Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye, farkını hemen göstermeli

Trabzon’da rahibi vurduğu tahmin edilen zanlının bu kadar çabuk yakalanması dahi içimizi rahat ettirdi. Ancak, bu da yetmez. Ankara, karikatür krizinde mutlaka hareketlenmeli.

Bu satırları yazdığım sırada, Trabzon’da katil zanlısının yakalandığı haberi gelmişti. Ne  gerekçeleri biliniyor, ne de kimliği hakkında bilgi veriliyordu. Dolayısıyla, işin o yanı henüz belirsiz. Ancak, katil zanlısının kısa bir süre içinde yakalanması dahi hepimizi rahat ettirdi. Bir de, cinayetin karikatür krizi nedeniyle değil de, farklı gerekçelerle işlendiğini anlayabilirsek, çok daha rahatlayacağız.

 

Sonucu beklerken, hepimiz Türkiye’nin karikatür krizinde nasıl bir tutum alacağını izliyoruz.

 

Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın yaklaşımları net. Hem Karikatürleri yayınlayan batı medyasını, hem de bu medya ülkelerinin temsilcilerine saldıran İslam ülkelerini eleştiriyorlar.

 

Ancak, bu yeterli değil.

 

Olaylar öylesine genişliyor ki, sadece demeçlerle yetinmek imkansızlaşıyor.

 

Artık fiilen harekete geçmek, adımlar atmak gerekiyor.

 

Neler yapılabilir?

 

Eğer Trabzon cinayeti gerçekten karikatür krizi nedeniyle işlendiyse, İtalyan rahibin cenazesini Roma’yagötürmek için bir hükümet üyesi eşlik edebilir. Cuma günü Roma’daki törene bir başka bakan katılabilir. Başbakan, Trabzon’a gidip olayın geçtiği kilise görevlilerine başsağlığı dileyebilir.

 

Bütün bunlar birer jesttir.

 

Gönül almaya yöneliktir.

 

Aynı zamanda da, hem Avrupaya, hem de İslam dünyasına açık mesajlar verilmiş olur.

 

Türkiye farkını ortaya koyar.

                                                  

       *                    *                    *

 

ŞİMDİ, ARABULUCU OLABİLİRİZ...

 

Ülkemiz, arabulucu olmayı sever.

 

Hattta zaman zaman, çözülmesi son derece güç olan Filistin sorununda dahi, kendini çözümüne pek katkısı olmayacağını bilmesine rağmen kahramanca ortaya atar.

 

Bence, asıl arabuluculuğu şimdi yapmalı. Zaten Dışişleri Bakanlığının bazı temasları olduğunu, Gül’ün telefon diplomasisi ile nabız yokladığını biliyorum.

 

Tam zamanıdır ve Türkiye’den daha iyi konumlanmış bir ülke bulunamaz.

 

Bir ayağı Avrupa’da... Vücudunun, kalbinin ve kafasının önemli bir bölümü İslam dünyasındaki Türkiye, taraftarı burada toplayabilir ve ilk yumuşamayı gösterebilir.

 

Tabii asıl önemlisi, Avrupa’nın böyle bir yakınlaşmaya ne oranda niyeti olduğudur.

 

Eğer Avrupa basını, aynı tutumunu sürdürür, kafa tutan ve meydan okuyan yaklaşımında ısrar ederse sonuç alınamaz. Hiç değilse, sussalar ve yaptıkları zararı görseler yeter.

 

Beni en çok ümitlendiren, karikatürleri yayınlayanların  azınlıkta kalmaları, belirli bir sayının üstüne çıkmamaları ve AB basınının önemli bir bölümünün karşı görüşte olması.

 

Türkiye, bu alanda da farkını göstermeli.

 

                                             *                    *                    *

 

KURTLAR VADİSİ, SONUNDA BİR FİLMDİR...

 

Kurtlar Vadisi-Irak filmi kamuoyunda ilginç bir hava başlattı. Daha önce, Metal Fırtına adlı kitabın yarattığı akımın adeta bir devamı.

 

Filme halkın gösterdiği ilgi, siyasilerimizin demeçleri ve medya’daki yorumlar, toplumumuzdaki bastırılmış duyguları ortaya çıkarıyor. Temelinde de, Bush yönetiminin politikalarına duyulan tepki yatıyor.

 

İşin ilginç yanı, filmle özdeşleştirilen duygular Türk milliyetçiliği ile ilgili değil. Türk milliyetçiliği, Türk olmanın gururu, bayrağa olan sevgiyi temsil ederdi. Bu defa ortaya çıkan hisler çok farklı. Ezilmişliğe, itilip kakılmışlığakarşı duyulan bir tepki söz konusu.

 

Kurtlar Vadisi Irak, neresinden bakılırsa bakılsın, bir filmdir.

 

Para kazanmak için, seyircinin en hoşuna gidecek şekilde olayları kurgulamaktır. Bir senaryodur. Bir hayal ürünüdür. En büyük tehlike de, toplumların bir filmi abartılı şekilde ciddiye almaları ve gerçekmiş gibi algıladıklarında ortaya çıkar.

 

Hollywood’da çevrilen filmler ciddiye alınmış olsaydı, bugüne kadar kimbilir kaç ülkede ayaklanmalar yaşanır veya ülkeler arasındaki ilişkiler bozulurdu.

 

Şimdi bakıyorum, medyamızda film ile ilgili eleştirilerin yanısıra, filmdeki diyaloglar üzerine yorumlar yapılıyor. Askerin intihar etme hakkı olup olmadığından tutun da, Süleymaniye olayında kararın Genelkurmay Başkanlığı tarafından verilip verilmediği tartışmaları yapılıyor.

 

Ancak asıl önemlisi, içi baştan aşağı Amerikan aleyhtarlığı ile dolu olan bir film hakkında, Başbakanından Meclis başkanına kadar herkesten müthiş bir methiye alkışı çıkıyor. Kimi “Müthiş” diyor, diğeri neredeyse ağladığından söz ediyor.

 

İnanılacak gibi değil.

 

Beyefendiler, sizler bu devleti yönetiyorsunuz.Bırakın bu tip yorumları, basit seyirciler yapsın. Sizler böyle demeçler verirseniz, işte o zaman bir film Türkiye’nin ABD ile ilişkilerini zedeler. Film gerçek bir dış politika mesajına dönüşür.

Kurtlar Vadisini sadece bir film gibi algılayabildiğimiz taktirde çok daha rahat edeceğiz. Eğer biz bir filme başka anlamlar yükler ve bunu bir dış politika yaklaşımına dönüştürürsek, işin içinden çıkamayız.

 

İyisi mi, dış politikayı Dışişleri yapsın, milliyetçiliği siyasi gruplar köpürtsün. Filmciler de film çevirip para kazansınlar...
X