Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye nereye payidar?

TÜRKİYE’nin son dış politika atakları gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında şüpheler doğurdu. “Acaba Türkiye rotasını Batı’dan Doğu’ya mı kırıyor?”

Bu soru bugünlerde Türkiye ile ilgilenen tüm mahfillerde soruluyor.


Türkiye’nin Batı’dan koptuğunu düşünenlerin sayısı özellikle Batı’da her geçen gün artıyor.


Bugün ben şahsi görüşümü nakledeceğim.


*  *  *


“Komşularla sıfır sorun”
politikasının herkese mavi boncuk dağıtmak anlamına geldiği için pratikte toslamaya mahkûm, dolayısıyla imkânsız olduğunu; “çok merkezli” veya “oynak zeminli” politikanın ise eninde sonunda başıbozukluk anlamına geleceğini bu köşede defalarca ifade ettim.

Dış politikanın çeşitli sularda gezinmesinin doğru olduğunu ancak deniz üzerinde bir kayık misali bir ucundan muhakkak bir merkeze çıpalanması gerektiğini ısrarla savundum.


Zaman zaman dış politikanın çıpasız kaldığı ve engin sularda sürüklenmeye başladığı zehabına kapıldım.


Ancak, artık bir çıpanın var olduğu, hatta dış politikanın Ahmet Davutoğlu’nun eleştirdiği “tek merkezli politika”ya doğru hızla sürüklendiği fikri aklıma iyice yerleşmeye başladı.


*  *  *


Muhakkak ki, Türkiye bazı alanlarda göreceli bağımsız politika üretmeye devam edecek. Bunun en bariz örneği Afrika politikaları olarak görülebilir.

Ancak, kanımca Obama’nın ABD Başkanı, Ahmet Davutoğlu’nun Türkiye’nin Dışişleri Bakanı olmasının ardından “Türkiye-ABD ilişkileri” yeni bir eksene oturmaya başladı.


Türkiye
, Obama’nın diğer ülkelere nefes alanı veren, onlardan aktif katkı bekleyen “çok merkezli politika” anlayışı çerçevesinde ABD’nin “Ortadoğu temsilcisi” olma rolüne soyunuyor.


Ancak, ne demek istediğimi biraz daha detaylandırmak lazım. “Ortadoğu” derken kastettiğim tüm bölge değil; özellikle ABD’nin sorunlu olduğu İran, Suriye, Irak gibi ülkeler, Hamas, Hizbullah gibi örgütlerdir.


Türkiye’nin Ortadoğu’da “temsilcilik” görevi Suudi Arabistan, Mısır, Körfez ülkeleri gibi ABD’nin sorunsuz veya az sorunlu olduğu ülkeleri kapsamıyor. Bunlar zaten Türkiye’nin temsilciliğini istemiyorlar, ABD de bu ülkelerle doğrudan ilişkiyi sürdürmeyi tercih ediyor.


Türkiye
, ABD’nin Ortadoğu’da “sorunlu” olduğu ülkeler ile ABD arasında arabuluculuk görevine soyunuyor!


Batı açısından muhataralı ülkeler ile yakınlaşma ise Avrupa’da, hatta ABD’de bazı ortamlarda şaşkınlık yaratıyor ama ben ABD yönetiminin bu yakınlaşmadan fazla rahatsız olduğunu sanmadığım gibi memnun olduğunu da düşünüyorum.


ABD açısından rahatsızlık duyulan ayrıntı önemle Başbakan’ın bu yakınlaşma uğruna İsrail’i orantısız dışlaması, İran’a orantısız yakınlaşmadır. Başbakan’ın ideolojik kökenli duygusal tepkilerini aynı ideolojik platformu paylaşsa da Cumhurbaşkanı dengelemeye çalışıyor. ABD Türkiye’nin:


1) Kuzey Irak’ta aktif rol alıp alamayacağını,


2) İran’ı ABD’nin istediği gibi “ehlileştirip ehlileştiremeyeceğini”,


3) Suriye’yi ABD’ye kazandırıp kazandıramayacağını,


4) Hamas ve Hizbullah’ı İran’ın etkisinden kurtarıp Arafat döneminde gelişen “FKÖ modeline” dönüştürüp dönüştüremeyeceğini sınamak istiyor.

Bütün bu edimleri İsrail’i kaybetmeden, bu ülkeyi Ortadoğu’da iyice yalnız bırakmadan başarırsa Türkiye başarılı sayılacak, aksi halde Bush dönemine geri döneceğiz.


Türkiye’nin “Yeni Osmanlı politikası” bal gibi “tek merkezli politika”dır! 

X