Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye-Kürdistan ve AB...

Önceki gece yarısına doğru Barham Salih’in Twitter’daki mesajını buldum. KRG’nin diyordu (KRG, Kürdistan Bölge Yönetimi’nin İngilizce başharfleri) “Başbakanı olarak ilk resmi eylemim Türk Dışişleri Bakanı’nı Erbil’de kabul etmek oldu. Tarihi ziyaret! Çocuklar onu ellerinde Türk, Irak ve Kürt bayraklarını sallayarak karşıladılar.”

Barham Salih’in bu Twitter notunu görür görmez kendisine bir Twitter mesajı gönderdim, “Bravo Barham. Harika başlangıç. Önümüzde heyecan verici bir gelecek uzanıyor. Yeni görevinde en sıcak tebriklerimi gönderiyorum sana. Herkes için Kazan-Kazan niteliğinde bir başlangıç olsun.”

Sonradan fark ettim, benimle aşağı yukarı aynı dakikalarda Kamran Karadaghi de Londra’dan Barham Salih’e heyecanlı bir Twitter notu göndermiş , şöyle diyor: “Gerçekten tarihi ziyaret. Görevine böyle bir olay ile başlaman iyi bir işaret. Kürtler ile Türkler arasında barışın hüküm sürmesini diliyorum.”

Kamran, benim Barham’a gönderdiğim Twitter mesajını görünce dayanamamış, dün öğle saatlerinde bana Twitter üzerinden şöyle seslendi: “Cumhurbaşkanı Özal ile 1991’de birlikte ektiğimiz tohumları biçiyoruz. Yukarıdan mutlulukla bizi seyrediyor olmalı”.

Kamran Karadaghi’ye anında cevap yazdım; “Belki de kızgınlıkla” dedim, “Gereksiz biçimde onca insanın can kaybına, onca mal kaybına neden olan uzun zaman kaybı nedeniyle. İhtiyatı elden bırakma...”

Kamran Karadaghi, 1991 yılında benimle birlikte Turgut Özal’ın Irak Kürt liderleriyle kurmak istediği köprünün diğer sütunu idi. Londra’da Al Hayat gazetesinde çalışıyordu ve gazetenin ve bir bakıma Arapça basınının bir numaralı “Kürt uzmanı” idi. Zaten, kendisi de bir Iraklı Kürt idi. Babası, Kraliyet döneminde 1950’li yıllarda Kerkük Valisi, kendisi 1960’larda gençlik yıllarında Irak Komünist Partisi üyesi, 1974-75 yıllarında Molla Mustafa Barzani’nin liderliğindeki ayaklanmada Kuzey’deki “Hür Kürdistan Radyosu”nun başında, bir bağımsız Kürt şahsiyet. 2004-2008 arasında ise Bağdat’ta Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin Genel Sekreteri idi.

Turgut Özal’ın sevdiği ve güvendiği Kamran Karadaghi ile Turgut Özal-Celal Talabani (daha sonra Mesut Barzani) temasının kurulmasını birlikte sağladık. 1991 Haziran ayında bir Türkiye Cumhurbaşkanı (Turgut Özal) ile bir Kürt lideri Celal Talabani arasında tarihteki ilk dolayısıyla “tarihi temas”  gerçekleştiğinde, Barham Salih, görüşmeye Talabani’nin yanında katılmak için Londra’dan gelmişti. Barham, o tarihte, Talabani’nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin İngiltere Temsilcisi idi.

Erbil’de önceki gün gerçekleşen ve kimilerince “tarihi” addedilen gelişmenin ardında bunun temellerinin ve tohumlarının yıllar ötesine atıldığı bir “tarih” var!

 ***                 ***              ***

Yaklaşık on gün Erbil’de Barham Salih, Selahaddin’de Mesut Barzani, Bağdat’ta Celal Talabani ile birlikte olduğumuzda önceki günkü gelişmenin gerçekleşeceğinden, yani Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile Devlet Bakanı  Zafer Çağlayan’ın Ekim sonu Erbil’e gidip, Türkiye’den Erbil’e ilk bakan düzeyinde ziyaret gerçekleştireceğinden ve Erbil’de Türkiye’nin bir Başkonsolosluk açılacağını ilan edeceklerinden haberdardık.

Bizim medya genellikle olayların arkasından gider, Erbil ziyaretinde Davutoğlu’na eşlik edenlerin bir bölümü  bile “olay”ı yakalamakta zorlanıyor ve geride kalmakta ısrar ediyorlar sanki. “Kürt alerjisi” ve “TSK komuta heyetini hizalamak gayreti”, Ahmet Davutoğlu’nu bile aşağıya çekiyor gibi. Erbil’de Davutoğlu ile beraber olanların yazdıklarına bakın:

“Dışişleri Bakanı Davutoğlu, uçakta gazetecilerin sorularını cevaplarken Erbil’de konsolosluk açılmasının ‘Kuzey Irak’ın tanınması anlamına gelmeyeceğini’ söyledi. ‘Tanıma devletler arasında olur’ diyen Davutoğlu, ‘Nasıl Teksas’a gittiğimize ABD yerine Teksas’ı tanımış olmuyorsak, burada da durum aynı. Bizim tanıdığımız Irak’tır yanıtını verdi.”

Hukuki anlamda doğru. Ama niçin böyle bir soruya muhatap oluyor? Davutoğlu’na şunu sormak kimsenin de aklına haliyle gelmiyor: “Peki, siz Teksas’a gittiğiniz vakit, oradan ‘Güney ABD’ diye mi söz ediyorsunuz?”

Erbil, Irak Kürdistan Bölge Yönetimi’nin merkezi. Kürdistan Bölge Yönetimi sözcükleri, Türkiye’nin tanıdığı  Irak’ın anayasasında mevcut. Orasının adı Kuzey Irak değil. TSK ve yönlendirdiği çevreler, artık Kuzey Irak bile demiyor, “Irak’ın Kuzeyi” sözcüklerini tercih ediyorlar.

Kürdistan sözcüğüne böylesine bir “alerji” duyarak, Türkiye’de bir “Açılım”ın nasıl zorluklarla karşılaşacağını anlayabilmek zor olmasa gerek.

Bir toplantıda “Irak Kürdistanı” sözcüklerimi kullandığımı duyan bir emekli general, aklınca kinaye yaparak, “Bir başka Kürdistan mı var?” diye soru yöneltmişti. Ben de “Evet var” demiştim. “İran’da Irak’a bitişik eyaletin adı Kürdistan. İran Kürdistanı’ndan ayırdetmek için Irak Kürdistanı deniliyor!”

***             ***        ***

Yunanlıların Makedonya’ya Makedonya diye Yunanistan’da da bir bölge bulunduğu için bir türlü  Makedonya diyemeyip İngilizce başharfleriyle “FYROM” yani “Eski Yugoslayva’nın Makedonya Cumhuriyeti” sözcüklerini resmi kayıt altına aldırması, bizim için ne kadar alay konusu ve bir “çocukluk hastalığı” gibi algılanıyorsa, Irak’ta resmi adı Kürdistan olan bölgeye bir türlü Kürdistan diyememeyi nasıl adlandıracağız, nasıl niteleyeceğiz?

Irak’ta Kürdistan ile kurulan ilişkileri, “Hayır, Kürdistan ile değil, Irak’ın kuzeyindeki yönetim ile kurulan” dersek, “Kürt kimliği”ni kabul ettiğimize kimi inandırabileceğiz?

İki buçuk yıl önce, bir yazımın başlığını “Kuzey Irak’a TSK ile değil, Kürdistan’a TPAO ile girmek” diye atmıştım. Şu sırada Ankara, Erbil ile tam da bu “perspektif” ile giriyor ve doğru yapıyor.

Bu bakımdan, Türkiye’de çeşitli çevrelerde hala söz konusu olan ve giderek gülünçleşen “Kürdistan alerjisi” bir yana, Ahmet Davutoğlu-Zafer Çağlayan ikilisinin Erbil’e gerçekleştirdiği ziyaret “doğru yönde” ve Türkiye’nin geleceği açısından gerçekten “tarihi” bir ziyarettir.

Türkiye, Kürdistan ile entegrasyona gittiği ölçüde, 21. Yüzyıl’da da önünü açacak, önünü daha net görebilecektir.

Erbil’e iki Türk bakanının ayak basması, böyle bir gelişmenin “sinyali”ni verdiği için “tarihi”  bir ziyarettir.

Son söz olarak,  Patrick Martin isimli 20 yıldır bölgeyi ziyaret eden birinin “blog”undan Kerkük’te Kürtlerle yaptığı görüşmeleri not ettiği “Ortadoğu Defteri”nden şu satırları aktarayım. “Irak Kürtlerinin Türkiye ile ilişkisi aşk-nefret” ilişkisi diye notlarına başlayan gözlemci noktayı şöyle koymuş:

“Kerkük’teki Kürtlerin Türkiye’ye daha fazla aşkı mı nefret mi duyduğunu görmek istedim. Bazılarına, eğer Irak hükümeti İran yanlısı politikasında giderek Tahran’ın bir uydusu haline gelirse (Irak’ın Şii çoğunluğu nedeniyle birçokları böyle bir senaryoyu mümkün görüyor) İran’ın yörüngesinde mi olmayı ya da Türkiye’nin bir parçası olmayı mı tercih edersiniz sorusunu sordum.

Bu soruyu sorduğum herkes, İran ya da Türkiye seçenekleriyle karşı karşıya kalırlarsa, Türkiye’yi seçeceklerini söylediler. Kerkük il konseyinin bir Kürt üyesi ve ateşli bir Kürt milliyetçisi olan Şerzad Adil şöyle dedi, ‘Eğer Türkiye Kürtlere tüm temel haklarını verirse, kesinlikle, Türkiye’ye katılmaktan mutlu olurum. Aslına bakarsanız, Türkiye AB’nin bir üyesi olursa, ona katılmak için koşarım. Avrupalı olmak istiyorum.”

Fazla söze gerek yok...

 

X