Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türkiye geleceği şekillendirecek potansiyele sahip

    Emek Kaplangil
    25.05.2010 - 12:46 | Son Güncelleme:

    İSTANBUL - Bünyesindeki uzmanlarla problem çözmede yaşanmış olaylara dayalı kendi bilgisayar modellerini oluşturan ve birçok çarpıcı tahmini doğru çıkan danışmanlık şirketi Schloer Consulting Group (SCG) Başkanı Hardy F. Schloer, Türkiye’nin geleceğin şekillenmesinde çok önemli bir rol üstleneceğini söyledi. Schloer, Türkiye'ye 1 milyon Alman-Türk'ünü geri çağırma tavsiyesinde de bulundu.

    Geçen hafta düzenlenen Forum İstanbul’a katılmak için Türkiye’ye gelen Schloer, toplantıların en çok dikkat çeken isimlerinden biri oldu. 54 yaşındaki Schloer, Türkiye'ye gelen psikoloji eğitimi almış ve aynı zamanda felsefe ve bilgisayar teknolojisi alanında da çalışmalar yaparak kendini geliştirmiş bir isim.

    Şu anda kendi adını taşıyan danışmanlık şirketinin başkanlığını yapan ve özellikle dünyanın birçok ülkesinde bulunan iş ortaklarına sorun çözümünde getirdiği farklı modellemelerle tanınan Schloer, merkez ofislerini üç ay içinde Türkiye’ye taşıyacaklarını de ilk olarak hurriyet.com.tr’ye açıkladı.

    Schloer, Türkiye’nin geleceğin şekillenmesinde çok büyük potansiyel taşıdığını belirtirken, en önemli sorunlardan birisinin eksik eğitim olduğu ve bu nedenle 1 milyon Alman-Türk’ün geri çağrılması gerektiği önerisinde bulundu.

    DÜNYACA ÜNLÜ UZMANLA YAPILAN SÖYLEŞİNİN ANA BAŞLIKLARI ŞÖYLE:

    --Schloer Consulting Group olarak çalışma modeliniz ve faaliyetleriniz nelerdir?
    Şirketimiz kanıtlara dayalı (evidence based) bir danışmanlık modeli yürütüyor. Bizim için bir danışmanlık konusu tam anlamıyla bilimsel bir proje özelliği taşıyor ve kanıtlara dayandırılarak yürütülüyor. Eğer kanıt varsa gerçektir ve bunları kullanıyoruz.

    Bunun yanında matematik ve yıllar içerisinde kendi geliştirdiğimiz yapay zeka modellerimiz ağırlıkla faydalandığımız kaynaklar. SCG'yi 1979 yılında kurdum. Daha sonra konuşma dilinin yapısına dayalı (linguistik) tahminler yapan bilgisayar programları ve gerçek zamanlı finansal uygulamalar geliştiren RavenPack adlı şirketimizin faaliyetleri nedeniyle bir süre danışmanlık faaliyetleri ikinci planda kaldı.

    RavenPack ile özellikle konuşma dilinin örneklenmesi, analiz edilmesi ile tahminlerimizde kullandığımız modeli geliştirdik. Bu projede başarımızı kanıtladık ve şimdi Dow Jones ile işbirliğimiz bulunuyor. Bu şirket şimdi bankalardan, hedge fonlara olmak üzere geniş çapta finansal şirketlere hizmet veriyor.

    --Yani bu şirketlere gelecek ile ilgili tahminler mi yapıyorsunuz?
    Buna tahmin demeyelim, onun yerine risklerini nasıl yönetmeleri konusunda matematiksel ve algoritmik modeller sunuyoruz. Yapılan işi bu şekilde tanımlamanın daha az tahrik edici olduğu düşüncesindeyim.

    Önemli olan konu bir şeyi takip ederken onu sürekli gözetim altında tutmak, buna dayanarak zaman serileri oluşturmak ve hangi durumlarda neyin ortaya çıktığını görmektir. Bunu yaparken milyonlarca veriyi kullanıyorsunuz ve bunu süper bilgisayarla işleyerek yön çiziyorsunuz. Müşterilerinizin size sordukları sorulara ya da onların problemlerine bu şekilde çözüm buluyorsunuz.

    --Ne gibi sorunlar ve problemlerden bahsediyorsunuz?
    Örneğin tekstil firmasını ele alalım. Bu şirket, Güney Amerika pazarına açılmak istiyor. Bunu nasıl yapmalı, ne tip giysiler yapmalı, hangi kanalları kullanmalı, ya da bir siyasi partinin lideri olabilirsiniz ve önümüzdeki seçimleri kazanmak için halka nasıl seslenmeniz gerektiği konusunda yardım alabilirsiniz. Bizim yaptığımız ise 200'den fazla konusunda uzman kişinin gerekli bilgileri bulup, ayıkladıktan sonra geliştirdiğimiz modellere aktararak çözüm yolunun ortaya çıkarılmasında yatıyor.

    --Çözümleriniz ne kadar kesinlik içeriyor?
    Sorunuza karşı bir soruyla şu şekilde cevap verebilirim. Size sık sık sunulan cevapların yüzde 100 doğru ya da yüzde 100 yanlış olma olasılığını mı yoksa sürekli yüzde 85 oranında doğru olma olasılığının mı tercih edersiniz. Biz yüzde 85'lik olasılığı sunuyoruz. Bilimde yüzde 100 yoktur.

    "İSTANBUL'A TAŞINIYORUZ"
    --Şirketinizin merkezi nerede yer alıyor?
    Faaliyetlerimizi Slovenya'da ve Fransa'da Sophia Antipolis teknoloji parkında yürütüyoruz. Ancak önümüzdeki üç ay içerisinde merkezimizi İstanbul'a taşımayı planlıyoruz. Şu anda yer araştırması yapıyoruz.

    --İstanbul'daki ekibiniz kaç kişi olacak?
    Nihai olarak toplam da 100'den fazla kişiyle buradaki faaliyetlerimizi sürdüreceğiz?

    “TÜRKİYE ZİNCİRLERİNİ KIRDI”
    --Neden merkezinizi Türkiye'ye taşımak istiyorsunuz?
    Çünkü Türkiye üretken bir ülke. Almanya'da yaşadığım dönemde orada çok sayıda Türk'ün oraya çalışmak için geldiğine şahit oldum. Oradaki Türkler çok vahim koşullarda çalışıyordu ancak daha sonra bir dönüşüm yaşandı. Türkiye zincirlerini kırdı ve muazzam bir dönüşüm yaşadı. Bu aslında olması gerekendi. Türkiye'nin bir model olduğuna inanıyorum ve diğer ülkelerin de bu ülkeyle işbirliğine gitmesi gerektiğini düşünüyorum.

    --Gelişmiş olan ülkelerin mi Türkiye ile işbirliğine gitmesi gerektiğini söylüyorsunuz?
    Hayır tüm ülkelerin. Türkiye'nin işlerin nasıl yapılması gerektiğini Hindistan, Malezya ya da Endonezya'dan daha iyi bildiğini düşünüyorum.

    --Peki ya Çin? Türkiye'deki model bu ülkeden de daha iyi mi?
    Eee, Çin konusu başlı başına karmaşık bir durum. Ancak, her ne kadar bugün bunu gerçekleştirmek çok zor olsa da eğer Çin, Türkiye'nin bugün uyguladığı modele kendini uydurabilseydi çok daha ilerde olabilirdi.

    Bence Türkiye'nin sadece bir sorunu var. O da ülkenizin konumunun ne kadar iyi durumda olduğunun yeterince analiz edilmemesi. Mesela nüfus yapınız olağanüstü. Ancak yine de elden geçirilmesi gereken bir kaç nokta var ve bunların başında da eğitim geliyor. Unutmamanız gerekir ki, şu anda dünyada bulunan 10 profesörden yedi tanesi Asya kökenli. Buradaki entellektüel birikimin ne olacağını tahmin edebiliyor musunuz? İşte Türkiye'nin eksiği bu. Türkiye'nin bu istatistiğin içine girmesi gerekiyor. Türkiye özellikle yüksek öğretim konusunda eksik kalıyor.

    “1 MİLYON ALMAN-TÜRK’Ü GERİ ÇAĞIRIN”
    -- Peki Türkiye bu eksiğini kapatmak için ne yapmalı?
    Eğer ben Türkiye danışmanlık yapıyor olsaydım, bir geleceğe dönüş programıyla Almanya'da iyi eğitim görmüş bir milyon Alman-Türk'ünü onlara imkânlar sağlayarak anavatana geri getirmeyi hedeflerdim.

    --Yani Türkiye'ye hazır kaynağı kullanmasını öneriyorsunuz?
    Evet, Türkiye'ye bu insanları geri getirmek için cazip fırsatlar sunmasını öneriyorum. Eğitimdeki bu gedik kapatıldıktan sonra yine önde gelen akademisyenler Türkiye'ye çağrılıp, bilgiyi kullanan değil, üreten kurumların hayata geçirilmesi de oluşturulabilir. Türkiye bunu yapabilecek durumda, denemekten korkmayan bir yapınız var ve değişime çabuk uyum sağlıyorsunuz. Yeni teknolojilerle bilginin kullanılma eşiğini geçtiğiz takdirde önemli başarılar elde edebilirsiniz.

    --Sizin Türkiye'yi seçmenizin arkasında da bu uyum becerisi mi yatıyor?
    Evet, bu ülkenin geleceğine güveniyorum, bununla ilgili hiçbir şüphem yok.

    MAKİNELER İLE BİRLİKTE YAŞAMAK
    --Küresel zeka diye bir kavramı da savunuyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?
    Yazılımları ve bilgisayarları modeller oluşturmak için kullanıyoruz. Bu modeller daha sonra küresel zekayı meydana getiriyor. Bizim amacımız sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeleri konusunda müşterilerimize yardım etmek

    “TOPLUMU MAKİNALAR YÖNETSİN”
    --Soruyu biraz daha açarsak, insanlar ve makinelerin birlikte çalışması gerektiğini savunuyorsunuz öyle değil mi?

    Aslına bakarsanız, biz sonuçta toplumun makineler tarafından yönetilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

    -- Peki bu durumda insanlar ne yapacak?
    İnsanlar sadece ortak ihtiyaç ve beklentilerine karar vermeli ve makinelerin bunları gerçekleştirmesine izin vermeli. Aslında yapmamız gereken ne istediğimize karar vermek ve sonra da makinelerin bunları gerçekleştirmesine izin vermek. Bu aynı zamanda gelecekte sorun çözücülerin, avukatların hatta hakimlerin dahi gelişmiş bilgisayarlar olması anlamına geliyor. Hatta, gelecekte yapılan seçimler hangi bilgisayar programının kullanılacağını seçmek için yapılmalı.

    KARA PERŞEMBE SİZİ YALANLIYOR MU?
    --Bundan bir kaç hafta önce ABD'de borsaları bu mantıkla çalışan sistemler nedeniyle Kara Perşembe olarak da anılan günü yaşadı. Bir anda endeksler büyük çapta düşüş ve aynı şekilde yükseldi. Bu gelişme, sistemlerin eksik tarafını ortaya koymadı mı?

    Bizim de tam olarak söylediğimiz şey bu aslında. Bu olay gerçekleşmeden iki hafta önce yaptığım bir konuşmada bu konuya değindim. Çünkü, kullanılan mevcut sistemler tam anlamıyla zeki sistemler değil, aksine yarı zeki sistemler. Bu sistemlere tüm istisnai durumlar yüklenmiyor ve ABD'de olduğu gibi istisnai bir durum ile karşılaşıldığında sistem kendi içinde gelişmelerin birbirini etkilediği döngüsel bir süreç yaşıyor.

    --Peki bu istisnai durumların önüne nasıl geçilebilir?
    Sistemlerin ve bilgisayarların güncellenmesi gerekiyor. Geliştirmiş olduğumuz yapay zeka modellerinden de faydalanarak bu bilgisayarlar çok daha gelişmiş bir noktaya getirilmeli.

    NOKTA ATIŞI KRİZ TAHMİNİ
    --Forum İstanbul çerçevesinde yaptığınız konuşmada 2007'de krizi önceden tahmin ettiğinizi söylediniz, bunu nasıl yaptığınızı anlatır mısınız?

    Ocak 2007'de, aynı yılın sonbahar aylarına kadar piyasanın 1,500 puan yükselip zirveyi göreceğini tahmin ettik. Dediğimiz oldu ve borsa 1,700 puan yükseldi. Sonra piyasanın 5 ile 6 bin puan arasında düşeceğini öngördük, tahmin ettiğimizden biraz daha fazla 7 bin puandan fazla geriledi.

    --Peki bunu nasıl öngördünüz?
    Bunu sadece bilgisayar modellerimizle öngördük. Her hangi bir piyasa verisi yardımı almadık. Zaten, fiyat diğer bir değişle insan davranışı demektir. Biz insanların davranışlarını analiz ederek bu sonuca ulaştık. İnsanların nasıl davranacağını tahmin eden bir modeliniz varsa bunu görmek zor değil.

    “ÖNÜMÜZDEKİ KRİZLER 2012 VE 2018’DE”
    --Bundan sonraki büyük krizlerin ise 2012 ile 2018 yıllarında görüleceğini,  öngörüyorsunuz bu sonuca nasıl ulaştınız?

    Modellerimizde bu dönemlerde büyük çapta bir zayıflamanın yaşanacağına dair farklı açılardan çok sayıda sonuç ile karşılaşıyoruz. Batılı ülkelerin borcu, küresel kriz daha başlamadan önce inanılmaz noktaya ulaşmıştı. Şimdi bu daha da artmış durumda ve uzun vadeli tahvil satışı yapılamıyor, ancak kısa vadeli tahvil satışı gerçekleştirebiliyor.

    Bu durumda yapacak sadece iki şey var, ya iflası kabul edeceksiniz, ya da devalüasyonu seçeceksiniz. Her iki durumda paranız değersiz duruma gelecek. Dolar, euro ve sterlin değer kaybı yaşadığı takdirde, insanların tercihi bundan sonra spekülasyonlardan etkilenmeyen, arkasında üretim gücü, emtia veya benzeri bir gerçek değerin olduğu bir tek para birimine doğru olacaktır.

    TEK PARA BİRİMİ KAÇINILMAZ
    --Tek para biriminin arkasında nasıl bir gerçek değer olacağıyla ilgili öngörünüz var mı?
    Bunu şöyle açıklayalım. Diyelim ki; bir fabrikada bir çift ayakkabı ürettiniz. Bir çift ayakkabının insana sağladığı fayda Türkiye'de de, Almanya'da ya da dünyanın herhangi başka bir yerinde de aynı olmalıdır. Çünkü siz bir ürün ortaya çıkarıyorsunuz ve neden aynı faydayı sağlayan şey için farklı yerlerde farklı değer belirlensin ki. Siz daha rekabetçi olmak için daha az bedel talep etmediğiniz sürece bu miktar aynı olmalıdır.

    Bu şekilde spekülasyonun da önüne geçmiş olur ve piyasalardaki dalgalanmaları engellersiniz. Paradan para kazanmanın önüne geçildiğinde, ülkeler de gerçekte elle tutulur değeri olan üretim yapmak zorunda kalacaktır. Bu ortamda da Yunanistan gibi oturup bir şey yapmayan ülkeler fakirleşirken, Türkiye gibi sıkı çalışıp, bir şeyler üretenler ise zenginleşecektir.

    ekaplangil@hurriyet.com.tr

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı