Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Türkiye’de iki farklı halk var”

Değerli tarihçi Prof.Dr.Halil İnalcık Türkiye’de iki farklı halkın yaşamakta olduğunu söylemekte.

Farklılık köken ya da soy farkı değil. Zihinsel ve duygusal bakımdan iki farklı yapıda oluşmuş iki kültürel varlıktan söz ediyor. (Tempo,11-17 Eylül 2003)
Halil İnalcık’ın saptamaları şöyle:
-Batılı kesim ve geleneksel halk hâlâ çatışıyor,
-Türban bu çatışmanın sonucu olarak gündemde,
-Medeni Kanun var, ama hâlâ imam nikâhı da var,
-Tepeden yasayla halkın âdatını (adetlerini) değiştiremezsiniz,
-II.Meşrutiyet ‘Garp(lı)laşma hareketinin başlangıcı,
-Atatürk ‘Garpçılar’ın fikirlerini hayata geçirdi.
***
Prof.Dr.Halil İnalcık bu saptamaları Enis Tayman’ın sorularını yanıtlarken yapıyor. Bu söyleşiye dayanarak değerli tarihçiyi yargılayacak değilim. Sadece, söyleşinin aktardığı bazı cümleleri değerlendireceğim.
Söyleşiden şöyle bir çıkarsama yapmak olası: Türkiye’de yaşamakta olan iki farklı halkı II.Meşrutiyet hareketi ile Cumhuriyet devrimleri yaratmıştır. Bunun sonucu olarak, cumhuriyeti ve devrimlerini benimseyen batılı kesim ile cumhuriyeti ve devrimlerini benimsememiş olan geleneksel kesim sürekli çatışma içinde. Cumhuriyet olmasaydı bu ikilik, bu çatışma olmayacaktı.
Acaba öyle mi?
Anadolu’nun Müslümanlaşarak Türkleşmesinden ve Türkçenin gündelik dil olarak genellik kazanmasından neredeyse hemen sonra ikilikler ortaya çıkmıştır: Köylü/kentli, yerleşik/göçebe, Türk/Türkmen, Alevi/Sünni, Müslümanlar/Müslüman olmayanlar... Ve merkezi yönetim her zaman bunlardan birinin yanında olmuş ve taraf tutmuştur.
Cumhuriyet bu ikilikleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Ulus-devlet programı içinde bu amacını büyük ölçüde gerçekleştirdiği görülür.
***
Cumhuriyet düşüncesini ve laik yönetimin düşünsel köklerini 2.Meşrutiyet’e bağlayan Prof.Dr.İnalcık, “Kültür ve davranış bakımından birbiriyle uyumlu olmayan iki halk var gerçekte. Birisi türban takıyor, takke giyiyor, selamünaleyküm diyor, biz merhaba diyoruz. Bu kültür çatışması, bu kültür ayrılığı inkâr edilemez bir olgudur. Evet, Türkiye’de reformlar geniş ölçüde gerçekleşmiştir. Halkın bir kısmı Avrupalı gibi davranıyor. Ama bir kitle de eski geleneksel kültürü devam ettiriyor. Devlet kesin olarak laik, sosyal, demokrat devlet. Bu prensip kanunla, emirle devlet müesseselerinde tatbik edilebilir. Ama halkın âdatını (adetlerini) değiştiremezsiniz. Bizim başımızı ağrıtan türban meselesi de buradan kaynaklanıyor. Biri inanca dayanıyor. Öbür taraftan siz kanun çıkarmışsınız. Onunla çatışıyor. Toplum ve devlet bunalımlara sürükleniyor” diyor.
***
Arada aracı olduğu için söyleşiler çoğu zaman tehlikelidir. Kötü niyetli biri bu sözlerin sahibinin Cumhuriyet devrimlerinden hoşlanmadığını düşünebilir. Ama öyle olmadığını da biliyoruz. Ama şunu da biliyoruz ki: Cumhuriyet, devrimlerini halkın adetlerini değiştirmek için yapmadı. Bu noktada, ciddi ciddi düşünüp yanıtlanması gereken şu: Cumhuriyet ve devrimleri tarihsel ve toplumsal olarak gerekli miydi, değil miydi?
Benim yanıtım da şu: Tanzimat’tan itibaren başlayan hareketler yüzünden halk bir kez daha ikiye ayrılmıştı zaten. Cumhuriyet belki bu iki kesim arasına bir denge ve huzur getirdi.
Yargılanması gereken ne Cumhuriyet ne de yaşamları örtüşmeyen iki halk kesimi. Yargılanması gereken, bu toplumsal olguyu seçim malzemesi yaparak iktidara gelen siyasal oluşumlar.
Bu noktadan bakınca, bu ikiliği büyük ölçüde ortadan kaldıran Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu yok etmeye çalışan AKP iktidarının tehlikeli bir yola girdiği de kolayca anlaşılır.
Değerli bilimadamı Prof.Dr.Halil İnalcık bu konuda ne düşünüyor acaba?
X

YAZARIN DİĞER YAZILARI