"Ömür Gedik" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ömür Gedik" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ömür Gedik

Türkiye afişlerine sinemasal dokunuş

New York’a gittiğimi duyanlar “Türkiye tanıtım afişlerini gördün mü?” diye sordu.

Dikkat çekmeyecek gibi değiller gerçekten de.
New York’ta bu afişlerin yaratıcısı, dünyaca ünlü grafik sanatçısı Emrah Yücel’le buluştum.
Amerika’da yaşayan ve yerli yabancı pek çok film afişinde (Frida, Cold Mountain, 007 James Bond, Kill Bill, Chronicles of Narnia, Vizontele Tuba, Ya Sonra, New York’ta 5 Minare); Brad Pitt, Julianne Moore, Michael Douglas gibi oyuncuların kişisel web sitesi tasarımlarında imzası bulunan Emrah Yücel başkadır.
Afişleri konuşturan adamdır, başkalarının bin kareyle anlatamayacağı şeyi bir afişe sığdırır, insanın içine, duygularının ve algısının en derinine nüfuz etmeyi başarır.
Kültür Bakanlığı ve Tanıtma Genel Müdürü Cumhur Güven Taşbaşı himayesinde bir yıldır devam etmekte olan Emrah Yücel imzalı Türkiye tanıtımlarının meyvelerinin fazlasıyla toplanmaya başlanmasına şaşırmadım.
Amerika’dan Türkiye’ye gelen turist sayısında son yılda ciddi bir artış meydana geldi.
Üstelik bunlar öyle ucuzcu turistler de değil, yıllık gelir 150 bin doların üzerinde olanlar.
Ayrıca dikkatinizi çekerim; bu artış, Libya, Mısır, Suriye gibi kaynayan kazanın ortasında olduğumuz bir yılda meydana gelmiş.
Emrah Yücel bu kampanyada tıpkı sinema afişlerinin hazırlanışındaki titizlik ile özel bir strateji izlediğini söyledi.
“Bugüne kadar eksik olan neydi?” diye sordum Emrah’a.
“Sadece lokasyonların gösterilmesi değil, alıcı kitlenin kendisi ile özdeşleştireceği bir insan figürü ile insanın oraya giderek aynı tecrübeyi yaşama isteğinin oluşması çok önemli” dedi.
Times Square’daki afişte insanları Türkiye’ye çağıran yakışıklı bir Amerikalı, Pamukkale’de suya dokunan ve ‘Get Back in Touch’ yazısıyla hayat ile tekrar buluşun hissi uyandıran bir kadın figürü, Side’de harabelerin önünde kendisini gladyatör gibi hisseden, boynuna havluyu pelerin gibi bağlamış Amerikalı çocuk, Truva filmindeki atın önünde kendisini tarihteki hikaye ile özdeşleştiren Helen isimli kız, Yerebatan sarnıcında baş aşağı duran Medusa kafasının arkasında saklambaç oynayan çocuk figürü.
İşte gerçek insan figürleriyle nefes alan, yaşayan bu tanıtım afişleri, onlara bakarak Türkiye’ye gelen Amerikalılar’ın içlerine kendilerini yerleştirdiği fotoğraflara dönüşecek.
Emrah Yücel’in “Türkiye’ye hoş geldiniz” deme şeklinin ilk meyvesi yüzde 30’luk turist artışı.
Daha nice turistlere...

Anlayana az bile

Köşe yazarları ikiye ayrılır. Birinci sınıftakiler yapıcı, iyi niyetli ve vicdanlı olanlardır.
İkinci sınıftakiler kibirli, kötücül, alaycı, kural koyucu (kural koyucu sevgili Cengiz Semercioğlu’nun buluşudur, izniyle kullanıyorum) olup karşı taraflara zarar vermekten keyif alırlar.
İşte o ikinci sınıftakiler, kendilerini konumlandırdıkları yerden aşağıda gördükleri (!) popüler kültür figürlerini sürekli olarak ağızlarına sakız eder, aşağılayarak dalga geçer, hedef gösterir ve topluma en çok zarar veren şeylerden biri olan kutuplaşmayı körüklerler.
Yapıcı eleştirinin yanından bile geçmezler; çünkü yıkıcı, aşağılayıcı olmaktan haz alırlar.
Saldırırlarken korkmalarını gerektirecek bir şey de yoktur, ne tehdit unsuru vardır ne de baskı.
Bazen kurbanlar mecburen kendilerini anlatmaya çalışırlar, bu da bizimkilere alay etmeye devam etmeleri için yeni malzeme verir.
Bu saldırıların yazı malzemesi olması dışında da bir amacı vardır; onlara kendi çevrelerinde prim yaptırır, alkış getirir.
Birbirlerinden fena halde güç ve gaz alırlar. Laurel ve Hardy gibidirler ama onlar kadar iyi niyetli de değillerdir.
Gerek Twitter, gerekse de köşe yazılarında makul eleştiri sınırlarını aşan Ahmet Hakan ve Cüneyt Özdemir’e selam olsun.

X