Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye-Kuzey Irak; İsrail-Güney Lübnan

Türkiye’de yarın Anayasa Referandum’u var. Büyük şehirlerin reklam panolarını görmesek, böyle “önemli” bir şeyin gerçekleşeceğini fark etmeyeceğiz bile.

Bundan, çok değil, bir-iki hafta önce kamuoyunu geren yeni Anayasa değişikliği üzerindeki tartışmalardan da eser kalmadı. Malezya’ya ne oldu? İki-üç hafta önce “Türkiye Malezya olabilir mi?”yi hararetle tartışıyorduk. Büyük gazeteler ve televizyon kanallarının birbirlerinin peşi sıra Malezya’ya muhabir göndermesi ve medyayı Malezya röportajlarının kaplamasından sonra, “sorun” halloldu mu yoksa? “Türkiye, Malezya olur mu?” tartışmaları bıçak gibi kesildi.

Şimdi, “Kuzey Irak’a nasıl, ne şekilde giriyoruz”u tartışmaya başladık. Girip girmeyeceğimizi de değil, nasıl ve ne şekilde gireceğimizi.

Bu arada, eş zamanlı olarak Amerikan Kongresi’ndeki tasarı ile de hop kalkıp hop oturuyorduk. Tasarının Temsilciler Meclisi’nden geçmeyebileceği, hatta gündeme bile alınmayacağı ihtimali ile biraz yatışır olduk.

Böyle bir “ülke fotoğrafı” elbette bir sağlık alameti değil. Daha ziyade, bir “şizofrenik kamuoyu”na işaret ediyor. Bunun tedavisinin, uluslararası çalkantıları bir yana, “iç dengeler” üzerinde yapacağı tahribattan ötürü, Kuzey Irak’a “geniş kapsamlı” bir “askeri harekat” olmayacağını söylemek gereksiz.

 

***           ***         ***

 

Türkiye’yi, bir süre önce Büyükelçilik yaptığı için yakından tanıyan, hiçbir vakit de ilgisini azaltmadan dikkatle izleyen, bir yandan da geçen yıla dek sürdürdüğü BM Genel Sekreter Birinci Yardımcılığı sıfatından dolayı, gerek bölge ve gerekse uluslararası politika hakkında yeterince deneyime ve görüşe sahip İrlanda asıllı İngiliz diplomat Sir Kieran Prendergast, bana, aniden bir soru yöneltti: “Hükümetin, Kürt sorununu çözmek için bir stratejisi var mı?”

Olmadığını defalarca yazmış ve dile getirmiş biri olmanın rahatlığı ile “Yok. Bu Tezkere ile ortaya konulan girişim, bir stratejinin eseri değil. Büyük ölçüde iç politika dengelerinin zorunlu kıldığı bir taktik manevra, bir taktik adım” karşılığını verdim.

Hükümetin de yok, kimsenin de yok.

Sir Kieran, “Bu durumda, strateji olmadan atılacak adımlar, Türkiye’nin bu konudaki politikasını PKK’nın insafına, ona rehin bırakmıyor mu?” sorusunu yöneltti.

“Günlerdir bunu yazıp çiziyoruz” dedim. Üsteledi, “Kuzey Irak’a büyük çaplı bir operasyon, İsrail’in Güney Lübnan’da yaptığı hatayı tekrarlamak olmaz mı?”

Bence, olur. Mesele de bu zaten. Zira, PKK’nın çok can alacak bir terör eylemi, toplumda birikmiş öfke nedeniyle, başta hükümet, Türkiye’nin bütün kurumlarını büyük çaplı bir askeri operasyona mecbur kılabilir. Öyle “nokta” ya da “özel kuvvet operasyonları” falan, kamuoyu öfkesinin dindirilemez boyutlara tırmanmasına yol açabilir.

Esasen, Tezkere ile yolu açılan “yeni süreç”in içerdiği tehlike de, bu noktada. Yani, gelişmelerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Kuzey Irak’a büyük sayıda birlikle girip, bir “güvenlik kordonu” oluşturarak, oraya yerleşmek zorunda bırakması. Bir tür “İsrail-Güney Lübnan denklemi”...

 

***              ***            ***

 

Türkiye’nin çözüm bekleyen ve herhangi bir iktidar için olduğu gibi Ak Parti iktidarı için de bir “yumuşak karın” ya da “Aşil topuğu” olan en önemli sorununa ilişkin “strateji yokluğu” ve üstelik bunun, “iç siyaset”ten kaynaklanan zorunluluklara göre yön alması, konunun en çetrefilli yanı.

Durumu, “gerçek özü” ile gören görebiliyor. İşte, işin özünü gören bir okurumuzun bana gönderdiği mesajdan satırlar:

“Ben şahsen Türkiye’de ki askerin Amerika’ya rağmen Irak’a bir operasyon yapma taraftarı olduğunu sanmıyorum. Nitekim daha önce Genelkurmay Başkanı tarafından dile getirilen askeri operasyon isteğine, Başbakan tarafından onayın verileceği açıklandığında bizzat Genelkurmay Başkanı tarafından olayın sulandırılması yoluna gidilmiş, orada Barzani’nin, Talabani’nin, ABD’nin olduğu satır aralarında söylenerek beklentinin önüne geçilmiştir. Geldiğimiz noktada tezkere meclisten geçmiş ve askere, işintezkerede ve siyasi iktidarda tıkanmayacağı ispat edilmiş ve top askerin sahalarına iade edilmiştir. Topun kendi sahalarına iadesi ile aslında askere şu mesaj verilmiştir. “Irak’a girmek istiyor musunuz istemiyor musunuz? Eğer girmek istiyorsanız buyurun iş bizden bozulmaz, ancak girmek istemiyorsanız..., olayları durdurun. Durdurmazsanız oraya girmek zorunda kalırız. Sonuç alınamayacağının açık olduğunu bırakınız, ülkeyi ABD ile ve diğer bölge ülkeleri ile savaşa kadar süren ihtimalleri de gözden kaçırmayınız.”

Şimdi bekleyip görelim. Benim naçizane beklentim bölgede olayların yavaşlaması. Çünkü bundan sonra işin şakası kalmadı. Asker“Irak’a operasyon” dedi durdu defalarca. Eğer hala olaylar devam ederse artık geri dönülemez noktadayız.İşte o zaman olaylar Tayyip Erdoğan’ı kontrol edecektir. Ancak ben hala olayları Tayyip Erdoğan’ın kontrol ettiğine inanıyorum. Ve bence çok ustaca kontrol ediyor. Umarım yanılmıyorumdur.”

İnşallah diyelim...

X