Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türk veto gerekçelerini değerlendirdi

    Hürriyet Haber
    18.12.2000 - 00:00 | Son Güncelleme:

    Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Anayasa Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Sezer’in, şartla salıverme ve cezaların ertelenmesine ilişkin yasayı gerekçede belirttiği gibi Anayasa’nın 104. maddeye dayanarak değil, 89. ve 104. maddelerine göre veto ettiğini bildirdi.

    Cumhurbaşkanı’nın kanunu, "bir yönüyle koşulsuz af niteliğinde" gördüğünü kaydeden Türk, ancak benzeri bir düzenleme dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin 1991 ve 1992 yılarında verdiği çeşitli kararlarda "şartla salıverme ve af kurumlarını" karşılaştırdığını söyledi. Türk, "Mahkeme, şartla salıverme ile özel af arasında benzerlik olduğunu belirtmekle birlikte, şartla salıvermenin ayrı bir kurum olduğunu savunmuştur" dedi.

    Bazı sonuçları bakımından şartla salıverme ile af arasında benzerlik bulunduğuna, özellikle şartla salıvermeden yararlanacak "hükümlüde iyi hal ve ilgilinin isteğinin aranmamasının" ortak yön olduğuna işaret eden Türk, şartla salıvermenin kendine özgü bir kurum olduğunu vurguladı. Veto edilen yasada da doğrudan doğruya yasa ile gerçekleştirilen bir şartla salıvermenin sözkonusu olduğunu ifade eden Türk, "Sonuçları itibarıyla affa yakınlığı bakımından, Komisyon’da görüşülecek olan kanunun hazırlanmasında Anayasa’nın affa ilişkin hükümleri de gözönünde bulunduruldu" dedi.

    Veto gerekçesinde, yasa için "bazı hükümlüler için şartla, bazıları için şartsız salıverme" durumunun ifade edildiğini, oysa bunun sözkonusu olmadığını belirten Türk, "Hepsi, tahliye kararına kadar yeni bir suç işlediği taktirde, şartla salıverme hükümsüz kalacak. Dolayısıyla 10 yıllık indirim ve şartla salıvermenin hükümlerinden yararlanılmayacaktır. Kanunun fıkraları arasında herhangi bir çelişki sözkonusu değildir" diye konuştu.

    Türk, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    "Sayın Cumhurbaşkanı, geri gönderme gerekçesinde Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına değinmektedir. Ancak Mahkeme, 1991 ve 1992 yılında verdiği kararlarda, 2 ayrı içtihadı benimsemiş. Bu 2 içtihadın ortak noktası, Mahkeme’nin çeşitli kararlarında vurgulandığı gibi, eşitliğin ancak aynı konumda olanlar bakımından sözkonusu olacağıdır. Farklı konumda olanlar arasında farklı uygulama yapılabilir. Ancak Anayasa Mahkemesi, önüne gelen iptal davalarının bir bölümünde eşitlik ilkesine aykırı hüküm konduğunu kabul etmiş, özelikle TCK’nın 125 ve 202. maddelerinde durumun farklı olduğunu ifade etmiştir. Cumhurbaşkanı’nın yazısında, sadece eşitsizlik yönünden yapılan iptallerin temel gerekçesine değinilmiştir. Bu gerekçe; yasa koyucunun suçların niteliği, toplumda arzettiği vehamet itibarıyla yasa koyucunun onlar arasında ayrım yapabileceği, ama infaz rejimine tabi olduktan sonra işledikleri suç ne olursa olsun tüm hükümlülerin aynı statüde olacakları, dolayısıyla onlar arasında ayrım yapmanın eşitsizlik ilkesiyle bağdaşmayacağı ifade edilmiş. Bu görüş, tartışılmaya değerdir. Çünkü, yasa koyucu suçların niteliği, ahlaki kötülüğü ve toplum bakımından arzettiği vehamet itibarıyla farklı cezaları öngürmüştür."

    Türk, Cumhurbaşkanı’nın konunun bir bölümünü infaz hukuku açısından, başka bölümünüde ise şartla salıvermede kapsam içi ve dışı suçlar arasında "suçun nitelikleri ve öngörülen cezaların ağırlığı" itibarıyla karşılaştırma yaptığına işaret ederek, "Bu geri gönderme gerekçesinde 2 farklı noktadan hareket edilmiştir. Bu da bir çelişkidir" dedi.

    169. MADDE, SOSYAL SORUNA ÇARE

    Yasa konusuda farklı görüş ve değerlendirmeler yapılabileceğini, tasarı hazırlanırken yapılan değerlendirmede önceki af ve şartla salıverme yasaları ile toplumun suçla ilgili değerlendirmelerinin gözönünde bulundurulduğunu kaydeden Türk, şöyle konuştu:

    "Şartla salıverme de özel affa benzer nitelikte olduğu için bu nokta gözönünde bulunduruldu. Ama Terörle Mücadele Kanunu’nda terör suçu olarak kabul edilen suçlarla ilgili hükümlerin hemen hemen hepsi, TCK’nın kapsamdışı bırakılan hükümleri olarak kanunda yer almıştır. Terörle Mücadele Kanunu’nun zikredilmemesi, bir eksiklik sayılmamaktadır. Bu çerçevede, Kanun’da yer almadığı halde buruda yer alan 169. madde... Ama bunun hangi düşüncelerle kapsam içine alındığı tartışıldı. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da sosyal sorun haline gelen soruna çare bulunmak istenmiştir."

    Türk, gerekçede, kanunun eksiklikleri arasında, "ilgilerin yargılanmaları sürdürme ve aklanmalarını sağlama olanağının tanınmaması"nın da yer aldığını hatırlatarak, Türkiye’de şimdiye kadar bu konuda çok az kanunda benzeri hükümlere yer verildiğini söyledi. Türkiye’de çıkarılan çok sayıdaki af tasarısında böyle bir hükme yer verilmediğine dikkati çeken Türk, "mahkemelerin ve ilgililerin gereksiz yere meşgul edilmemesi" nedeniyle böyle bir yola başvurulmadığını bildirdi.

    Cumhurbaşkanı’nın gerekçesinde, "davaların ertelenmesi, Türk hukukunda bulunmamaktadır" dendiğini belirten Türk, 1987 yılında basın ve yayın yoluyla işlenen suçlarda, sorumlu yazı işleri müdürlerinin davalarına ilişkin yasada benzeri bur durumun getirildiğini ifade etti. Türk, "Cumhurbaşkanı, firar halinde olanların madde hükümlerinden yararlanmaları için 1 ay içinde resmi mercilere başvurup teslim olma koşulunu eleştiriyor,. Burada da gerekçe olarak, TCK’nin 229. maddesi gösterilmiş ama herhalde bir yanlışlık sözkonusu olacak. TCK’nın 229. maddesinin konuyla ilgisi yok. CMUK’un 229. maddesi kastedilmiş olsa gerek" diye konuştu.

    CEZAEVLERİNİN MEVCUDUNUN AZALTILMASI

    Türk, "cezaevlerinin mevcudunun azaltılması gibi hukuksal değerden yoksun düşüncelerle af yetkisinin kullanılması, toplumda adalet ve yasalara duyulan güveni azaltacaktır" dendiğine işaret ederek, konuşmasını şöyle tamamladı:

    "Bir kanunun hangi gerekçelerle hazırlandığı bellidir. Bu kanunun gerekçesinde, böyle bir amaç ifade edilmedi. Bu konu, benim zaman zaman beyanlarımda affın amacı olarak değil, sonuçlarından biri olarak gösterilmiştir. Ama, altında Cumhurbaşkanı’nın da imzası bulunan Anayasa Mahkemesi’nin bazı kararlarında tersine görüş savunulmuş. 1991 tarihli bazı kararlarında affın yararı anlatılırken, (af, kimi zaman ceza siyasetinin uygulama aracı olarak düşünülebilir. Toplumda çatışmaların unutulması, kin duygularının önlenmesi gibi. Ayrıca cezaevlerinin durumu ve adli hataların giderilmesi gibi nedenler, affı gerekli kılabilir) denilmiştir. Bu, mahkemenin başka kararlarında da var. Bu kanun böyle bir amaçla hazırlanmış olmamakla birlikte, böyle bir amaçla hazırlansaydı bile, bunun hukuki değeri olabileceği Mahkeme tarafından kabul edilmiştir."

    FIRSAT TANINMAK İSTENDİ

    Milletvekillerinin sorularını da cevaplandıran Türk, kanun hazırlanırken çeşitli seçenekler üzerinde durulduğunu, geçmişteki yasalardan yararlanıldığını, ayrıca bazı ceza hukuku profesörlerinden de görüş alındığını bildirdi. Özellikle kapsam dışı ve kapsam içine alınan durumlar konusunda farklı değerlendirmeler yapılabileceğine işaret eden Türk, şunları söyledi:

    " Bu kanunun zorluğu, şartla salıverme ve ertelemeyi bir arada düzenlemesinden kaynaklanıyor. Eğer ayrı ayrı kanunlar olsaydı, bir çelişkiden söz edilemezdi. Kapsam dışı suçlarla ilgili olarak (Şunlar da alınsaydı) denilebilir. Ama af, bir toplumsal ihtiyaçtan doğmuştur. Türkiye’nin son 25 yılda geçirdiği sosyal çarpıklıklar ortadadır. Çeşitli nedenlerle suç işleyenlere kendilerini düzeltmeleri ve topluma uyum sağlamaları için bir fırsat tanınmak istenmiştir. Bunda yadırganacak bir şey yoktur."
    Etiketler:
    

    EN ÇOK OKUNANLAR

      Sayfa Başı