Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türkiye ile AB daha yakın olacak

    Hürriyet Haber
    16.09.1998 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Türkiye'ye atandığımı öğrendiklerinde, ülkeyi yalnızca gazete haberlerinden tanıyan meslektaş ve arkadaşlarım kaşlarını kaldırarak ‘‘Senin için bayağı zorlu bir sınav’’ tepkisini verdiler. Türkiye'ye aşinalığı olan diğerlerin tepkisi ise imrenme ile karışık ‘‘Ne kadar şanslısın. Muhteşem bir ülke’’ sözleri oldu.

    Doğrusu burada olmaktan ben de çok memnunum. Türkiye'yi çok az biliyorum. Daha önce birkaç kez ziyaret etmiştim ve 25 yıldan fazla bir süredir de izliyorum.

    BÜYÜLEYİCİ KARIŞIM

    Türkiye'nin Avrupa'daki yeri, insanın entelektüel merakını cezbeden bir başlık oluşturuyor. Burada kimliğe ilişkin derin bir meseleyle karşılaşıyoruz. Kimlik meselesi, hem Avrupa Birliği'ni, hem de Türkiye'yi aynı zamanda ilgilendiriyor.

    Bu aynı zamanda, değişim ve gelişmeyi de içine alıyor. Sosyal ve ekonomik gelişimin yönünü önceden kestirebilmek nereye kadar mümkün olabilir? Avrupa Birliği ve Türkiye'deki politikacılar orta vadeyi, bugünkü mevcut algılamalar ve önyargılar üzerinden nasıl tasarlayabilirler?

    Türkiye'nin olağanüstü tarihi ve kültürel mirasının bilincindeyim. Ülkenin ekonomik alandaki dinamizmini ve potansiyelini biliyorum. Türkiye'nin farklı bölgelerinde sosyo-ekonomik gelişme hedefleriyle ilgili konulara özellikle ilgi duyuyorum. Ve kuşkusuz, Türkiye'nin bölgenin jeopolitiğindeki stratejik rolü büyük önem taşıyor. Türkiye, aynı zamanda İslamiyet'i Batı'nın çoğulculuk ve bireycilik kavramlarıyla birleştirerek, hızla modernleşen bir toplum modeli çiziyor.

    Burada, atalet ve enerjinin büyüleyici bir karışımı var. Bu, bazı açılardan AB'ye çok benziyor. AB, ortak bir para birimi oluşturma ve Avrupa'yı yeniden birleştirmenin tarihsel sınavı ile karşı karşıya. AB'nin öncelikle, birliğin içindeki eşitsizliklerin aşılmasındaki başarısızlıklar nedeniyle yabancılaşan ve genişlemenin durumu daha da kötüleştirmesinden endişe eden vatandaşları nezdindeki meşruiyetini koruması ve hatta kurtarması gerekiyor.

    AB, bazı temel politikalarını yeniden gözden geçirmek, bazı politikalarında da radikal adımlar atmak zorunda. Bunlar arasında tarım sektörünü, karar alma süreçlerini ve hükümet yapılarını da sayabilirim. Birliğin kurum olarak hayatta kalabilmesi ve genişlemeyi başarıyla gerçekleştirebilmesi için bu adımların atılması şart.

    AB, bu son derece çetin, devasa sorunları göğüsleyebilmek için ne yapıyor? Bazen, AB'nin cesaret, tesanüt ve tutarlılığa sahip olmadığı gibi bir görüntü çıkabiliyor. Sadece küçük, sonuca ulaşmayan adımlar attığında, bunlar daha çok sansasyona ve çatışmaya itibar eden kamuoyu tarafından kolayca hafife alınabiliyor ya da yanlış anlaşılabiliyor. Ancak uygulamaya bakıldığında, birlik doğru yönde ilerliyor. Kendini uyarlama ve konsensüse dönük bir ivmenin varlığı inkâr edilemez. Komisyonun hazırladığı ve birliğin geleceğini konu alan ‘‘Ajanda 2.000’’ raporu bu yönde önemli bir adımdır.

    Lüksemburg ve Cardiff zirveleri, bu sürecin birer parçasıydılar. Bu iki zirve, bazı ilgili tarafları tam olarak tatmin etmese de, yine de geleceğin inşasına dönük unsurlar getirdiler.

    Türkiye'deki değişim ve gelişme sürecinin de dikkatle gözlemlenmesi ve kavranması gerekiyor. Ben, burada kendime düşen görevi, karşılıklı anlayışın geliştirilmesine katkıda bulunmak olarak görüyorum. Bunu yalnızca siyasi elitler ve hükümet yetkilileri arasında değil, toplumun diğer katmanlarıyla; iş camiası, üniversiteler, yerel yönetimler ve kitle örgütleri ile de gerçekleştirmek istiyorum. Karşılıklı anlayışın yerleşmesi ve Türkler'in AB'de yaşamanın gerçeklerine yaklaşmaları ancak bu şekilde sağlanabilir.

    SİSTEMİ UYARLAYIN

    Başka bir boyut, diğer aday ülkelerle olan temaslardır. Bu ülkelerin hepsi de, AB üyeliğinin yükümlülüklerini ciddi bir şekilde ele alıyorlar ve gerek hukuk sistemlerini, gerekse kurumlarını bu yükümlülüklere göre uyarlıyorlar. Süreç içinde fark ettikleri şu: ‘‘Adaylığa hazırlanmak’’ sosyal ve ekonomik modernleşme politikaları ile aynı şey.

    İnanıyorum ki, Türkler'in çoğu, ülkelerinin de bu yola girmesini arzuluyorlar. Bu nedenle, hep birlikte yakın, daha da yakın bir ilişki geliştirebileceğimiz hususunda çok iyimserim.






    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı