Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye Müslümanlığı’nın alameti farikası

BU yazıyı bilerek Kurban Bayramı’ndan önce yazmadım, çünkü amacım “illa da kurban bağışınızı şuraya ya da buraya yapın” demek değil.

İsteyen istediği yere yapar.

Vatandaşlarının kurban ya da derisini bile nereye bağışlayacağına karar veren devlet modeli çoktan çöktü.

Devlet bu işlere burnunu soktukça insanlar inadına alternatif yerlere yöneldiler.

Ne hazin kurban derisi bile bu ülkede kavga konusu oldu.

Neyse ki bu absürd tartışma geride kaldı.

Şimdi daha çok kurban kesme işlemini şekil açısından tartışıyoruz.

Hem inanca hem de modern şehir hayatına uygunluk açısından...

Keşke şu şekil meselesini de halletmiş olsak ve meselenin özüne odaklanabilsek.

Belki de bir türlü kurbanın özüne inemediğimiz için caddelere kadar taşan kanlı görüntüleri aşamıyoruz...

* * *

Türkiye, İslam dünyasında kurban ibadetinin en yoğun rağbet gördüğü ülke.

Şaka değil, her yıl 2 milyondan fazla kurban kesiliyor.

Hem de farz değil, gücü yetene vacip bir ibadet olduğu halde.

Farz olan birçok ibadeti yerine getirmediği halde, gerekirse borçlanarak kurban kestiren o kadar çok insan var ki...

Kurban bu yönüyle bu ülkeye özgü Müslümanlığın, ‘Türkiye Müslümanlığı’nın alameti farikası.

Büyük ölçüde ete, güç gösterisine, yardımlaşma ve dayanışmaya indirgenmiş sosyal bir ibadet. Yanlış anlaşılmasın kurbanın sosyal boyutunu küçümsüyor değilim.

Fakat her yıl kutlanmasına rağmen insanı ölümlülükle yüzleştiren bir üstbilinç noktasına çıkamıyor oluşuna da içten içe içerliyorum.

* * *

Kurban yaklaşmak, yakınlaşmak demek.

Kendisine uzak duran başkalarına nasıl yaklaşabilir?

Varoluşunu hayatın rutinine kurban eden, mucizevi bir eylem olan kurbanı nasıl idrak edebilir?

Mezarlıklar nasıl şehrin dışına kovuluyorsa kurbanın da modern hayatın dışına itilmesi gerekiyor. Çünkü modern insanın gündelik yaşamda görmek, duymak ve bilmek istemediği tek şey ölüm ya da ölümlülük fikri.

Peki sokaklarda barbarca hayvan boğazlayarak mı ölümle yüzleşeceğiz?

Hayır, yüz bin kere hayır.

Öyle olsa en mistik insanlar kasaplar arasından çıkardı.

O halde hayvan boğazlayarak birbirimizi boğazlamaktan vazgeçmiş mi oluyoruz?

Keşke o kadar basit olsaydı ama değil.

Çünkü esas hayvan içimizde.

İçimizdeki hayvanın yani nefsin de boğazlanmaya yani silinmeye değil bilinmeye ihtiyacı var.

* * *

Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali bir süredir çok önemli bir ‘kurban modeli’ üzerinde çalışıyor. Vekâlet yoluyla alınan kurban bağışları noter, veteriner ve din adamları gözetiminde, kamera eşliğinde kesiliyor. Sonra da bütün bu işlemler gayet
hijyenik konserve kutuları içinde et ve bir DVD eşliğinde kurban sahibine gönderiliyor.

Küçükali “Bu modelle modern şehir insanına şeffaf bir biçimde kurban sürecine eşlik etme imkânı veriyoruz” diyor.

“Amacımız çok sayıda kurban almak değil, kurban kesiminde Türk Kızılayı modelini yaygınlaştırmak...”

Alın size hoş bir Türkiye Müslümanlığı örneği daha.

Hem göze hem de gönle hitap ediyor.

Kurbanınız DVD üzerinden size gülümsüyor.

Nice kurbanlara...

X