"Vahap Munyar" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Vahap Munyar" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Vahap Munyar

Türkçe bilmez Allah’tan korkmaz

İSTANBUL Ticaret Odası (İTO) Başkanı, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkan Yardımcısı Murat Yalçıntaş’ın Akdeniz Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği (ASCAME) Başkanlığına yeniden seçildiği genel kurul sonrası Beyrut’un Hamra bölgesindeyiz.

Uzun süre Hürriyet’te birlikte çalıştığımız Anadolu Ajansı Beyrut Temsilcisi (bölge ülkelerinden de sorumlu) Eyüp Coşkun’un rehberliğinde dolaşırken, bir Lübnanlı kaldırımın tamamını kapatarak yürüdüğümüz havası verircesine çevremizde dolandı. Sonra yol kenarındaki Mercedes otomobile yöneldi. Tam kapıları açacakken, bize
doğru döndü:

- Türkçe bilmez, Allah’tan korkmaz...


Belli ki Türkçe konuştuğumuzdan emin olmak için etrafımızda dolaşmıştı. Söze televizyon dizilerimizden girdi:

- Yahu arkadaş o ne gözel televizyon dizileri öyle...


Arap ülkelerinin çoğunda dizilerin Arapça seslendirilmiş şekilde yayınlanması artık çok alıştığımız bir olaydı.


- Hangilerini izliyorsunuz?


- Neydi o... Mesela Yaprak Dökümü...


- Başka?..


- Gardaşım şimdi yeni bir dizi başlamış... Adı neydi, ‘Çiftlik’ mi ne?


- Hanımın Çiftliği...


- Hah, Hanımın Çifliği... O dizi hepsinden gözel çıktı...


- Siz Arapça seslendirilenleri değil, doğrudan Türk kanallarından Türkçe izliyorsunuz.


- Tabi, tabi... Türkçe izliyoruz.
Dizi başladı mı bizim evde hayat durur...


Yeniden arabasına yönelmişken, bir kez daha döndü:


- Eyle ki, 89 yaşındaki anam Hanımın Çiftliği başladığında kendi kendine konuşur.
Kendisi şeker hastasıdır. “Anacığım, sana inisülin yapmam lazım” derim, “Dizinin bitmesini bekle” yanıtı verir.


Bizi görünce akrabasıyla karşılaşmış kadar sevinen Lübnanlı, kökleri Türkiye’ye uzanan bir Ermeni ailedendi.


Bu diyalogu aynı günün akşamı Lübnan Başbakanı Saad Al Hariri’nin evindeki yemeğe giderken İstanbul Ticaret Odası (İTO) Genel Sekreteri Cengiz Ersun’a anlattım.


Ersun
, İTO Başkanı Yalçıntaş’la birlikte ziyaretine gittiği Türkiye’nin Beyrut Büyükelçisi Serdar Kılıç’tan bir veri aktardı:

- Lübnan’da 200 bin dolayında Ermeni nüfusu varmış...


Beyrut’tan dönerken, Lübnanlı Ermeni’nin sözü dilimize takıldı:

- Türkçe bilmez, Allah’tan korkmaz...

 

Stop Solidere…

 

BEYRUT’ta kaldığımız otelin yanıbaşında, deniz kıyısında inşaatı yarım kalmış, bombardımanda darbe almış bir binada asılı pankart dikkatimizi çekti: “Stop Solidere” (Solidere’e dur.)

Anadolu Ajansı’ndan arkadaşımız Eyüp Coşkun’a sorduk, anlattı:


- Solidere, Hariri Ailesi’ne ait bir şirket. Bölgedeki birçok binayı alıp yeniledi ve yenilemeyi de sürdürüyor.
Bu binanın sahibi, Solidere’in bu kadar yayılmasına bozuluyor.


- Peki neden böyle tutuyor?


- Bir takım yasal engeller çıktı önüne ama direniyor.


- Ülkenin Başbakanı’nın da ortağı olduğu bir şirkete karşı pankart asmak kolay olmasa gerek.


- Bu pankart aşağı yukarı bir yıldır duruyor.


Aslında Hariri Ailesi’nin şirketleri, bir anlamda Beyrut’u yeniden inşa ediyor. Kendilerinin olmayan binalar için de modeli onlar belirliyor.


Dışarıdan bakınca Beyrut’u güzelleştiriyor gibi görünen uygulama demek ki, bazı Lübnanlıları aynı derecede memnun etmiyor, hatta kızdırıyor.


Üstüne üstlük, ülkeyi yöneten ailenin şirketine karşı direnebiliyor...

 

Beyrut’tan kalktık önce ‘sis’e,sonra ‘ekip sıkıntısı’na takıldık

 

BEYRUT’tan Türk Hava Yolları (THY) uçağıyla cumartesi sabah 04.00 dolayında havalandık. Saat 05.30’a doğru İstanbul için alçalmaya başladık. Ardından pilotun anonsu duyuldu:


- İstanbul’da hava koşulları müsait olmadığı için kule bizi İzmir’e yönlendirdi.


Böylece cumartesi sabah saat 06.00 gibi İzmir Adnan Menderes Havalimanı’na indik... İnince öğrendik ki, İstanbul’da yoğun sis var. Bu yüzden kimi Pekin’den, kimi Kazan’dan olmak üzere 12 uçak İzmir’e yönelmek zorunda kaldı.


12 uçağın yolcularıyla birlikte, bekleme salonlarında uyuklamaya çalışarak İstanbul’daki sisin dağılmasını beklemeye koyulduk.


Vakit öğleni bulduğunda transit salonundaki yolcu sayısı azalmaya başladı. Tam o sırada Beyrut uçağından Bir Lübnanlı yolcunun sesi yükseldi:


- Söyleyin bana, ne zaman İstanbul’a gidebileceğim.


THY görevlisi elindeki çözüm önerilerini sıralamaya başladı:


- İsterseniz bu gece sizi İzmir’de konuk edebiliriz.


- Bana
‘otel’ demeyin. Ben İstanbul’a uçmak istiyorum.


Bu tartışmayı biraz daha dinleyince, “sis”ten başka bir sorunumuzun daha olduğunu anladım:


- Beyrut uçağını getiren pilotlar ve kabin ekibinin süresi doldu. O yüzden yer buldukça sizi tarifeli seferlerle İzmir’den İstanbul’a uçurmaya çalışacağız.

Beyrut’ta check-in yaparken THY görevlisi, “Buradan yolcumuzun yüzde 90’ı transittir” dediğinde göğsümüz kabarmış, bayrağımızı taşıyan havayolu şirketinin başarısıyla mutlu olmuştuk.


Oysa şimdi o övündüğümüz transit yolcu feryat ediyordu:


- Bana söyleyin, İstanbul’a ne zaman uçabileceğim?


THY Yönetim Kurulu Başkanvekili Hamdi Topçu, Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Büyükekşi ve Basın Danışmanı Ali Genç’i aradım:


- Transit yolcu havanız yerle bir durumda.


- Pilotları uluslararası havacılık kurallarında konulan sürelerde iş başında tutabiliriz.
Aksi durumda Allah korusun başımıza daha kötü şeyler gelebilir.


Beyrut dönüşü önce “sis”e, sonra “ekiplerin uçuş süresi bitti” engeline takıldık, İzmir Adnan Menderes Havalimanı’nda ucu açık bir 12 saat geçirdik...

Sonraki açıklamalardan anladığım kadarıyla, uçuş ekibi transferinde sıkıntı yaşandığı için cumartesi günü 40 kadar uçak, gittiği noktalarda takılıp kaldı...


THY’nin yolcularını konuk etme çabası, İstanbul ve İzmir’deki otelleri doldurdu...


7 gazeteci arkadaşımla birlikte İstanbul’a otobüsle döndük. Biz dönüş yolundayken saat 21.30 gibi Mehmet Büyükekşi aradı:


- Ben epeydir THY yönetim kurulundayım. Sisin İstanbul’u böylesine teslim aldığını görmedim...


Sonuçta yolcular sefil oldu, THY en sıkıntılı günlerinden birini yaşadı...

 

Kusura bakmayın sizi Ermeni sandım


AKDENİZ
Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği’nin (ASCAME) 20’nci genel kurulu için gittiğimiz Beyrut’ta ilk günün sabahında Başbakanlık binası yakınlarında yürüyoruz.


Yol kenarında bekleyen bir Lübnanlı Türkçe seslendi:


- Türkiye’den misiniz?


- Evet, ya siz?


- Ben burada doğdum ama ailem Mardin Midyatlı...


- Siz hiç yaşamadınız mı Midyat’ta?


- Lübnan doğumlu olduğuma bakmayın. Biz ailece Türk vatandaşıyız.
Ben askerliğimi Adapazarı’nda yaptım. Sonra yeniden Beyrut’a döndüm.


Tam yanından ayrılırken, bizden özür diledi:


- Kusura bakmayın, ben sizi Ermeni sandım...


- Ne demek kusur? Öyle şey mi olur?


- Buradaki Ermenilerin çoğu Türkçe konuşur.


- Ne güzel.


- Ama onlar bizi pek sevmez...


Bir tarafta, “Türkçe bilmez, Allah’tan korkmaz” diyen bir Ermeni...


Diğer tarafta, “Kusura bakmayın sizi Ermeni sandım” diyen Mardinli... 

X