Ayşe Arman'la Yarım Kalan Hayatlar
Bugün hayatımın en mutlu günlerinden biri!
Bugün Yarım Kalan Hayatlar yeniden başlıyor.
Hem de yenilenmiş olarak, burada
www.hurriyet.com.tr/kelebek'te
Benim için bir tür "iyilik hareketi. "
İmkanım olduğu sürece de devam etmek istiyorum.
43.hafta

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var

21 Mayıs 2015

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var

Neden cerrah oldunuz?
Dayım yüzünden! Hacettepe Tıp Fakültesi’nde görevli bir teknisyendi, fakülteye giderken bazen beni de yanı alırdı. Bambaşka bir dünya vardı orada. Hiç beyin cerrahı görmemiş ve tanımamış olmama rağmen, Orta 2’de, beyin ve sinir cerrahı olmaya karar verdim. Okulun da en iyi öğrencilerindendim. Aynı zamanda futbola meraklıydım. Gençlerbirliği Genç Takımı’nın takım kaptanlığını yapıyordum. Ama cerrahiye duyduğum aşk, futbol aşkımdan ağır bastı…

Siz, hep iddialı biriydiniz?
Galiba. Zor işleri severim ben. İşimi de en iyi şekilde yapmak isterim. O zamanlar da, tıpta en zor branşlardan biri, beyin ve sinir cerrahisiydi. Ama cerrah olmak istememin bir sebebi daha var…

Nedir?
Yine ortaokul yıllarında, babama, hipofiz bezi adenomu teşhisi konuldu. Bu beni çok sarstı. Babama bir şey olacak diye çok korktum. Hacettepe Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi’nde ameliyat oldu. Ve o cerrahlar, babamı kurtardı. O günden sonra da, cerrah olmak benim için şart oldu!

Hacettepeli olmak sizin meslekte bir ayrıcalık galiba…
Evet, orada çok şey öğrendim. Eğer şu anda beyin ve sinir cerrahisinde her türlü ameliyatı yapabiliyorsam, bunu kişisel yeteneklerimin yanı sıra, üniversitemin verdiği eğitime borçluyum. “İş disiplini nedir? Hastanın tedavisi ya da ameliyatı sırasında beklenmedik bir şey olduğunda n’apılır? Kriz nasıl yönetilir? Hastanın komplikasyon riski en aza nasıl indirilir? Hastaya nasıl davranılır?” gibi şeyleri ben hep Hacettepe’de öğrendim. Gerisi de benim cerrahi yeteneğim, görgüm, bilgim, becerim ve Allah vergisi özelliklerimle ilgili. Ama sonra, üniversitemden ayrılarak özel sektöre adım attım. Şu an da Türkiye’nin en etik ve büyük kurumlarından biri olan Memorial’da çalışmanın gururunu taşıyorum.

Siz, insana güven veren cerrahlardansınız…
Teşekkür ederim, ben de kendime güveniyorum. Çünkü tecrübem sayesinde bazı olumsuzlukların üstesinden gelebiliyorum.

TORONTO MACERASI

Sizin bir de Toronto tecrübeniz de var değil mi?
Evet. Bir sürü önce, Charles Theater adında çok değerli bir bilim adamı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne gelerek, omurilik yaralanmalarında kök hücre tedavisiyle ilgili bir konferans verdi. Konferansın sonunda yanına gittim ve yurt dışında çalışmak istediğimi söyledim. Kartını verdi, kendisine yazmamı istedi. Yazıştık. Sonra beni aradı ve Kanada’ya davet etti. Kanada maceram işte bu şekilde başlamış oldu. Toronto benim için eşsiz bir deneyimdi…

Kaç yaşındaydınız?
Hem ne nasıl! Ben 40’lı yaşlardaydım. Keşke daha erken gitseymişim. O yüzden şu anki gençler çok şanslı. Kesinlikle yurt dışına açılsınlar, önlerine gelen fırsatları değerlendirsinler ya da kendileri fırsat yaratsınlar…

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var

YÜRÜYEMEYEN BİRİNİN KÖK HÜCRE TEDAVİSİYLE YÜRÜYEBİLMESİ ŞİMDİLİK MÜMKÜN DEĞİL

Kanada’da kök hücre üzerine de çalıştınız. O dönem Türkiye’de olmayan şeyler gördünüz. Şimdi ne noktaya gelindi kök hücrede? Ne tür gelişmeler var?

-Kök hücrenin doğuşu Kanada ağırlıklı. Amerika olarak bilinir ama bu işin öncüleri Kanada ve Amerika. Hakikaten Kanada’da her türlü branşa yönelik çalışmalar artık kök hücre alanına kaymış durumda. Çok iyi deneysel çalışmalar var. Ancak ne yazık ki insan üzerinde değil…

Nasıl yani?
-Yani beyin ve sinir cerrahisine yönelik olarak insan üzerinde elde edilen bir sonuç yok. Omurilik yaralanması ve beyin travması gibi durumlarda, kök hücreden şimdilik yararlanılamıyor. Bazı kan hastalıklarında ve ALS gibi hastalıklarda kök hücre kullanımında bir takım sonuçlar alınıyor.

Yani yürüyemeyen birinin kök hücre tedavisiyle yürüyebilmesi şimdilik mümkün değil…
-Evet değil. Tek başına kök hücrenin çözüm olabileceğini de inanmıyorum ben.

Peki kök hücre, suiistimale açık bir mesele mi?

-Kesinlikle!

Ne oluyor, insanlar hep bir umut yürümeyi bekliyor değil mi...
-Aynen öyle! Kanada’da bulunduğum yıllardan bir örnek vereyim. 2006’da birlikte çalıştığım Dr. Charles Theater bir televizyon programına katıldı. Yürüyemeyen durumda iki genç vardı, trafik kazasında geçirmişlerdi. Kök hücre tedavisi ile bu çocukların yürüyüp yürüyemeyeceği üzerinden tartışma başladı. Theater hiçbir yorum yapmadan ve polemiğe girmeden, “Kanada yasaları buna müsait değil. Biz insanlara kök hücre tedavisi uygulayamayız” dedi. İnsanlar, hep bir umut arayışı içinde. Tıbben tedavisi mümkün olmasa bile, çaresiz oldukları için iyileşebilmenin başka formüllerini arıyorlar. Bunu çok iyi anlıyorum ama bilim insanları olarak bizim onları yanlış yönlendirmemiz gerekiyor.

N’aptı peki o kaza geçiren o iki genç?

-Kanada Devleti’nden aldıkları parayla Çin sınırında bir yerde, bu kök hücre tedavisini yaptırdılar. Göbekten ve burun mukozasındaki sinir hücrelerinden alınan ve deneysel ortamda çoğaltılmış kök hücreleri enjekte ettirdiler. Onları 3 ay sonra gördüğümde hiçbir değişiklik yoktu. Duyduğum kadarıyla 1 sene sonra da hiçbir değişiklik olmamış. Yani ne yazık ki şimdilik bir sonuç yok!

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var


BEYİN AMELİYATLARINI HASTA UYANIKKEN YAPIYORUZ

Tıbbın sizi de şaşırttığı oluyor mu? Mesleğe başladığınızda neler imkansızdı mesela, şimdi neler mümkün?
-Beyin ve sinir cerrahisinde, günümüzde gerçekleştirilen ameliyatların tekniklerine ve sonuçlarına baktığımızda çok ciddi bir yol kat edildiğini söyleyebilirim. 60’lı, 70’li yıllarda görüntüleme tekniklerinin neredeyse hiçbiri yoktu. Ama o dönemdeki hocalarımız o kadar değerli ve başarılı hekimlerdi ki, sadece hastayı muayene ederek sorunu bulup tedavi edebiliyorlardı. Üstelik bunu görüntüleme teknikleri olmadan yapabiliyorlardı. Şimdi bu ileri teknolojiler sayesinde, hastaya daha doğru tanı konulabiliyor.

Artık elinizde mikroskop, ultrason, navigasyon ve elektrotlar da var, öyle değil mi?
-Aynen öyle! Beyin ameliyatlarını, hasta uyanıkken yapabiliyoruz. Hasta hem hastalığından kurtulmuş oluyor, hem de sağlıklı olarak ameliyattan çıkabiliyor. “Minimal invaziv” adını verdiğimiz, küçük küçük cerrahi kesilerle büyük ameliyatlar gerçekleştirebiliyoruz.


ARTIK ÇOĞU AMELİYATTA KAFATASI AÇILMIYOR

Beyin ameliyatı deyince benim hala aklım uçuyor! Çok incelikli bir işiniz var. En çok hangi ameliyatları yapmaktan heyecan duyuyorsunuz?
-Kişisel olarak ben beyin tümörleriyle uğraşmayı çok seviyorum. Zor ve komplike işlemler beni etkiliyor. Ben o zor vakalarda, iyi sonuçlar alarak hastalarımın yeniden yaşama bağlanmasından büyük bir mutluluk duyuyorum.

Hazzı, hastayı kurtardıktan sonra yaşıyorsunuz yani…
-Elbette! Beyinde sonradan oluşmuş ve hastanın yaşamını tehlikeye atabilecek bir şeyi çıkarıp atıyorsunuz, hastayı ondan kurtarıyorsunuz. Bence işin en müthiş yanı bu… Mesela benim için girdaplı tümörlerin ameliyatını yapmak heyecan verici. Ama tabi, cerrahın sınırını ve durması gereken noktayı da iyi bilmesi gerekir. Ben o konuda biraz sınırlarımı zorluyorum ve tümörü alabilmek için sürekli mücadele ediyorum…

Nasıl yani?
-Tümörü çıkartıncaya kadar kovalıyorum! Ve ondan kurtulmak için elimden geleni yapıyorum…

Hangi ameliyatlar, kafa açılmadan gerçekleşiyor?
-Artık çoğu ameliyatta, kafatası açılmıyor! Kafa kaidesinde oluşan tümörlere, burundan girilerek günümüzde çok gelişmiş endoskop teknolojisinden yararlanarak müdahale ediyoruz. Endoskop teknolojisi sayesinde hipofiz tümörlerini de alabiliyoruz. Bazı tümörlere de burundaki bazı boşluklardan yararlanıyoruz, o boşluklardaki kemikleri alıp, o bölgeleri açarak operasyon yapıyoruz.


AMELİYATHANEDE KEYİFLİ VE RAHATIM

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var

Siz, her konuda hızlı karar veren biri misiniz?
-Bu, tamamen tecrübeyle ilgili bir durum. Anlık ve hızlı karar verebilmek için ve isabetli sonuçlar alabilmek için tecrübeli olmak gerekiyor. Ben tecrübelerime dayanarak, hastayı gördükten sonra onu nasıl ameliyat edebileceğimi planlayabiliyorum. Ama ameliyatta, her an farklı bir durumla karşılaşabilirsiniz. Ani bir problem gelişebilir ve o anda bir kriz yönetmek zorunda kalabilirsiniz. İşte böyle bir durumda da, verdiğiniz kararı bir anda değiştirebilmeniz gerekir. Her türlü, problemin çözümün yönelik yeni bir kararı hızlıca almanız gerekiyor. Cerrahlık da budur!

Ameliyathanede herkes, cerrahı dinler değil mi? Siz karar veriyorsunuz ve iş ilerliyor…
-Öyle de diyebilirsiniz. Ameliyathanede keyifli ve rahatım. Asla gergin olmam. Ekibimin de aynı şekilde pozitif enerji içinde çalışmasını isterim. Ama tabii çok ciddi olunması gereken yerlerde de kesin kurallarım var. Öyle zamanlarda herkesten ciddiyet beklerim.

Ameliyathanede müzik dinler misiniz?
-Tabii. Özellikle de zor vakalarda, müziğin o sakinleştirici etkisinden yararlanıyoruz. Ameliyathane ciddi ve hassas bir yer. Orada yaptığınız her iş önemli. Çünkü hastanın yeniden yaşama bağlanmasını sağlıyorsunuz. Bizler için çok kutsal bir yer. Ameliyathanede ben sadece işime konsantreyim.

Beynin ne kadarını biliyoruz peki…
-Bilmediklerimiz, bildiklerimizden çok daha fazla. Ama beyin cerrahisi için söylenebilecek şey, çok hızlı ilerliyor ve çok büyük gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’de de bu alanda çok değerli ve dünya çapında doktorlar var. Ülkemizdeki doktorların, yurtdışındaki meslektaşlarından hiçbir eksikleri yok. Bazı imkan farklılıklarımız olabilir ama çok iyi bir yerdeyiz…

SON KARARI CERRAH VERİR

Ameliyatta nasıl bir duyguyla girersiniz?
-İyi bir sonuçla çıkmak için girerim. Kendimi öyle hazırlarım. Beklenmedik bir şey olursa zorlamayı severim, pes etmem, vaz geçmem. Yakın bir zamanda bir hasta geldi. Gittiği bütün doktorlar ona ameliyat edilemeyeceği söylemiş, ben ettim. Ve tümörün yüzden 95’ini çıkardım. Hasta şimdi çok iyi…

Hep mi sınırları zorlamak gerekir?
-Hayır. Bazen de sınırları zorlamamak gerekiyor. Hasta için en iyiyi sonuna kadar yapmaya çalışmak başka, ona istemeden olsa da zarar vermek başka. O nedenle cerrahın durmayı da bilmesi gerekiyor.

Ameliyathanede nasıl bir ortam var? Demokratik misiniz orada?
-Ameliyathanede kararı mutlaka bir kişinin vermesi gerekiyor. Bu işin doğası bu. Ama herkes fikrini çekinmeden söyleyebiliyor. Tartışıyoruz. Ama son kararı ben veriyorum.


BEYNİN KARMAŞIK YAPISI BENİ GELİŞTİRİYOR

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var
Fotoğraflar: Emre YUNUSOĞLU


Beynin karmaşık yapısı sizin psikolojinizi nasıl etkiliyor?
-Kendimi daha da geliştirmeme yardımcı oluyor. Biz cerrahlar bundan hoşlanıyoruz. O karmaşa bizi diri tutuyor…

Ameliyat yaparken heyecanlanıyor musunuz, yoksa azaldı mı artık?
-Ameliyata girerken, özellikle de tümör ameliyatlarında, tümörden kesinlikle korkmuyorum. Ama tabi, “İşler yolunda gidecek mi? Hastanın zarar görmemesi için her şeyi eksiksiz olarak yapabilecek miyiz?” gibi sorular geçiyor aklımdan. Ama bunlar ameliyata girdiğim anda bitiyor ve tamamen işime konsantre oluyorum. Amacım, tümörü tamamen ve istediğim gibi çıkarmak ve hastanın bir an önce sağlığına kavuşmasını sağlamak.

Beynin incecik damarlarında riskli yolculuklar yaparken korkmuyorsunuz yani…
-Korkmuyorum. Dediğim gibi tecrübe ve hızlı karar yeteneği ve cerrahlığın getirdiği zamanı hızlı kullanma özelliğiyle sorunları ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

Beyin tümörü ameliyatlarının yanında, hipofiz bezi tümörleriyle de ilgileniyorsunuz değil mi?
-Evet, hipofiz bezi adenomları benim özel ilgi alanlarımdan biri. Çok kolay tespit edilemiyor ve birçok önemli sağlık sorununa yol açtığı için de, hasta sıkıntılı dönemler geçirebiliyor. Bu alanda ciddi tecrübe sahibiyim. Hipofiz bezi çok küçük bir organ ancak gerçekten çok önemli görevleri var ve onda ortaya çıkabilecek en küçük sorun, genel vücut sağlığını olumsuz etkileyebiliyor.

O küçücük hipofiz bezi nasıl oluyor da bütün vücudu yönetiyor? Nasıl oluyor da insan komaya bile girip hayatını kaybedebiliyor?
-Hipofiz bezi 1 santimlik bir organ. Hipotalamus denilen bir beyin uzantısı var ve emirleri beyinden bu uzantı aracılığıyla alıyor. Yani hipofiz ile hipotalamus arasında bir bağ bulunuyor. Bu bağlantı, vücudun durumuna göre olumlu ya da olumsuz yönde bir şekillendirme ile adeta orkestra şefi gibi görev yapıyor. Ama asıl orkestra şefi hipofiz mi yoksa hipotalamus mu o tartışılabilir.


ÖTENAZİYİ DİLE BİLE GETİRMEYİZ

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var

Ölüm sizin için bizden farklı bir şey mi ifade ediyor?
-Bazı hastalar ani gelişen trafik kazası, ölümcül darbeler, travmalar ya da bazı beyin tümörleri yüzünden çok ağır bir duruma gelebiliyor. Durumu çok sıkıntılı olan hastaların yaşamlarının sona ermesi de kaçınılmaz oluyor. Ancak bizler hekimiz ve hastayı son ana kadar yaşatmakla yükümlüyüz. Hem mesleki hem de vicdani olarak bu felsefeyle hareket ediyoruz. Hastanın acılarının sona ermesi için ötenazi gibi bir durumu, dile bile getirmeyiz. Bizler, insanları iyileştirmek ve yaşatmak için varız, bunun için çalışıyoruz. Gelinen nokta ne olursa olsun, hasta hangi durumda olursa olsun onu yaşatmak için sonuna kadar uğraşmak bizim görevimiz.

Aylarca, yıllarca çaresiz bir şekilde yatsa da mı hasta…
-Hayat, sürprizlerle doludur. Bazı hastalar yıllar sonra uyanabilir, ayağa kalkabilir. “İyileşmez!” denilen hastaların durumu değişebilir. Yani kimin ne olacağına bizim karar vermemiz doğru değil. Doğal yolu ne ise öyle olmalı. Herkes için milyonda ya da milyarda bir olsa da bir umut vardır. Bu umut göz ardı dilemez.

Dünyada belli yerlerde gidip, yaşamını sonlandırabildiğini ötenazi merkezleri var ama… Değil mi?
-Evet. Hastalara o merkezlere başvurup, kendi istekleriyle orada yaşamlarını sonlandırabiliyorlar. O ülkelerin yasaları ona göre düzenlenmiş. Bu, bir tercihtir. O ülkenin kanunları ve insanların inançlarıyla ilgilidir…


VÜCUTLA BİRLİKTE BEYİN DE YAŞLANIR DİYE BİR KURAL YOK

Türkiye’de de yurt dışındaki kadar tecrübeli ve başarılı beyin cerrahları var

Beyin de kişiyle birlikte yaşlanır mı?
-Biz, hayatımız programlanmış bir şekilde dünyaya geliyoruz. Yani genlerimiz de programlanmış durumda. Yaşantımız boyunca neler ile karşılayacağımız üzerinde genlerimizin önemli bir etkisi bulunuyor. Ama yaşlanınca, beyin de yaşlanır, hafıza azalır diye bir kural yok. Bugün Prof. Dr. Gazi Yaşargil’e bakın. 89 yaşında ve son derece sağlıklı ve parlak bir zekası var. Müthiş bir beyin…

Nerede şimdi?
-Türkiye’de. 89 yaşındaki birinde böyle bir performans bekleyemezsiniz ama hocanın genetik yapısı öyle. Kesinlikle boş durmuyor ve sürekli düşünüyor. Şimdi böyle birine yaşlanmış diyebilir misiniz? Vücut yaşlanıyor ama zeka sağlıklı ve genç kalabiliyor. Çünkü hoca sürekli okuyor, sürekli bir şeylere merakı ve ilgisi var.

CEP TELEFONLARI BEYNE ZARARLI MI?

Cep telefonların beyne zararı var mı?
-Bununla ilgili ispatlanmış bir şey yok. Bazı yayınlar ve söylentiler var ama “Cep telefonu direkt olarak beyin hücrelerine zarar verir” gibi bir şey söylemek çok da doğru değil. Ama teknolojinin gün geçtikçe değişmesi yararları yanında bazı zararlar da elbette getirecektir. En azından kullanılan her şey çevre kirliliğine yol açıyor.

Koç Burcu
21 Mart - 20 Nisan

Kişisel farkındalığınızı arttıracak, bilgi kazanmanızı sağlayacak, ama bu esnada bütçenize çok fazla zarar vermeyecek şeyler planlamalısınız. Tüm...Koç Burcu - Bugün

Boğa Burcu
21 Nisan - 20 Mayıs

Başarınızı diğerleriyle de kutlayabilirsiniz. Bilgi toplamalı, bilgilerin gerçekliğinden emin olmalı ve başladığınız işleri bitirmelisiniz. Fark yaratmak istiyorsanız,...Boğa Burcu - Bugün

İkizler Burcu
21 Mayıs - 20 Haziran

Evinizde ve özel ilişkilerinizde yapacağınız değişiklikler duygusal anlamda istikararı sağlayabilir. İş birliğine açık olmanız durumunda, evinizi veya yaşadığınız yeri...İkizler Burcu - Bugün

Yengeç Burcu
21 Haziran - 22 Temmuz

Önemli detayları atlamadığınızdan emin olun. İstediğinizi açık açık ortaya koymak işe yarar çözümler üretmenizde size yardım edebilir....Yengeç Burcu - Bugün

Aslan Burcu
23 Temmuz - 23 Ağustos

Duygusal anlamda motive bir gündesiniz. Yanlış nedenlere dayalı değişiklikler yapmak doğru olmayabilir. Olayları doğru değerlendirmeli, daha alçak...Aslan Burcu - Bugün

Başak Burcu
24 Ağustos - 23 Eylül

Sahip olduğunuzdan daha fazla paranız varmış hissine kapılmayın ve aşırı harcamalardan kaçının. Sizi motive eden kişilerle görüşebileceğiniz bir hafta...Başak Burcu - Bugün

Terazi Burcu
24 Eylül - 23 Ekim

Bu hafta sonu, önemli kişisel değişiklikler yapmanız durumunda kendinizi çok iyi hissedebilirsiniz. Sizi bekleyen güzel bir gelecek varken lüzumsuz...Terazi Burcu - Bugün

Akrep Burcu
24 Ekim - 22 Kasım

Dış etkilere bağlı duygusal durumlarla uğraşabileceğiniz bir hafta sonundasınız. Bazı kişilerin yapacağı son dakika değişiklikleri sizi asıl uğraşmanız gereken işlerden...Akrep Burcu - Bugün

Yay Burcu
23 Kasım - 21 Aralık

Duyduğunuz her şeye inanmamalısınız. Belli anlaşmalar yapmadan ya da bazı sözler vermeden önce, kendi araştırmanızı bizzat yapmanızda fayda var. Bu hafta sonu, elinize...Yay Burcu - Bugün

Oğlak Burcu
22 Aralık - 20 Ocak

Endişelerinizi dile getirerek olaylara netlik kazandırabilir ve doğru kararlar alabilirsiniz. Eviniz ve ailenizle bağlantılı konularla ilgilenirken daha sorumlu davranmalısınız....Oğlak Burcu - Bugün

Kova Burcu
21 Ocak - 18 Şubat

Çok fazla bilgi paylaşımı size ters şekilde geri dönebilir ve size bazı bedeller ödetebilir. Bu hafta sonu, sevdiğiniz kişilerle ilişkilerinizi...Kova Burcu - Bugün

Balık Burcu
19 Şubat - 20 Mart

Bu hafta sonu, bazı işleri ele alış veya uygulayış biçiminizi ya da bilgi edinme ev haber alma yöntemlerinizi gözden geçirebilirsiniz. Bu sayede kendinizi...Balık Burcu - Bugün