Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye halkı yanıltmadı, yanılmadı...

Kimse bizlerden, ben ve benim gibilerden, bu seçim sonuçlarından ötürü adeta bir “mahcubiyet” içine girmesini beklemesin.

“Zafer sarhoşluğu”na kapılmak ve bu yüzden önünü görememek başka şey; “demokrasinin zaferi”nden, “sivil zihniyetin militarizme galebe çalması”ndan, Türkiye halkının tüm dünya, öncelikle Avrupa ve Ortadoğu önünde “demokratik rüştü”“ispat etmesi”nden büyük bir “mutluluk” duymak başka şey.

Bunca vakittir, neredeyse tüm zihin enerjisini, göz nurunu ülkemizin “demokratikleşmesi”, halkımızın ve ülkemizin esenliği için harcayanların bu mutluluğu duyması en temel haklarıdır 23 Temmuz sabahına, halkımızın büyük çoğunluğuyla birlikte bu mutlulukla uyandık. İnsanın, bir ulusa, bir halka, bir ülkeye mensup olmaktan özellikle mutluluk duyduğu belirli anlar vardır. 22 Temmuz, benim bakımımdan, bu anlardan biriydi.

Hatırlarsanız, seçimlerden bir hafta önce ara verdiğim son yazımda, “Türkiye’nin nasıl bir seçim yapacağını.. seziyorum... Bir parti lehine arada kapanamayacak kadar büyük bir fark mevcut. Seçim sonucunu aşağı yukarı kestirebiliyorum” diye yazmıştım. Yakın çevreme, konuştuğum yabancı basın mensuplarına ve şahsiyetlere açıkladığım tahminimde, CHP ve MHP ile DP oranlarını neredeyse tam isabetle tutturdum. Ak Parti’yi yüzde 43, en fazla yüzde 44 olarak tahmin etmiştim. Yüzde 2,5 dolayında yanılgı payım var.

Türkiye halkına güven duygumda ve inancımda yanılmamış olmaktan ötürü “bencilce” bir mutluluk duyuyorum kısacası.

Ergun Babahan’ın dün Sabah’taki köşesindeki şu satırlarını bu yazıya taşımayı da, bu vesile ile, gerekli görüyorum:

“Birinci partiyle, ikinci arasında yüzde yüze yakın bir fark olması normal bir durum değildir, kimse de bunu başarı olarak anlatmaya kalkmamalıdır. Medyaya da bakacak olursak, istifaların parti yöneticileriyle sınırlı kalmaması gerektiği net bir biçimde görülmektedir.

Kendi halkına bu kadar yabancı köşe yazarı ve gazete yöneticisi dünyanın bir başka ülkesinde yoktur herhalde.”

Bu kategoriye girmeyenlerden biri olmak, ayrı bir mutluluk tabii ki...

 

***          ***        ***

 

22 Temmuz seçimi, herhangi bir genel seçim değildi. Bunun bir seçimden ziyade, bir tür “referandum” olduğu yazıldı çizildi ve seçimin Cumhurbaşkanlığı seçiminde yaşananlar ve en önemlisi “27 Nisan askeri müdahalesi” dışında algılanamayacağı ve yorumlanamayacağı aşikardı. Ortaya çıkan sonuç, bu bakımdan özellikle “anlamlı”dır.

Türkiye halkı, çarpıcı bir kararlılıkla “siyasete askeri müdaheleye hayır” demiştir. Bu seçimleri, böyle anlamayan her kimse, hiçbir şey anlamamış demektir. İşte, tam da bu nedenden ötürü, bu seçim sadece bir “Ak Parti seçim zaferi”nden öteye anlam taşıyor.

Ahmet Altan, bunu satırlara şöyle döktü:

“Anadolu’yu gezerken konuştuğum insanlarda ben AKP’ye büyük bir hayranlık yerine askeri muhtıraya büyük bir öfke duydum. Oralara giden herkes de aynı şeyi görmüştür. Seçim sonuçları tartışılırken, televizyonlarda ‘askerin yeniden siyasete’ karışabileceğini söyleyenlere rastladım. Bunu bir daha yapacaklarını sanmam. Eğer yapmaya kalkarlarsa hiç akla gelmeyen işler olur. Unutmayın ki bu ordunun subayları da bu ülkenin içinde yaşıyor, bakkala, markete, fırına, manava gidiyor ve karşılaştıkları her iki adamdan biri ‘muhtıra’ karşıtı... Bu işi zorlamaya kalkarlarsa sokaklarda üniformayla gezmekten keyif alamaz hale gelirler. Hiçbir ordu, kendi halkının yarısını karşısına alarak varlığını sürdüremez. Onun için bu seçimle bu sürecin sona erdiğini düşünüyorum.

Herkes bu seçimlerden aklına ve meşrebine uygun bir sonuç çıkartacak. Benim görebildiğim ise şu: Türkiye siyasetinde ‘silah dönemi’ sona erdi. Şiddeti, savaşı, darbeyi destekleyenlere iktidar yolu kapalı. CHP’nin darbe yardakçılığı yapmasının cevabı sandıkta ağır bir hezimet oldu. ‘Ordu, yargı, cumhurbaşkanı, CHP’ dörtlemesiyle hukuk dışına taşma eğilimi tam anlamıyla yenildi...

Bundan sonra Türkiye’nin normalleşeceğini sanıyorum. Anayasa Mahkemesi’nin o anlamsız 367 kararına rağmen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok fazla sorun çıkmayacağını düşünüyorum doğrusu. Eğer MHP, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Meclis salonuna girmeyen DYP ile ANAP’ın siyasi varlığının bir gecede nasıl tükendiğini anlamaz da Çankaya seçimlerini engellerse ve bir yeni seçime gitmek zorunda kalırsak, MHP’nin de o sandıkta boğulacağına herkesle iddiaya girmeye şimdiden hazırım...”

Çarpıcı, isabetli tespitler ve hayli “iyimser” bir yakın gelecek senaryosu.

Ama, temelsiz değil. Yeni seçilen TBMM, yüzde 80’in üzerinde katılım oranıyla Türkiye’nin yüzde 80’ini parlamentoya yansıtıyor. Bundan önceki parlamento için ileri sürülen, oyların yarısının temsil edilmediği sorunu ile karşı karşıya değil. “Temsil sorunu olmayan” bir parlamento.

Türk milliyetçiliğinin temsilcisi olma iddiasındaki MHP ile Kürt milliyetçi siyasetinden gelen DTP’lilerin birlikte yer alacak olması bakımından “sahici”, Türkiye gerçeğini yansıtan bir parlamento bu. Ve, bu yapısı ile Türkiye’yi krize sokmaktan ziyade, en taze seçilmiş haliyle Türkiye içine sokulduğu krizden çıkartarak, “normalleşme rotası”na oturtma ihtimali daha güçlü bir parlamento.

Elbette, bu parlamento koltuklarının 550’sinin 340’ının Türkiye’nin her yönünden ve bir “oy patlaması”yla gelen Ak Partililer tarafından doldurulacağını da unutmayalım. Ak Parti, tümüyle bir “ulusal” ve “merkez” parti konumuna gelmiştir. Türkiye’nin tümünü temsil edebilme yeteneği, Tayyip Erdoğan tarafından “basiretli” biçimde değerlendirilirse –ki, seçim zaferi ardından yaptığı konuşmada bunun ipuçlarını verdi- yeni TBMM’yi bir “çatışma alanı”na değil, bir “uzlaşma zemini”ne dönüştürebilir.

 

***             ***         ***

 

“Uzlaşma”yı da doğru kullanmak ve değerlendirmek gerekiyor. Seçimlerin hemen ardından, Türkiye’nin “kutuplaştırılması”nda rol almış çevrelerden, vakit geçirmeden, “Şimdi sıra Tayyip Erdoğan’ın uzlaşmacı olması”nda çağrıları yükseldi.

Kimle, ne üzerinde, neden?

Türkiye’de halk sözünü söyledi. Şimdi sıra, herkes için “halkın tercihi” ile “uzlaşma”ya geldi. Seçim sonuçlarını beğenmiyorsanız, kendinizi değiştirmek zorundasınız. Halkımız bu. Bu halkı “soykırım”la ortadan kaldırıp, yerine, “eski elit”in damak tadına uyacak yeni bir halk “ithal etmek” söz konusu olmadığına göre, kendinizi değiştireceksiniz.

“Aman zafer sarhoşluğuna kapılmayın” uyarısıyla, “aman şimdi uzlaşın” çağrısıyla “sandıkta kaybettiği”nizi geri almaya kalkışmayın. Alamazsınız. Kaybettiniz. Zaman, niçin kaybettiğinizi tahlil edip, kendinizi değiştirme zamanı. Zamanı böyle kullanın.

Türkiye’nin içe kapanmasına, “ırkçı-milliyetçi” söyleme, şiddete, kutuplaşmaya hayır demiştik. Türkiye’nin uluslararası sistemin aktif bir unsuru olmasını savunmuştuk. Türkiye’nin demokrasi ve modernleşme güzergahı anlamında AB yörüngesine “evet” demiştik.

22 Temmuz’da, Türkiye halkı bu dediklerimize güçlü bir vurguyla “evet” dedi.

Türkiye halkına inandığımız ve güvendiğimiz için, seçim sonuçlarını “doğru” tahmin etmiştik. Yanılmadık. Türkiye halkı yanıltmadı. Türkiye halkı yanılmadı...

X