Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye’de Kürtler: Asimilasyon iflasından re-entegrasyona...

Tarhan Erdem, hafta içinde Radikal’de “Kürt Nüfusu ve Sorunu” başlıklı çok önemli bir yazı kaleme aldı.

Konunun “duygusal” dolayısıyla “insan unsuru”nu ön plana çıkarması gereken yaşamsal yönü bir yana, sorunu çözme girişimlerinin “somut veriler”den yola çıkması bir zorunluluktur. Tarhan Erdem’in yazısı bu nedenle çok önemliydi.

Değerli araştırmacı 2006 yılında yapılmış geniş bir araştırmaya gönderme yaparak, Türkiye’de 11 ile 13 milyon arasında Kürt yaşadığı”nın belirlendiğinden yola çıkarak bazı değerlendirmelerde bulunuyor.

Buna göre, ülkemizde her yurttaştan yaklaşık 10’unun yani her bir buçuk yurttaştan birinin seçmen olduğuna işaret ederek, Kürt ailelerinin çocuk sayısıTürklerden fazla olduğuna göre, her 15 Kürt yurttaştan 8’inin seçmen olduğunun altını çiziyor.

Bu durumda, Kürt yurttaşlarımızın yüzde 51 ile 55’i seçmen. Bu oran Türklerde yüzde 67-71 arasında. Dolayısıyla, Türkiye’deki Kürtlerin 6-7 milyonunun seçmen olduğu sonucuna varıyoruz.

Bunun ne anlamı var?

Şu:

Son seçimlerde yani 29 Mart seçimlerinde Kürt seçmenlerin 5 ile 6 milyonu oy kullanmıştır ve DTP bunun 2 milyon 278 bininin oyunu almıştır. Yani yaklaşık yarısının. Tarhan Erdem’e göre, bu oran bazılarının ikide birileri sürdüğü gibi DTP’nin oy veren her beş Kürt seçmenden birinin değil, her iki buçuk seçmenden birinin oyunu aldığını gösterir.

Bu, ciddi ve önemsenmesi gereken bir “siyasi temsil yeteneği”ni ortaya koyar.

Bir adım daha ileri gidelim: PKK’nın “legal bir siyasi parti” olduğunu ve öyle bir durumda DTP seçmenlerinin tümüne yakınının PKK’ya oy verecek olduğunu varsayarsak,DTP/PKK’nın Kürt sorununun çözüm girişimleri çerçevesinde önemli bir “siyasi aktör” olduğu sonucuna da kolaylıkla varabiliriz.

“Muhatap”lık konusu, “siyasi” bir meseledir. Ama “siyasi aktör” olma keyfiyeti, nesnel bir gerçekliktir.

***        ***      ***

Tarhan Erdem’in açıkladığı başka bir “bulgu” yıllardır sahip olduğumuz “ezberleri” bozacak nitelikte ve bu nedenle özellikle önemli.

Yıllar boyu, Kürtlerin yarısından fazlasının “Fırat’ın Batı’sı”nda yaşadığını söyledik durduk, yazdık çizdik. Oysa, Tarhan Erdem, “Kürtlerin ‘Batı’da yaşayan’ kesimi onların üçte ikisi değil, yüzde 43’üdür” diyor. Kürtlerin yüzde 57’sinin Doğu Anadolu’da yaşadığını belirtiyor. Güneydoğu’yu ayırdetmeden Doğu Anadolu içinde topluyor. Güneydoğu’yu Doğu Anadolu’dan ayrı bir coğrafi alan olarak düşündüğünüz takdirde, yüzde 57’lik oranın çok daha yukarılara tırmanacağı açık.

Tarhan Erdem, Kürtlerin yüzde 24’ünün İstanbul ve Marmara, yüzde 12’sinin Ege ve Akdeniz bölgesinde, yüzde 8’inin diğer bölgelerde yaşadığının, 2006’da İstanbul’da yaşayan 12 milyon nüfusun 1 milyon 600 bininin Kürt olduğunun altını çizerken, “Kürt meselesinin, PKK veya DTP meselesi gibi tanımlanmasının çok vahim bir hata” olduğuna işaret ediyor. “Bu mesele Doğu ve Güneydoğu meselesi değil, Türkiye meselesidir” diyor.

Doğru.

Ama, aynı zamanda bir Doğu ve Güneydoğu meselesidir ve sorunun karmaşıklığı da zaten bu ilk bakışta birbiriyle bağdaşmaz gözüken paradoksal özelliğinden kaynaklanıyor.

Mesele, hem bir “Türkiye sorunu”dur, hem de bir Doğu ve Güneydoğu ve özellikle Güneydoğu meselesidir.

***        ***       ***

Radikal’de Tarhan Erdem’in yazısının çıktığı aynı gün Milliyet’te Taha Akyol, “Türkiye’de Kürtler” başlıklı bir önemli yazı kaleme aldı. O da yazısında KONDA’ya dayanarak ilginç rakamlar veriyor.

Buna göre, Güneydoğu’ya Hakkari, Van, Tunceli gibi illeri de ekleyerek “istatistik dilinde Ortadoğu Anadolu denilen” yörede Kürt nüfusunun oranı yüzde 79. Yüzde 80 diyelim. “Güneydoğu Anadolu” denilen Şırnak, Diyarbakır, Mardin gibi 9 ilimizin bulunduğu yörede ise yüzde 64.

Tabii, bu yörede özellikle Mardin ve Siirt’te Arap nüfusunun ve daha da önemlisi yoğun güvenlik kuvvetleri personeli nedeniyle Türk unsurunu da, oranın düşmesinde hesaba katmak gerek.

Nitekim, son seçimlerde Van, Batman, Diyarbakır, Şırnak ve Hakkari’de DTP oylarının yüzde 45’i geçtiğini düşünürsek, “etnik ve siyasi kimlik bilinci”nin ne ölçüde olduğuna ilişkin bir fikir edinebiliriz.

Taha Akyol, KONDA bulgularına göre, Kürt yoğun bölgelerde “güçlü bir göç eğiliminin bulunduğu”na işaret ediyor. Bunu “refah arzusu” olarak niteliyor. Doğru. “Ayrımcılık olsaydı bu sosyal hareketlilik olmazdı. ‘Üniter devlet’in kıymetini bilelim.‘Demokratik açılım’la da kültürel özgürlükler genişleyecektir” diye ekliyor.

O da doğru. Ama burada duralım. Çünkü tek doğru bu değil. Verdiği bir başka oran rakamı çok daha önemli: “Kürtlerin yüzde 60’ının bulunduğu yerde yaşamak istediği tek bölge Güneydoğu’dur.”

Güneydoğu, Türkiye’nin Irak, Suriye ve İran sınırlarına bitişik tek bölgesi. Sınırın öte yanında da Kürtler yaşıyor. Her üç komşu ülkenin, Türkiye’ye bitişik bölgelerinde.

Güneydoğu’da coğrafi devamlılığı olan alanda büyük çoğunlukla Kürt nüfus yaşıyor ve her üç komşu ülke ile sınırın ötesinde ise yine siyasi değil ama coğrafi ve etnik devamlılık halinde Kürtler yaşıyor.

Bu olgu, Türkiye’nin “Kürt sorunu”na çok genel çerçevede bir demokratikleşme konusu olmanın, bir “azınlık hakları” ya da “bireysel hak ve özgürlükler” bağlamında ele alınmasının ötesinde özellikler kazandırıyor.

Konu, “ayrımcılık yapmayalım; etnik kimlik şereftir ve hepimiz Türk milletiyiz” ya da “Bu ülke 72 milyon, bakın ‘Türk sorunu’ çıkartırsınız” gibisinden “Kürtlerin reddi ve inkarı”na dayalı, şantaj ve tehdit kokan demagojik polemiklere malzeme yapılamayacak kadar geniş boyutlar içeriyor.

Konu, Türkiye Kürtlerinin Türkiye’ye “re-entegrasyonu” meselesidir.

80 küsur yıllık “asimilasyon politikası” yürümedi. Yürümeyecek.

Evet, konu, Türkiye Kürtlerinin Türkiye’ye “re-entegrasyonu” ile ilgilidir.

“Kürt Açılımı”ndan murad edilen de budur zaten...

 

X