin de bir kültürel şok yaşadığınızı mı çıkarmamız gerekiyor?

    Siyasete ilişkin romantik beklentileri olmayan bir antropolog olduğum için kültür şoku yaşamadım.

    - CHP liderinin bugüne kadar bu kavga konusunda iyi bir sınav verdiğini düşünüyor musunuz?

    CHP meselenin üstünü örtmek şeklinde bir tavır almadı. Aksine, partinin yetkili kurullarında tartışılmakta olan bir mesele. Ben sabırsız olmamamız ve parti içi süreçlere zaman tanımamız gerektiğini düşünüyorum.

    GENÇ YAHUDİLER TÜRKİYE’Yİ TERK EDİYOR

    - Türkiye toplumu 2014 yılı itibarıyla antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) meselesinde nerede?

    Bu Türkiye’nin en sorunlu alanlarından biri. Tahkirle Mücadele Birliği’nin (ADL) yaptığı son çalışmaya göre Türkiye dünyadaki en antisemit toplumlardan biri. Türkiye’de İran’dan bile daha yoğun antisemit duygular egemen. Bunu halının altına süpürmek yerine bu sorunla yüzleşmek zorundayız. Mesele sadece inanç temelli ayrımcılık ve nefret suçlarıyla mücadele meselesi değildir. Mesele Türkiye’nin önümüzdeki süreçte ekonomik ve politik ekosistemi meselesidir. Türkiye’deki genç Yahudilerin ülkelerini terk ettiğini görmeye başladık. Eğer Türkiye ayrımcı, dışlayıcı, nefretin egemen olduğu bir ülke olmakta ısrar ederse, Türkiye yatırımları cezbeden bir ülke de olamaz. İnanç Özgürlüğü ve İş Vakfı’nın yaptığı bir araştırmada, dünyada inanç özgürlüklerinin güçlü olduğu ülkeler rekabet endeksinde de üst sıralarda. Türkiye, inanç özgürlüklerini vicdanı için değilse bile cüzdanı için istemek zorunda. AKP özgürlükçü, eşitlikçi değerlere inanmıyorsa bile Türkiye ekonomisini bu darboğazdan çıkarmak için temel hak ve özgürlükler noktasında açılım getirmek zorunda. Biz CHP olarak özgürlükleri cüzdanımız için değil vicdanımız için savunuyoruz.

    ERMENİSTAN SINIRI AÇILMALI

    - 1915’in 100. yıldönümü olan o sene, sonunda geldi. Sizce Türkiye nasıl bir yol izlemeli?

    Soykırım kavramı üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalar yürütmek yerine Barack Obama’nın yaptığı gibi Medz Yeghern (Büyük Felaket) kavramını kullanarak bu topraklarda yaşanan acılara ilişkin çok geniş kesimlerin duygudaşlık geliştirebileceğini düşünüyorum. Bu toplumsal süreçlerin de siyasi süreçlerle birlikte yürütülmesi gerekiyor. Türkiye, Ermenistan sınırını açmalı. Bana kalırsa Türkiye’nin bugün Ermenistan’da, İsrail’de, Mısır’da ve Suriye’de büyükelçilerinin olmaması kabul edilemez. Bir antropolog olarak şöyle bir iddiam var; bölge halkları siyasi engellerden, sınırlardan, bürokratik önyargılardan kurtulunca çok kısa sürede canciğer kuzu sarması gibi yakınlaşabiliyor. Ama liderlik çok önemli. CHP bugüne kadar bu tür konularda hep sorumlu siyaset yaptı. Türkiye’nin İsrail’den Ermenistan’a, Mısır’dan Suriye’ye tıkanmış süreçlerinde hükümet adım atarsa CHP destekleyici olacaktır, sorumlu davranacaktır, iç polemik malzemesi yapmayacaktır. Ama burada eksik olan yer yer AKP’nin iradesidir, yer yer de kendi tabanından çekinmesidir. AKP çoğu zaman içeride ve dışarıda taban tabana zıt süreçler yürütüyor. Ermenistan’la ilişkileri geliştirmeye çalışırken yurtiçinde Ermeniler başta olmak üzere azınlıklar için çok yakışıksız ifadeler kullanabiliyorlar en yetkili ağızlardan.
    Türkiye içinde nefreti körükleyen, Türkiye dışında yakınlaşmayı hedefleyen bir siyaset izleyebileceğini düşünmek gerçekçi değil. Ben bu anlamda AKP’nin başarılı olma olasılığını görmüyorum.

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı