Gündem Haberleri

GÜNDEM

    Türk romanının en üretken yılı

    Sefa KAPLAN
    10.01.2011 - 00:00 | Son Güncelleme: 10.01.2011 - 00:22

    Türkiye’nin roman yazma tutkusu sınır tanımıyor. 2009’da 238’i ilk olmak üzere 427 roman yayımlanmıştı. 2010’da ise bu rakam 570’i buldu. Üstelik bunların 300’ü ilk kitap. Peki ama bu kadar roman neyin göstergesi? Kimi yayınevlerinin yazar adaylarından para alarak kitap basması bu furyayı nasıl etkiliyor? Yoksa, herkesin içinde uyuyan romancı nihayet uyandı mı?

    ÂDETTİR, yıldönümlerinde bir önceki yıl gözden geçirilir, genel bir değerlendirme yapılır ve olup bitenlere şöyle bir göz atılır. Ancak, belki son on senedir durum biraz farklılaştı. Edebiyat dünyasındaki gelişmeler uzunca bir süredir roman ekseninde incelenip değerlendiriliyor. Çünkü, deyim yerindeyse herkesin içinde uyuyan romancı nihayet uyanmış gibi görünüyor. Eleştirmen A. Ömer Türkeş, kimi yayınevlerinin üste para alarak kitap bastığını, kimi yayınevlerinin de editoryal denetimi tamamen bir kenara bıraktığını ve bunun da roman sayısını artırdığını söylüyor. Yine de, 300’ü yeni 570 roman biraz fazla geliyor ona da. Türkeş’e göre, “Roman yazma arzusunu uyandıranın edebiyat tutkusu olmadığı açık.” Türkeş, “Herkes kısa yoldan Orhan Pamuk veya Elif Şafak mı olmayı amaçlıyor” sorumuzu şöyle cevaplandırıyor:

    Amaç görünürlük

    “Son on yılın sayılarına bakarak, roman yazma arzusunun giderek artan bir şiddetle sürdüğü açık. Ne var ki roman yazma arzusunun son yıllarda edebiyatımıza böyle bir etki yaptığını söyleyemeyiz. Arzuyu uyandıranın edebiyat tutkusu olmadığı çok açık. Roman fantazmasının asıl ateşleyicisi görünür olmak arzusu ve -buna bağlı olarak- sesini duyurmak, başkalarına hitap etmek, konuşmak, seslenmek ihtiyacıdır. Pek, kim seslenebiliyor başkalarına? Elbette vitrine çıkanlar, yani görünürlük kazananlar. Onlara görünürlüklerini kazandıran yazdıklarının edebi değerinden ziyade kitaplarının çok satması. Öyleyse, iyi kitapla iyi satan kitabın aynı anlama geldiği bir toplumsal kültürde yetişen genç bir yazarın, ‘Okunuyorum öyleyse varım’ şiarını benimsemesini kim ayıplayabilir?”

    Kalite düşüyor

    Türkeş, yazılan romanların kalitesi konusunda ise iyimser değil. Editoryal bir süzgeç uygulanmadığını, gelen dosyaların doğrudan baskıya gittiğini söylüyor. Yeni yazarların okur arama serüvenini ‘hüzünlü bir çaba’ olarak değerlendiriyor Türkeş ve ekliyor: “TV’ye çıkamayanlar kendisini romanla anlatmaya çalışıyor.”

    Peki bu furya ‘deneyimli’ diyebileceğimiz yazarları da etkiliyor mu acaba? Söz gelişi, Ayfer Tunç’un, Elif Şafak’ın veya Ahmet Ümit’in yeni romanları eskilerle kıyaslandığında daha zayıf değil mi? Eleştirmen Türkeş’in bu soruya verdiği cevap, sadece edebiyatseverleri değil, doğrudan edebiyatçıları da derin derin düşündürecek cinsten:
    “Zayıflık’ tespitine katılıyorum ama şaşırmıyorum da. Sonuçta yazarlar okunmayan iyi kitaplar yazmaktansa okunan popüler romanlar üretmeyi, en azından okunmanın yollarını aramayı tercih ediyorlar.”

    Okumasalar da yazıyorlar

    A. ÖMER Türkeş, son on yılın roman istatistiklerini de aktardı bize. Durum hakikaten son derece ilginç: “2010 yılında 570 yeni Türkçe roman yayımlandı. Bunlardan 300 adeti ilk roman olma özelliği taşıyor. Yani 300 yeni yazar daha katılmış edebiyat dünyamıza. Gerçekten büyük bir sayı. Ancak bir tek yıla bakmak genel gidişat hakkında bilgi vermeyebilir. Bu nedenle son on yılın istatistiklerini de sıralıyorum:

    Türk romanının en üretken yılı

    Etiketler:
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı