"Gila Benmayor" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gila Benmayor" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gila Benmayor

Türkiye, Fransızların gözünde kontrolsüz globalleşmenin sembolü

‘AVRUPA’nın vizyonunu geniş tutanlar Türkiye’nin yanında.’

Geçen akşam bir araya geldiğimiz Bağımsız Türkiye Komisyonu üyelerini dinlerken bunu düşündüm.

2004 yılında Türkiye’nin AB sürecine destek için Açık Toplum Enstitüsü tarafından kurulmuş olan Bağımsız Türkiye Komisyonu’nun üyelerini artık tanıyorsunuz.

Aralarında eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Martti Ahtisaari, eski Avusturya Dışişleri Bakanlığı müsteşarı Albert Rohan, Avrupa Parlamentosu üyesi Emma Bonino, Hollanda Dışişleri eski bakanı Hans van den Broek, eski Fransa Başbakanı Michel Rocard, eski İspanya Dışişleri Bakanı Marcelino Oreja Aguirre gibi isimler var.

Zaman zaman İstanbul’a gelen komisyon üyeleri, 3 Ekim’den sonra nasıl bir yol izleyeceklerini belirlemek üzere hafta sonunda yine buradaydılar.

Michel Rocard ile tahmin edebileceğiniz gibi Fransa’nın tutumunu konuşuyoruz.

Bu arada Rocard bugünlerde yine Fransa’nın gündemindeki bir politikacı.

Kaleme aldığı ve yeni piyasaya çıkan ‘Sol Bilseydi’ en çok konuşulan kitaplar arasında.

Kitabında hem hayatını, hem içinde bulunduğu sol hareketi anlatan ve eleştiren Rocard ilginç bir şey söylüyor:

‘Fransızların gözünde Türkiye kontrol edilemeyen bir globalleşmenin sembolü.’

Evet Fransızlar ‘vahşi globalleşmeden’ korkuyorlar.

İşsiz kalmaktan, yatırımın yabancı ülkelere kaçmasından, sosyal adaletin bozulmasından korkuyorlar.

‘Avrupalı’nın korkusundan’ tek söz eden Rocard değil.

1977-1981 yılları arasında İspanya’nın AB ile müzakerelerini yürüten Aguirre de aynı şeyi başka sözcüklerle dile getiriyor.

‘1950’lerde Avrupalı ülkeleri Ortak Pazar çatısı altında birleştirmeye sevk eden şey geçmişin korkusuydu? Şimdi ise geleceğin korkusu var’.

Avrupa bu korkusunu nasıl yenecek?

Kendisine güvenli yeni bir gelecek şekillendirerek.

Aguirre diyor ki: ‘Türkiye diğer ülkelerle birlikte Avrupa’nın yeni geleceğinin ne olacağına karar verecek.’

Türkiye’nin Avrupa’nın geleceğinde rol alacağını Avrupalıların ağzından daha sık duyar olduk.

Acaba Avrupa’nın bu beklentisinin farkında mıyız?

Politikacılarımız, kurumlarımız, yöneticilerimiz farkında mı?

Kuşkularım var?

Van Üniversitesi Rektörü Profesör Yücel Aşkın’ı adi bir suçlu gibi tutuklatan zihniyet varoldukça kuşkularım var.

Ayrı sularda yüzüyoruz.

İstanbul’un çöpleri özelleştirilsin

BAĞIMSIZ Türkiye Komisyonu üyelerinden eski İspanya Dışişleri Bakanı Marcelino Oreja Aguirre’nin ikinci bir şapkası var.

Aguirre İspanya’nın en önemli holdinglerinden, 105 yıllık geçmişi olan ‘Fomento de Construcciones y Contratas’ FCC’nin CEO’su.

Yıllık cirosu 6.5 milyar Euro olan, Avrupa ve Latin Amerika’da yaklaşık 65 bin kişi çalıştıran FCC, inşaat sektörünün yanı sıra çevre hizmetleri, su yönetimi gibi sektörlerde de faaliyet gösteriyor.

Çöp toplayıp, imha etme konusunda İspanya’nın bir numarası.

Ayrıca İngiltere’nin birçok şehrinde, Portekiz’de, Arjantin, Venezüella, Meksika gibi ülkelerde de aynı işi yapıyor.

İstanbul gibi bir metropolde çöpün sorun olabileceği gerçeğinden hareket eden Aguirre, bu kez geldiğinde, ‘işadamı’ şapkasıyla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile görüşerek, İstanbul’un çöplerine talip olmuş.

Aguirre’ye görüşmenin sonucu sordum.

Topbaş’a İstanbul gibi şehrin ‘çöpünü özelleştirmek zorunda olduğunu’ söylemiş.

‘Aksi takdirde çöp sorunu çözülemez’ demiş.

Topbaş’ın cevabı ise ‘Çöp özelleştirilmesi ancak ihaleyle olur’ şeklinde olmuş.

İstanbul Bienali sponsorlar sayesinde bugün bir marka

16 Eylül ile 30 Ekim tarihleri arasındaki 9.Uluslararası İstanbul Bienali dördüncü haftasında.

Şimdiye kadar bienali gezenlerin sayısı 35 bine ulaşmış.

Teması ‘İstanbul’ olan bienal, şehrin tarihi yarımadasında yoğunlaşan geçtiğimiz bienallerin aksine İstanbul’un tam yüreğinde.

Beyoğlu’nda, Galata’da, Tophane’de.

Cumartesi günkü bienal ziyareti Beyoğlu’ndaki ‘Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nde başlıyor.

Sanatçı Hüseyin Alptekin’in atları var bu galeride.

Atlar, Haçlılar döneminde yani 1204 yılında İstanbul’dan kaçırılan ve Venedik’te San Marco Bazilikası’nın çatısında bulunan atların kopyaları.

Alptekin İstanbul’dan çalınan atları bir anlamda İstanbullulara tekrar sunmak istemiş.

İkinci durak şimdiye kadar kimsenin pek de farkında olmadığı bir mekan:

Yine İstiklal Caddesi’ndeki Garibaldi Binası. Daha sonra Bilsar Binası, Deniz Palas Apartmanı.

Ve bu mekanlara anlam katan 53 sanatçı.

İstanbul bienali artık bir marka.

Bunu geçenlerde sohbet ettiğim Fransız TV5 Başkanı Aillagon’dan da duymuştum.

Venedik Bienali’nden sonra ikinci önemli bienal olma yolunda..

İstanbul ile Venedik arasındaki önemli farklardan biri kaynak.

Venedik Bienali’ne uluslararası kurumların yanı sıra merkezi ve yerel yönetimlerden de önemli kaynak sağlanıyor.

İstanbul Bienali’ne bu yıl ilk kez Tanıtım Fonu’ndan bir destek gelmiş. 2,5 milyon dolarlık bütçeye yabancı destekçilerin katkısı yüzde 60 oranında.

Yerli destekçiler yüzde 30 oranında katkı sağlarken, bütçenin kalan yüzde 10’u bilet gelirlerinden.

İstanbul Bienali’ni bir markaya dönüştürmeyi başarmış İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) yetkilileriyle konuşurken şu gerçek çıkıyor ortaya:

Bienal sponsorlar olmasaydı asla bugüne kadar gelemezdi.

Yerli sponsorlar bu yıl Abdi İbrahim İlaç, Aygaz ve Opet.

Ayrıca iş dünyasının önde gelen 43 kuruluşu 5 biner Euro katkıda bulunmuş. Yabancı destekçiler, özel proje destekçilerini de katarsak sponsorların toplamı 110.

İstanbullular 110 sponsora teşekkür borçlu.
X