Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye, Kıbrıs için artık bir karar vermeli

Stratejik açıdan , Kuzey Kıbrıs’tan ne pahasına olursa olsun vaz geçilmeyecek mi? Yoksa dünyanın değişen koşulları dikkate alınıp, Türk toplumuna gereken her türlü güvenceler sağlandıktan sonra, ada’nın Rumlarla Türkler arasında paylaşılmasına yeşil ışık yakılacak mı? Bu temel sorulara yanıt vermeden hareket edersek, hem boş yere zaman kaybederiz, hem de çok gereksiz faturalar öderiz.

Kıbrıs konusunda kimin çözüm istediği, kimin çözümsüzlük peşinde koştuğu, kimin haklı, kimin haksız olduğu veya BM ile AB’nin niyetleri konusunda boş yere kafa yoruyoruz. Gereksiz şekilde zaman harcıyoruz.

Sorun, Ankara’da düğümleniyor.

Ankara artık kesin bir karar vermeli.

Bu kararı veremediği sürece, son derece gereksiz faturalar ödenecektir.

Karar işin özüyle ilgili.

Türkiye Kıbrıs’ı ne yapmak istiyor?

Ortada iki seçenek var:

1)ÜSTÜNE YATMAK

Türkiye’nin Kıbrıs’a, sadece ada’daki Türk kökenli insanlarımızı korumak için müdahele etmediğini artık bütün dünya biliyor.

Türkiye’nin müdahelesinin temelinde Stratejik çıkarları yatıyordu.
- Kıbrıs adasına Yunanistan sürekli müdahele ediyor ve Enosis’i (anavatanla birleşme) gerçekleştirmek istiyordu. 12 Adalar ve Girit’ten sonra bir de Kıbrıs’ın Yunanistanın kontrolüne geçmesi, Türkiye açısında kabul edilemez görünmüştü. Yunanistan’ın, Ege’den şimdi de Akdeniz’e gelmesi ve Türkiye’nin sıcak karnı sayılan bir bölgedeki Kıbrıs’a yerleşmesi, askeri ve stratejik açıdan,mutlaka engellenmesi gereken bir gelişmeydi.
- Türkiye ile Yunanistan sürekli bir kriz ortamına girmişlerdi. Ege adeta savaş alanı gibiydi. Kıbrıs’ta Türkiye’nin adeta bir rehinesiydi. Yunanistanın Ege’de bir emrivakisi durumunda boğazı sıkılabilecek bir rehine.
- Soğuk savaş yaşanıyordu ve Ada’nın başındaki lider Makarios üçüncü dünya kartını oynuyordu. Sovyetlerle flört ediyordu. Bu durum Amerikayı son derece rahatsız ediyordu.
- Türkiye 1960-70’lerde ada’daki Türk toplumunu besledi, kendilerini koruyabilecek oranda silahlandırdı, Türk varlığını sürdürebilmeleri ve direnmeleri için çaba harcadı.

Mücahitlerden “Türklük için gerekirse ölmelerini”istedi.

Bütün bu Stratejik gerekçeler bir araya geldi ve Yunanistanın 1974’deki büyük hatasını yakalayan Türkiye, Atina’daki Albaylar cuntası sayesinde ada’ya çıktı. Stratejik amacına varması, Yunan hatası sayesinde gerçekleşti. Türkiye, Ada’nın kuzeyini, yani stratejik açıdan en hayati bölümünü Kıbrıslı Türklere verdi. Hem kendini, hem de deniz yollarını bir daha başkasının eline geçmeyecek şekilde güvenceye aldı.

Bugün, aradan 30 yıla yakın bir zaman geçti.

Sovyetler Birliği dağıldı, soğuk savaş bitti.

Yunanistan ile ilişkilerdeki gerilim sona erdi. Ege’de ilk defa barış rüzgarları eser oldu. Atina bu ortam içinde Savunma bütçesinde önemli indirimler yaptı. AB’de Türkiye’yi sürekli dışlayan eski yaklaşımını bıraktı ve politika değişikliğine gitti. Türkiye’nin AB adaylığı süreci başladı. Yunanistan AB tam üyesi olduğu gibi, Kıbrıs’ı da AB güvencesi altına alıp tam üyelik yoluna soktu. Boğazı sıkılacak ülke ve ortam kalmadı.Yunanistan ve Kıbrıs’ın AB üyelikleri hesapların değişmesine yol açtı.

Durum böyle olunca, şimdi şu soruların yanıtını vermemiz gerekiyor:

Değişen bütün bu faktörlere rağmen, Kıbrıs hala Stratejik açıdan, eskisi gibi vazgeçilemez ve hayati öneme sahip midir? Eğer hala son derece önemliyse, nedendir?

Yoksa, değişen dünya koşulları , artan askeri olanaklar, Kıbrıs’ın konumunu eskisine oranla-Stratejik açıdan-değiştirmiş midir ? Değişmişse nasıl değişmiştir?

Bu sorulara, ”Hayır hiçbir şey değişmemiştir ve Kıbrıs Türkiye açısından hayati ve vaçgeçilmez önemini sürdürmektedir”yanıtı veriliyorsa, o zaman Türkiye Kuzey Kıbrıs’ın üstüne oturacak ve Batı ile ilişkilerini tamamen koparma pahasına, hiçbir formülü kabul etmeyecek, demektir.

2)RUMLARLA BÖLÜŞMEK

İkinci seçenek, değişen dünya koşulları karşısında yeni bir yaklaşım saptamaktır.

Kıbrıs’ın hala Türkiye için önemli olduğu, ancak eskisi kadar “hayati ve vazgeçilmez”sayılamayacağı değerlendirmesinden hareket edilir.
Bu durumda da, Türk toplumuna yeterli bir bölge veren, kendi işlerini kendilerinin görebileceği, ambargolardan kurtulmuş, Türk askerinin sağlayacağı güvencenin uzunca bir süre devam edeceği, Rumlar tarafından yutulamayacakları veya satın alınamayacakları bir çözüm çerçevesinde, yeterli tüm garantileri sağlıyarak, Kıbrıs’ı Rumlarla bölüşmeyi kabul etmek.

İKİSİNDEN BİRİNİ SEÇELİM VE BİTİRELİM

Birinci yaklaşımın Türkiye’ye faturası çok ağır olacaktır. Bu faturayı kamu oyuna kabul ettirebilmenin yolu da, hamasi demeçler veya sloganlar değil, somut ve inandırıcı verilerle ortaya çıkılmasını gerektirmektedir.

İkinci yaklaşım, aksi ispat edilmediği sürece, Türkiye’nin uzun vadeli temel çıkarlarına çok daha uygun görünmektedir.

Ne olacaksa, hangisi tercih edilecekse artık ortaya konmalı.

Ankara kararını vermeli.

Bu karar da öncelikle Kıbrıs Türk yöneticilerine, özellikle de Denktaş’a söylenmeli. Onlarla oyun oynanmamalı.
Bugünkü gibi, hem çözümden yana görünen, ancak -doğru veya yanlış- çözümü zorlaştırmak için elinden geleni ardına koymuyormuş izlenimi veren politikalar ülkemizi sadece yıpratmaktadır.

Kıbrıs’ın üstüne yatacaksak da, hem Türk hem de Uluslararası kamu oyunu daha akıllı şekilde hazırlayalım. Faturayı da bilelim ve ona göre hareket edelim.
X