"Yalçın Bayer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yalçın Bayer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yalçın Bayer

'Türkçü' gitti 'Nurcu' geldi

VAKIFLAR Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak Eminönü'nde (Yeşildirek) İstanbul Lisesi'nin arka duvarı tarafında Rüstempaşa Medresesi bulunuyor.

1550'de Mimar Sinan tarafından inşa edilen geniş avlulu bu yapı, 'medrese mimarisi'nin orijinal bir denemesi sayılıyor bugün. 22 odası ve bir dershanesi bulunuyor. (Mimar Sinan'ın bundan 10 yıl sonra yaptığı Rüstempaşa Camii ise Hasırcılar Çarşısı'ndadır. Rüstem Paşa, Kanuni Sultan Süleyman'ın damadıdır.)

'Medrese', 1996 yılında İstanbul Valiliği tarafından Eminönü Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma Vakfı ile Prof. Reha Oğuz Türkkan'ın başkanlığını yürüttüğü 'Türk 2000 Vakfı'nın kullanımına 'ön tahsis'le veriliyor.

Ayrıca İstanbul Valiliği bünyesinde 1990'ların ortasında oluşturulan 'Türk Dünyası ve Akraba Toplulukları Koordinatörlüğü'nün de bu yerde faaliyet göstermesine karar veriliyor. Bu koordinatörlük, Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar kurulan derneklerin çalışmalarına katkıda bulunuyor; Türk Cumhuriyetlerinden anlaşma ile gelen öğrencilere kurslar düzenliyor ve kültürel faaliyetleri organize ediyordu. Ayrıca buraya gelenlere internet servisi sağlanıyordu.

 

VALİLİKTEN JET TAHSİS

 

Bundan bir süre önce 'Türk 2000 Vakfı'nın medreseden çıkması isteniyor. Ancak Prof. Türkkan, bir restorasyon işlemi nedeniyle Vakıflar ile mahkemelik olduğundan tahliye gerçekleşemiyor; bu arada vakfın faaliyetleri de donduruluyor.

Bu arada Valiliğe bağlı 'koordinatörlük'ten ötürü bu yerin, zaten yetkileri artırılmış olan İstanbul İl Özel İdaresi'nin kullanımına verilmesi dikkat çekiyor.

Ancak, medreseyi boşaltma 'operasyon'u sırasında ilginç bir gelişme yaşanıyor. 14.6.2006 tarihinde İstanbul Valiliği'ne, 'İstanbul İlim ve Kültür Vakfı' Başkanı Prof. Faris Kaya imzalı bir başvuru yapılarak bu yere talip olunuyor. Başvurudan bir gün sonra da, tahsis işlemi valilikçe hemen kabul ediliyor.

 

NURCU VAKIF

 

Böylece 'medrese'nin kullanıcıları bir şekilde değişmiş oluyor.

'Türkçülük' alanında çeşitli sosyal faaliyetlerde bulunan, biyografisinde "Amerika'da Atatürk Okulu açan, Orta Asya ve Kafkas Türkleri ile ilgili 'Türk Dünyası Parkı ve Türkler' adlarıyla resim sergileri açan, Türkçülük üzerine İngilizce, Fransız ve Türkçe yayınlanmış 40'tan fazla kitabı bulunan Prof. Türkkan'ın vakfı kapı dışarı ediliyor.

Yerine, Prof. Faris Kaya'nın vakfı geliyor.

Prof. Kaya, Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi öğretim üyesi... Biyografisinde 'Amerika, Rusya ve KKTC'de düzenlenen Risale-i Nur sempozyumlarının organizatörü ve konuşmacısı olarak' geçiyor.

Yani 'Türkçü vakıf' gidiyor, 'Nurcu vakıf' geliyor.

Özel İdare tarafından rölevesi çıkarılan, onarım bütçesi çoktan hazırlanan Rüstempaşa Medresesi artık, 'Başbakan'ın yakın arkadaşı olarak' gösterilen Kaya'nın başkanlığını yaptığı vakfın 'kültürel hizmetleri' için kullanılacak.

İstanbul'da bunun gibi birçok vakfın 'amaç dışında' kullanıldığı bir süreden beri yazılıp çiziliyordu.

Demek ki, vakıflara ve Özel İdare'ye bağlı olup tahsis yoluyla vakıf ve derneklere verilmiş olan tarihi mekânların tahsislerinin peş peşe iptal edilmesi boşuna değilmiş!

Peki bunlar hangi amaçlara hizmet edecek?

 

Şarköy'de yerel gazetecinin başına gelenler

 

Karikatürden sonra 'masal' da dava konusu oldu

 

ŞARKÖY'de (Tekirdağ) Yakup Önal, haftalık 'Şarköy'ün Sesi' Gazetesi'nin Yazı İşleri Müdürlüğü'nü yürütüyor ve aynı zamanda yazılar yazıyor.

AKP'li Belediye Başkanı Can Gürsoy ve bazı meclis üyeleri ile bazı yerel yönetici-gazeteci ilişkilerini gündeme getirip eleştiriyor.

Gazeteci Önal şunları söylüyor: Belediye Başkanı'na "Festival sözü vermiştiniz, neden yapamıyorsunuz? Tekirdağ ilinde tabela vergisi 40 YTL iken Şarköy'de 20 YTL'den nasıl 60 YTL'ye çıkarıyorsunuz? Yolları asfaltlama sözü vermiştiniz; oy aldığınız Cami Kebir Mahallesi'ni toz ve çamurdan ne zaman kurtaracaksınız? Karayolları üzerinde otoparksız market açma izni nasıl verebiliyorsunuz?" gibi sorular soruyorum. Gazeteme açıklama veya tekzip gönderemiyor. Buna karşılık yandaş bir gazete önünde meclis üyeleri ile fotoğraf çektirip güya orada cevap vererek beni hedef gösteriyor. Pazarcı esnafın sorunlarını yazıyorum, bu arada dünyada her yerde olduğu gibi 1 Nisan şakası olarak 'Başkan istifa etti' diyorum tepki gösteriyor.

 

'BÜYÜKLERE MASALLAR'

 

İlçe yöneticilerinin duyarsızlığı ve tepkisi karşısında Gazeteci Önal, bu kez gazetenin kültür ve sanat sayfasında 'Büyüklere Masallar-Pinokyo ve Dokuz Cüceler' başlıklı dizi yazılara başlıyor.

Ancak başkan ve meclis üyeleri buna karşılık kendilerine hakaret edildiği iddiasıyla dava açıyorlar. Başkan, üç meclis üyesi ve bunlara ek olarak başkanın eşi Afan Gürsoy da şikâyetçiler arasında yer alıyor.

Belediye Başkanı Can Gürsoy, "Büyüklere Masallar'da kastedilenin kendisi olduğunu" savunurken, muhalif gazete oldukları için baskı altında tutulduğunu söyleyen Önal ise şöyle diyor:

"Yazının masal olarak kaleme alındığı dikkate alınırsa, kimseye hakaret edilmediği, masal ruhuna uygun benzetmeler yapıldığı ortadadır. Zaten bu diziye başlarken, masalda geçenlerin hayal ürünü olduğu belirtildiğini vurgulamak isterim."

Gazeteci Önal'ın polis bölgesinde oturmasına rağmen jandarmaya sabah akşam imza vermesi yönündeki 'adli kontrol' talebi ile 'Masal' yazısının durdurulması yönündeki başvuru, mahkeme tarafından reddediliyor.

AB'den bunları duyan olursa başkanın ve meclis üyelerinin kulağı çekilir mi acaba?

Bakalım daha ne komiklikler göreceğiz?

 

93 yıla sığdırılan bir yaşam

 

GEÇEN Ecevit hükümetinin Adalet Bakanı ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Hikmet Sami Türk'ün babası Süleyman Türk'ün önceki gün vefat eden babası bugün Bafra'da toprağa veriliyor. Süleyman Türk, 93 yaşındaydı.

Sosyal tarafı olan ve renkli yönleriyle çok sevilen bir kişilik taşıyan Süleyman Türk, şimdiye kadar herkesin pek kolay erişemeyeceği çalışmaları ve girişimciliği ile Türkiye'nin ve de özellikle yöresinin çok önemli sivil toplum önderiydi.

"Süleyman Türk'ün daha yakından tanınması amacıyla Doğan Haber Ajansı Samsun Bürosu'nun haberini okumak gerekiyor.

Süleyman Türk, 1914 yılında Trabzon'un Of İlçesi'ne bağlı Uğurlu kasabasında dünyaya geldi. Türk, ilkokulu bitirdikten sonra muhasebe eğitimi aldı. Türk ailesi 14 yıl sonra Samsun’un Bafra İlçesi’ne göç ederek buraya yerleşti. Süleyman Türk ise burada muhasebecilik yapmaya başladı. 1936 yılında tütün ticaretine atıldı ve 1962 yılındaki krize kadar bu işi yaptı. 1940'lı yıllarda Bafra’da Halkevi, Ulusal Ekonomi ve Artırma Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Yeşilay Başkanlıkları, Kızılay Başkan vekililiği, birer dönem Türk Hava Kurumu ve Yeşilay Genel Merkez Haysiyet Divan Üyeliği görevlerini yaptı. Bu dönemlerde ‘Bafra’nın Sesi’ adlı gazeteyi çıkardı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlandı. 10 yıl Anadolu Ajansı muhabirliği yaptı. 1944 ve 1951 yıllarında tüm yurtta halk eğitimi seferberliği başlatılmasını yazılı bir plan ve proje halinde Milli Eğitim Bakanlığı'na önerdi. Bunun için 20’den fazla ülkenin halk eğitiminde uyguladıkları metodları ve aldıkları sonuçları oğlu Hikmet Sami Türk’e incelettirerek son öneriye ekledi.

1951 ve 1954 yılları arasında Samsun İl Genel Meclisi Üyeliğini, bütçe komisyonu başkanı olarak yaptı. Daha sonra Bafra’dan kaldırılan hastanenin yeniden açılması ve halk kütüphanesinin açılması için büyük uğraş verdi. 1955 ve 1959 yılları arasında Bafra Belediye Meclis Üyeliği'ni Meclis Başkanı olarak yaptı. 1950 ve 1960 yılları arasında 3 kez açtığı kurslarda ücretsiz eğitim vererek genç muhasebeciler yetiştirdi. 1968 yılında motorlu araç bayii olduğu Sinop’ta, Ticaret ve Sanayi Odası'nın kurulmasına öncülük etti. 1971- 1983 yıllarında Milletlerarası Ticaret Odası Türkiye Milli Komitesi’nin Ankara’da yaptığı Genel Kurul toplantısandan onbirini Divan Başkanı olarak yönetti. 1977 yılında çevresinden yüksek vergi verenler arasında ödül ve onur belgesi aldı.

24 yıl Türk Hava Kurumu Bafra Şube Başkanlığı yapan Süleyman Türk, 20 yıl Bafra Ticaret ve Sanayi Odası Meclis Başkanlığı, 15 yıl Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Mevzuat Komisyonu Başkanlığı ve 30 yıl Bafra Vergi İtiraz Komisyonu Üyeliği yaptı. Bafra Tütüncüler Birliği, Bafra’yı Güzelleştirme Cemiyeti, Bafra Maarif Cemiyeti ile Bafra Hastane İnşa ve Bakım Derneği'ni, Bafra Lisesi Yaptırma Derneği’ni kurdu. Sosyal kişiliği çok gelişmiş olan Süleyman Türk, Bafra Kütüphanesi'ne 2500 cilt kitap bağışladı. Hizmetlerinden dolayı çeşitli kurumlardan altın madalya ve plaket alan Türk’ün adı Bafra belediyesi tarafından bir sokağa verildi.

Süleyman Türk, Of’un Uğurlu Kasabası’nıda arsasını verip nakit katkıda bulunarak, devletle işbirliğiyle 8 derslikli bir okulun yapılmasını sağladı. Süleyman Türk’ün Hikmet Sami Türk ve Fatma Bak adlı iki çocuğu bulunuyordu.

 

Savcılar göreve

 

MİLLETİN değerlerine hakaret edene bu millet gereken dersi verir" diyen Danıştay saldırganının babası İdris Arslan, ülkemin karşı karşıya olduğu irtica ve etnik bölücü terörü hatırlatmış, TCK'nın 123. maddesine göre, Türk ulusunun 'huzur ve sükununu' bozma suçu işlemiştir. Cumhuriyetin savcılarına şikayetimi iletir, gereğinin yapılmasını beklerim.

N. KAPTAN

 

‘Ezan huzur vermeli’ yazısına okur görüşleri

 

- GÜRKAN Arsen'in ezan ile ilgili yazısını okuyunca 'Oh sonunda benim gibilerde varmış' diye düşündüm. Ben megafonla bas bas okunan ezanın yarattığı gürültü kirliliğinden son derece rahatsız olanlardanım ve bunu yüksek sesle dile getirince insanların yutkunup yüzüme bakmalarından ve bu konuyu tabu gibi yaşamalarından da bir o kadar rahatsızım.

Biliyorsunuz nerdeyse her 50 metre de bir cami var. Önce biri başlıyor avaz avaz ezan okumaya o bitmeden bir başkası, bir başkası daha... Detone seslere değinmiyorum bile... Ben çocukken ezanlar mikrofonsuz okunurdu ve asla rahatsız etmezdi, tam tersine huzur verirdi.

Ezanın da tıpkı kilise çanları gibi ibadete çağrı olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca yaşadığımız çağda ibadet edecek insanların kurulacak saatleri de olduğunu hatırlatmalıyız. Din dayatmalarla olmaz. Her tür inanca saygı duyma hoşgörüsü nerede kaldı?

Nursun GÜRBÜZ-nursung@yahoo.com

 

- İSTANBUL, Suadiye'den nispeten aynı konuyla ilgili yazıyorum:

Fatmakadın Sokağı'nda bulanan, 35 numaralı apartman; adı Mekke... Hemen Çolakismail Çıkmazı'nın yanındaki apartman...

Çok katlı apartmanın giriş katında birkaç yıl öncesinde bir mescit yapıldı.

AKP hükümetinin iktidarı ile birlikte mescit genişledi, camın üstüne hoparlör monte edildi.

Cuma günleri önce mescidin içinde kılınan Cuma Namazı bir süre sonra apartmanın bahçesine yayıldı şimdi ise yola, kaldırıma taşmış durumda.

İki sokak ötede Suadiye Camii, biraz yukarıda da minibüs caddesinde adını bilmediğim başka bir camii var. Ama insanlar kaldırımda, sokakta, camii olmayan yerde, mescitte namaz kılıyorlar cuma günleri...

Günde 5 vakit namaz saatleri öncesi apartmandan biri bu mescidin hoparlöründen ezan okuyor.

Ama ne ezan!

Ne makamı, ne usulü, ne de kelimeleri doğru...

Kelimenin tam anlamıyla 'kafasına göre' okuyor.

Her aklına esen, pencereden sarkıp ezan okuyabilir mi?

Müftülük yada Diyanet yapılan şikayeti dikkate almadı; demek ki ben de bir hoparlör koyup, ezan zamanı okuyabilir miyim?

Peki evin önüne mescit yazıp her yeri cami ilan etme hakkı var mıdır?

Kadıköy Belediyesi, Müftülük yada Diyanet İşleri yetkilileri bu konuya neden eğilmiyorlar?

Ayşe KARA-gamzish@mynet.com

 

- 'EZAN huzur vermeli' başlıklı yazıyı okuyunca çocukluğum aklıma geldi. Biz çocukken Sayın Arsen'in kastettiği anlamda ezan dinlerdik. İnsan sesi ile minareden mahallemize yayılan ezandan kimse rahatsızlık duymaz. Hatta herkesin içi ısınırdı.

Derken günün birinde minarelere hoparlörler bağlanmaya başlandı. İnsan sesi ile okunan ezanın güzelliği yavaş yavaş unutuldu gitti.

Bülent ÖZÇAĞATAY-b_ozcagatay@hotmail.com

 

- UZUN yıllardır Ankara, Cebeci, Oba Sokak'ta oturan bir mahalle sakiniyim ve artık müezzinlerin aşırı yüksek sesle, adeta kendilerinden geçercesine ve haykırarak okudukları ezan sesi, katlanılamaz bir hale geldi. Acaba Cebeci Camii'ndeki müezzinler, ezan okurken aşırı şekilde 'teğanni' yapmanın yani bağırmanın, câiz olmadığını bilmiyorlar mı?

Neredeyse 10 senedir bu sokakta oturmama rağmen, inanın ezan sesinin bu kadar yüksek okunduğu bir sene hatırlamıyorum. İmsak ve güneş vakti, ezan sesiyle uyanmamak mümkün değil. Tabii ki sonra da yeniden uyumak. Ezan sesinin huzur vermesi gerekirken, burada okunanlar bize korku veriyor.

İnsanlar işe mi gidecekler, sabah erken mi kalkacaklar, evde hasta mı var, bebek mi var, sınavına çalışan mı var hiç umursamadan, aşırı yüksek sesle ezan okunmasının nedeni nedir acaba?

Elif TÜRKMENSOY-elif_turkmensoy@yahoo.com

X