"Deniz Sipahi" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Sipahi" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Sipahi

Türkiye’de sivil toplum ne kadar sivil (2)

Hükümetin de, muhalefetin de son yaşananlardan ders aldığını düşünüyorum.
Özeleştiri yaptığına, kendi planlarını gözden geçirdiğine, stratejilerinde ince ayarlar yaptığına inanıyorum.
Sadece siyasetin mi?
Kesinlikle hayır...
Türkiye’deki herkesin, her çevrenin, her toplumun kendi gerçekleriyle ülke gerçeklerini masaya yatırdığını adım gibi biliyorum.
Geçenlerde bir yazımda, “Türkiye’de sivil toplum ne kadar sivil?” diye bir soru sormuştum.
Aslında şunu kastetmiştim.
Çok uzun zamandır; STK diye kısalttığımız sivil toplum örgütlerinin gerçek işlevlerini yapmadığını, yapamadığını düşünüyorum.
Birçok gerekçesini olduğunu biliyorum.
Bazıları ya hükümetin tepkisini çekmek istemiyordu, bazıları bir tarafın sözcüsü gibi algılanmak istemiyordu, bazıları da itibar yönetiminden bihaberdiler...
Şuna inanıyorum.
Demokrasilerin olmazsa olmazı parlamentoysa, siyasetse; bir başka olmazı da objektif kalabilen sivil toplumdur.
Sokaklardaki tepkinin bu boyutta olmasının bir başka nedeni de budur.
Vermek istediklerini satır aralarına gizleyen, dolaylı yollardan söyleyen, kapalı kapılar ardında fırtınalar estiren, ama kürsüde dut yemiş bülbüle dönen sivil toplumcular nedeniyle bu gerginlikler bugünlere gelmiştir.
Şimdi diyeceksiniz; “Medya da böyle değil mi?”
Değil...
Medyanın eleştirilecek çok yönü var; kabul ediyorum.
Onu ayrı bir yazıda değerlendireceğim; emin olun.
Ama şunu bilin ki; medyanın işi hükümeti desteklemek değildir, muhalefet yapmak hiç değildir. Medyanın böyle bir işlevi de yoktur.
Medya haber verir; haberini de objektif verir.
Köşe yazarlarının kendi görüşlerini yazma özgürlüğü vardır, ama bunun etkisi de hiçbir zaman sivil toplum örgütlerinin gücünün önüne geçmez.
Son olaylardan sonra...
Siyaset oturup düşünmelidir. Belli olan şudur ki; siyasetin dili Türkiye’nin gerçeklerine uygun değildir. Yumuşamalıdır, uzlaşmacı olmalıdır.
Ama en önemlisi sivil toplum örgütleri sivil olmalıdır. Ne hükümetin borazanlığını, ne de hükümete karşı açık bir muhalefet yapmalıdır.
Ama eksik gördüklerini söylemeli, doğru olduğuna inandığı ilkelerin de savunucusu olmalıdır.
Gezi Parkı’nın 90 gençliğinden siyasetçilerin de, sivil toplumcuların da öğreneceği çok şey var.

TAVSİYE DEĞİL SADECE BİR İSTEK

Gezi Parkı’ndaki 90 gençliğine de, bu gençlere destek veren Türkiye’deki bütün gençlere de, duyarlı tüm vatandaşlarımıza da bir sözüm var.
Meydanların sesi bana çok şey öğretti. Her kalabalığın bana yeni bir şeyler söylediği gibi... Sokağı anlamak bizim mesleğimiz için çok önemlidir. Kendi adıma ben mesajı aldım.
Aslında hükümet de, muhalefet de aldı. Bakmayın siz siyasetçilerin söylediklerine, siyaseten geri adım atamayacakları çok belli... Çünkü bizim siyasi genlerimiz geri adım atmamızı engeller. Ama şu da bir gerçek ki; bu protestolar da hayat boyu devam edemez. Bir yerde sonlandırmak gerekir.
90 gençliği bunu ne zaman, nasıl yapacağını bilir.
Onlara söyleyecek bir sözüm yok.
Ama bunun en kısa sürede olmasını herkes gibi ben de istiyorum.

BU GENÇLERİ NEDEN SEVİYORUM

Salı akşamı Taksim’de fırtınalar koparken, ben de Gündoğdu’daydım. Bu süre içeresinde birkaç kere Gündoğdu’daydım. Salı en az kalabalığın olduğu akşamdı. Belki Taksim’in psikolojik etkisinden, belki İzmirlilerin duyarlı ve bir an önce uzlaşma beklentisiyle kalabalık azalmıştı. Gündoğdu’da Türk bayrakları dışında parti bayrakları vardı. İzmir Barosu Başkanı Sema Pekdaş platforma çıktı ve “Bizim aradığımız daha fazla demokrasidir” dedi ve kalabalıktan siyasi parti bayraklarını indirmelerini rica etti. Kimi indirdi, kimi indirmedi. Bayraklar havada kalınca dikkatimi çekti; Gündoğdu’daki gençler kalabalıktan ayrıldı. Sevinç Pastanesi’ne doğru giderek kendi meydanlarını yarattılar. Geçen gün “Bu gençlerin partisi yok” diye yazdığımda; bazı okurlar “Gençleri hafife alıyorsun” diye mesaj attılar. Hayır almıyorum; aksine çok ciddiye alıyorum. Çünkü bu gençler siyasetten çözüm bekliyorlar. Meydanlarda AK partili de var, CHP’li de, MHP’li de, BDP’li de... Tek bir şey söylüyorlar, “Bizi kategorize etmeyin, bizi ötekileştirmeyin, bizi birbirimizden uzaklaştırmayın...”
Böyle bir tavır olduğunda da kendileri uzaklaşıyor. Bu gençleri o yüzden seviyor ve takdir ediyorum.

Bir kuru teşekkür

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, dün doğru bir tespit yaptı.
“Polisin ilk günkü müdahalesi yanlıştı maalesef...”
İlk günkü de, İzmir’de saçları çekilen kızın görüntüleri de, yürüyemeyecek hale getirilen üniversiteli genç kızımızın yaşadıkları da, Taksim’de son yaşananlar da yanlıştı.
Ama ne diyor Cumhurbaşkanı...
“Yanlışları görmemiz lazım. Herkes her şeyi söyleyebilir. Türkiye açık bir toplum...”
Bazen bir kuru pasta, bir el sıkma; o büyükmüş gibi görünen sorunları bitirebilir.
İşte şimdi bunu yapmak lazım...
Bir kuru özür, her şeyi toparlar.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI