Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye istemiyor, PKK bastırıyor…

Bu köşeyi izleyenler hatırlayacaklardır. Sürekli aynı konuyu vurguladım: 1.) Türkiye’nin önceliği Kuzey Irak’a askeri bir harekat değil. Olayı diplomatik yoldan çözmek. 2.) PKK Türkiye’yi Kuzey Irak’a sokmak için elinden geleni yapıyor. 3.) Tezkere’nin uygulamaya girmesi, yeni bir saldırıyla tetiklenebilir ve PKK bunu yapacaktır. İşte geldiğimiz nokta. Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesi an meselesiydi. Amerika el koydu ve süre istedi. Şimdi uzatmalar oynanıyor. Uzun ve yeni bir süreç başladı.

Bu köşeyi izleyenler, aylardan beri ısrarla yazdıklarımın doğrulandığını görüyorlar. Ben bundan dolayı sadece üzülüyorum. Bunları da gururlanmak için yazmıyorum. Sadece, benim gibi aynı görüşleri paylaşanların dedikleri “keşke Ankara’dan duyulsaydı” diyorum.

          

Gelelim bugünkü duruma…

          

Türkiye, Cumartesi geceki saldırıya kadar, Kuzey Irak’a müdahale etmek istemiyordu. Daha doğrusu, önceliği askeri bir harekat değildi. TBMM’den çıkan tezkereyi “caydırıcı” olarak kullanmak ve silaha başvurmadan bir çıkış yolu bulmaktı.

          

PKK, bunu hissetmiş olacak ki, beklenen adımı attı ve tekrar vurdu. Kamuoyu tepkisi karşısında, hükümetin ve TSK’nın bir şeyler yapmaktan başka çarelerinin kalmayacağını biliyordu.

          

Nitekim beklediği etkiyi yarattı.

          

Ankara düğmeye basmak üzere iken, Washington araya girerek birkaç gün süre istedi. Yani top Amerikalılar’ın ayağına geçti. Pazar gecesi, Talabani’nin yaptığı açıklamalar, şimdilik bir bekleme sürecine girildiğini ortaya koydu.

          

Washington araya girdiğinde, Türkiye her şeye rağmen Irak’a müdahale edemezdi. Birkaç gün daha beklemek gerekirdi, bu da yerine getirildi.

          

Acaba PKK rahat duracak mı?

          

Yoksa bugünden itibaren yine sabotajlarını, saldırılarını sürdürecek mi?

En büyük bilinmeyen de bu…

 

Eğer tutumunu hiç değiştirmeden devam ederse, Türkiye eninde sonunda müdahale eder. Bunun başka çıkışı yoktur.

                                            

*                               *                               *

 

BARZANİ VE PKK NE YAPMAK İSTİYOR?

          

PKK’nın neyi amaçladığı konusunda, bu köşenin okurları görüşlerimi gayet iyi biliyor.

          

PKK, Türkiye’yi zorla Kuzey Irak’a sokmaya çabalıyor.

 

Onlar için en ideali, TSK’nın geniş bir istila harekatına girişmesidir. 30-35 bin kişilik bir gücün, Kuzey Irak’a girmesi durumunda ve orada uzun süre kalması bakın PKK’ya neler kazandıracak:

 

-       Türkiye-Amerika ilişkileri bir daha kolay kolay düzeltilemeyecek şekilde bozulacak.

-       Türkiye- AB ilişkileri büyük yara alacak.

-       Türkiye Arap ülkelerinin baskısı altına girecek.

-       PKK, Güneydoğu halkını kışkırtmak için büyük bir kampanya yapma imkanına kavuşacak. Bu şekilde, AKP’ye kaptırılan oyları geri almaya çalışacak.

 

Bir de Barzani’nin tutumunu inceleyelim.

 

Aslında yaşadıklarımızın ön plandaki görüntüsü belki PKK ile mücadeledir. Ancak perde arkasında, Kuzey Irak’ın bağımsızlığı tartışması yatıyor. Barzani bütün Kürtler’in lideri olarak görünmek istiyor. Bunun için de, PKK’yı korumak istiyormuş izlenimi veriyor. Diğer beklentisi de, Türkiye’nin kendini muhatap kabul etmesidir. Böylece, bağımsızlık yolunda, PKK kozunu kullanarak Türkiye’nin muhalefetini kaldırabileceğini düşünmektedir.

          

Talabani ise daha farklı bir yaklaşım içinde.

                                             

Gelişmelere hem Irak Cumhurbaşkanı olarak, hem de Kuzey Irak lideri olarak bakıyor. Bundan dolayı da sıkışıyor. Pazar akşamı benimle yaptığı konuşma tam anlamıyla bu ikilemi gösteriyordu.

                                             

Şimdi yepyeni bir sürece giriyoruz.

                                             

Amerika ayağını koydu.

                                             

Bakalım ne yapacak?

                                             

*                               *                               *

 

ERDOĞAN İSTEDİĞİ DESTEĞİ YİNE BULDU...

 

KATILIM %67

 

EVET %69

 

HAYIR %31

 

Son derece gereksiz bir referandum yaşadık. Referandumun getirdiği yeniliklerin, hazırlanmakta olan Anayasa değişikliklerine eklenebileceği ve zaten yapılacak olan referandum ile halk desteğinin alınabileceği, iki referanduma gerek olmadığı belirtilmişti. Ak Parti (AKP)’nin,hem de son derece haklı itirazlara rağmen, neden ısrar ettiği anlaşılamamıştı.

 

Toplumda da genel bir ilgisizlik vardı. Sandığa gidişin yüzde 50 altında kalacağı tahmin ediliyordu. Başta CHP,birçok sivil toplumkuruluşu sandığa boykot çağrısında bulunmuştu. Sadece Erdoğan, o da çekimser birEVET kampanyasıyla halkı sandığa çağırdı.

 

Sonuç yine bizim beklenmediğimiz şekilde çıktı. Erdoğan’ın seçmenindeki prestij kredisinin hala yüksek olduğu anlaşıldı.

 

Yüzde 67’lik bir katılım oranı, uluslararası  örneklemede de güçlü bir katılım anlamına gelir. Yüzde 69’luk bir EVET’detartışma götürmez.

 

Peki, Erdoğan neden ısrar etti?

 

Merak edip sordum.

 

Cemil Çiçek, Anayasa’nın çıkıp çıkmayacağından emin olmadıklarını, hiç değilse 367’den kurtulmak ve Cumhurbaşkanlığı engelini aşmak için bu referanduma ihtiyaç duyduklarını hiç saklamadı. Belki yüksek sesle, demeçlerle söylemedi, ancak özel sohbetlerinde açıkça anlattı.

 

Böylece, istediklerini elde ettiler.

 

Toplumun AKP’ye açtığı zaman kredisi sürüyor...

X