Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Türkiye ayıbını temizliyor…

Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak, 4 yıl sonra nihayet ciddi bir soruşturma açılıyor. Ancak bunun göz boyamaya yönelik olmaması gerek. İhmali görülenler mutlaka ortaya çıkarılmalı ve cezalandırılmalı. Aksi halde, ayıbımız katlanır.

Atalay’a yakıştı…

İç işleri bakanları genelde,kadrolarını çok korurlar. Ne kadar hata yaparlarsa yapsınlar, yine de göz kulak olurlar. Polis, onlar için, üstüne toz kondurulmaması gereken bir teşkilat mensubudur.

 

Bu tabuyu, Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak, İçişleri Bakanı bozdu.

 

Kamuoyunda giderek artan tepkiyi çok doğru kokladı. Tepki,iktidara yönelik bir muhalefet hareketi değildi. Göz göre göre yapılan bir haksızlığın, polis yetkililerinin inanılmaz ihmalkarlıklarının, kamuoyunda tepki görmesiydi. Üstelik, tepki ve protestolar bitmeyecekti. Kamuoyu vicdan azabının hesabını mutlaka soracaktı.

 

İlk soruşturma öylesine bir yıkama-temizleme şeklinde yapılmıştı ki, insanlar kendilerinin aptal yerine konduğu izlenimini edinmişlerdi.

 

Şimdi Atalay’dan beklentimiz, bu soruşturmanınson derececiddi şekilde ve;

 

    Eski raporların kırpılıp, yeni bir sonuç çıkarılması değil, yepyeni bir rapor hazırlanması şeklindeyapılması.Yeni kişiler ve denetlemeciler tarafından soruşturulması..

 

Bu arada, soruşturma yapacaklara Nedim Şener’in kitaplarına da bir göz atmalarını tavsiye ederim.

                                             *                               *                               *

AVRUPAYI ÇOK KÜÇÜMSÜYORUZ...

 

Büyüklerimiz lütfen kızmasınlar, ancak kendi kendimizi öylesine gaza getiriyor, üstelik söylediklerimize öylesine inanıyoruz ki, gerçeklerden kopmaya başlıyoruz.

          

          

Türkiye, son dönemlerde Avrupa Birliği hakkında öyle bir dil kullanmaya başladı ki, böyle devam edilirse, kendi kendimize zarar vereceğimizden korkar oldum.

 

AVRUPA, ÖYLESİNE KOLAY ÇÖKMEZ

 

AB hakkında konuşan resmi yetkililerimiz, siyasetçilerimiz, hatta kimi bürokratımız sık sıkilginç benzetmeler yapıyorlar.

 

    Ekonomileri batmış durumda. Kendilerini toparlayamıyorlar. Krizden nasıl kurtulacakları bilemiyorlar. Çaresiz şekilde sürünüyorlar...”27 ülkeye vizyon getirecek doğru dürüst bir liderleri yok. Her kafadan bir ses çıkıyor...”“Geriatrik bir toplum halindeler. Giderek yaşlanıyorlar. Bir süre sonra, sokaklarında sadece yaşlıların dolaşacağı, işlerini yaptırmak için genç insanlara ihtiyaç duyan bir topluluk olacaklar...”“Sanayilerine dahi yerleri yok. Modası geçmiş teknolojiler kullanıyorlar...”“Dünyanın merkezleri değişiyor. Gerçek güç Uzakdoğu’ya kayıyor. Avrupa ise, yaşlı ve şişman bir topluluk olma yolunda ilerliyor. Stratejik gücünü giderek kaybediyor...”Avrupa, kendini dahi koruyamayacak durumda. Asker sayısı az, kimseler savaşmak istemiyor. Ne kendini koruyabilecek, ne de örneğin, Orta Doğu’ya güç projeksiyonu yapabilecek durumda...”

 

Bütün bunları özetlemek gerekirse, ortaya çıkan tablo şu: Avrupa yavaş yavaş eriyor...

 

DAYAN AB, SENİ BİZ KURTARIRIZ!

 

Konuşmalarda da, kurtarıcı olarak Türkiye’mizi gösteriyoruz.

          

Süpermen gibi, Anadolu’dan uçarak Avrupaya inecek ve AB’yi bütün hastalıklardan kurtaracağız.

          

Çizdiğimiz manzara bu...

          

Bugün için Avrupa’yı hemen her konuda eleştirebiliriz.

          

Ekonomik durumundan yaşlı nüfusuna, lidersizliğinden uluslararası alandaki yerini kaybetmesine kadar her alandaki yetersizliklerini sıralayabiliriz.

          

Ancak bu söylediklerimizi gerçek sanırsak, ileride büyük bir hayal kırıklığına uğrarız.

          

Yüzyılların Avrupası’nın, tüm birikimini böylesine kolayca harcayacağını mı sanıyoruz ?

          

Yüzyıllar içinde oluşturduğu teknolojiyi, bilim gücünü kaybedeceğini mi sanıyoruz?

          

Eğer gerçekten buna inanıyorsak, kendi kendimizi aldatıyoruz demektir.

        

Avrupa’nın, gayet tabii Türkiye’ye gereksinim duyacağı alanlar vardır.

          

Genç insan gücüne...

          

Stratejik derinliğe...

          

Soru sormadan ölüme gidebilen askere...

          

Toprak derinliğine...

Bütün bunları Türkiye’de bulabilecektir.

                   

Peki, Türkiye’nin Avrupa’ya gereksinimi yok mu?

 

Yoksa, zaten katılma çabasından vazgeçmeliyiz.

 

Söylemek istediğim çok basit:

          

AB’yi eleştirelim, ancak kamuoyuna abartılı ve gerçeklerle ilgisi olmayan bir imaj vermeyelim. Hem kendimizi zor durumda bırakır, hem de kamuoyunun gözünde çok yanlış bir Avrupa imajı çizeriz. İleride bu imajı değiştirmeye kalktığımızda ise, iş işten geçmiş olur.

          

Unutmayalım ki, Avrupa bugünkü gibi kalmayacaktır. Er veya geç kendini toparlayacak ve yeniden ayağa dikilecektir. Böylesine dev bir oluşumun birden bire cılızlaşacağını sanmak, AB’nin dağılacağına inanmak, Euro’nun bir süre sonra yok olacağına göre planlar yapmak, sadece kendi kendimizi kandırmak olur.

          

Şu işi fazla abartmadan, gerçek dışı övünmelerle zaman kaybetmeden, ayaklarımızı yere basarak yürütsek daha iyi olmaz mı?

                                                         

X