Gündem Haberleri

    Türkçe kelimelerle felsefe yapamazsınız

    Ümit ÇETİN / ANKARA
    25.12.2014 - 00:28 | Son Güncelleme:

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, TÜBİTAK Bilim, Özel ve Teşvik Ödülleri töreninde, dilde sıkıntılar yaşandığını belirterek, “Bizim son derece zengin, bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken, bir gece yattık sabah kalktık baktık ki o dil yok. Şu anda Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız. Ya Osmanlıca, ya da İngilizce, Almanca, Fransızca kelimelere başvuracaksınız” dedi.

    Erdoğan özetle şunları söyledi:

    SABAH KALKTIK BAKTIK Kİ O DİL YOK

    En büyük sıkıntılardan birini de maalesef dilde yaşadık. Bizim son derece zengin, bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken, bir gece yattık sabah kalktık baktık ki o dil yok. İşte şimdi yabancı dillerle, kelimelerle bilim öğrenen ve öğreten bir ülke derecesine getirildik. Binlerce kelime ve kavram unutturuldu. Şu anda Türkçenin mevcut kelime hazinesiyle felsefe yapamazsınız. Ya Osmanlıca, ya da İngilizce, Almanca, Fransızca kelimelere başvuracaksınız. Bu sorunların hepsini aşmak zorundayız.

    KORO HALİNDE EZBERİ OKUTTULAR

    12 yıl boyunca bilim altyapısını güçlendirmenin, özgür hale getirmenin ve gerekli iklimi, atmosferi tesis etmenin mücadelesini verdik. Bizde eğitim ilkokuldan başlayarak, üniversite son sınıfa kadar bir formatlama süreciydi. 7-8 yaşında çocuklara her sabah, baskı rejimlerinde olduğu gibi koro halinde bir ezberi okutmak, özgürlükle ya da özgür zihinler yetiştirmekle bağdaşabilir mi? Kimin hangi okula gideceğine ya da gidemeyeceğine devlet karar verebilir mi? Herkesin girdiği bir sınavda, bazılarına katsayı engeli koymayı, daha en başta yarışta dezavantajlı konuma getirmeyi adaletle, eşitlikle, özgürlükle izah edebilir miyiz? Üniversitede okuyan gençlerin, kıyafetlerini, sakallarını, bıyıklarını on yıllar boyunca bu ülkenin gündeminde tutmayı, üniversiteleri meşgul etmeyi bilimle izah edebilir miyiz? 1402 Sayılı Sıkıyönetim Kanunu’na bir ekleme yaptılar, önemli bir kısmı üniversite hocası olan 5 bin kamu çalışanının işine son verdiler, sokağa terk ettiler. Bunların hepsi yetişmiş profesörlerdi, doçentlerdi.

    UR GİBİ TÜBİTAK’I SARDI

    Şu anda dahi, üniversitelerimizde 1940’ların dünyasında yaşayan, o günlere takılıp kalmış akademisyenler var. Elbette çeşitlilik, bir numune olarak onların da fikirlerine saygı duyacağız ama bu zihnin, bu fikrin bütün bir eğitim sistemini, üniversite sistemini, bilim atmosferini karartmasına ve zehirlemesine müsaade etmemeliyiz. TÜBİTAK’ı, bu ülkenin bilim politikalarına istikamet çizecek bir merkez olarak güçlendirdik, güçlendiriyoruz. Niyetimiz tamamen burada özellikle kaliteyi yükseltmek, hedefimiz, gayemiz bu ülkede bilimin desteklenmesi, teşvik edilmesi. Ama ne oldu? Bir gizli yapı sinsice TÜBİTAK’ın içinde büyüdü, adeta bir ur gibi gizlice bünyeyi sardı, bünyeye hâkim oldu ve başka gayelere hizmet etmeye başladı. Bilim üretmesini, bilimi teşvik etmesini beklediğimiz TÜBİTAK, kendi ülkesinin cumhurbaşkanını, başbakanını, genelkurmay başkanını, bakanlarını dinlemek gibi, uluslararası istihbarat servislerine hizmet vermek gibi haince bir planın ne yazık ki zemini oldu. ‘Kriptolu telefon ürettik’ dediler, diyorlar. Bunu devletin üst düzey yöneticilerine veriyorlar ve sonra ellerindeki şifrelerle bu telefonları dinleyip bir yerlere servis ediyorlar.

    Türkiye ‘Paralel Yapı’yla mücadelesini kazandı

    Burada sadece ihanet yok, burada aynı zamanda çok ciddi bir ahlaksızlık da var. Sadece kendi vatanına ihanet, kendi milletine ahlaksızlık değil bilime ihanet, tüm bilim camiasına yönelik ahlaksızlık da var. Türkiye Paralel Yapı’yla mücadelesini kazanmıştır, kazanmaya devam ediyor. Bu önümüzde engeldi, şimdi bu açığa çıktı. Bu engelin aşılmasıyla toplumsal hayatın yanında eğitimin ve bilimin önü daha da açılmıştır. İlim merkezi Semerkant’ı, Buhara’yı, Konya’yı, İstanbul’u bir kez daha kurabiliriz. Yeter ki buna
    inanalım.

    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı