"Onur Baştürk" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Onur Baştürk" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Onur Baştürk

Türk popunda tarz savaşları

Önce Serdar Ortaç bir şey söyledi, ardından Hande Yener.

Ve Türk popunda yol ayrımı savaşları resmen başladı. Nitekim Hande Yener, Serdar Ortaç ya da Demet Akalın’ı, en kestirme deyimle "eller havaya" müziği yapanları "bakkal müziği yapıyorlar" diye eleştirdikten sonra Cafe Milliyet’teki röportajında daha da keskinleştirdi işin rengini. Bakınız neler diyor:

"Yapılanlardan hoşnut değilim. Hepsi remiks, Yunan ya da Hint nağmeleri duyuyoruz. Çevre kirliliği yaratılıyor, bilinçlenmeleri gerekiyor... Bizim nesil kapı gıcırtısını bile seviyor ama yeni nesle bunu yapamayacaklar. Çünkü dünyayı takip ediyorlar ve kıyaslama imkanları var".

Buna karşılık Serdar Ortaç, Hande Yener’in son yaptığı müziği adamakıllı eleştirmek yerine ancak şunu söyleyebiliyor: "O müziği üç bin, benim yaptığımı üç milyon kişi dinliyor".

Doğru, Serdar Ortaç tarzı müzik kitleleri daha çabuk kavrıyor. Ama Serdar Ortaç da şunu görmüyor mu: O üç bin kişinin sayısı (rakamlar farazi tabii) giderek artıyor.

Üç milyonsa diğer taraf, onlar da sürekli benzer melodilerle zıplamaktan kusmak üzere. Sadece bir ay dinleyip hemen tüketiyorlar şarkıları...

Bu yüzden işte Türk popu yol ayrımında. Kendini yenilemek/değiştirmek zorunda.

Nasıl rock müziğin patlamasıyla birlikte geçen yıllarda gerileme yaşadı pop piyasası, şimdi de benzer bir dalgalanma yaşıyor. Şu sonuç da akla gelmemeli tabii: Herkes Hande Yener gibi bir tarz benimsemek zorunda değil. Kendilerini tekrar etmesinler, tek dert bu.

Biraz heyecanlanalım, öyle değil mi? Misal, Mustafa Sandal’ın son albümündeki "İndir".

Nasıl heyecansız, sıkıcı, önceki hitler gibi, hatta onlardan daha tatsız tuzsuz.

"İsyankar" şarkısı bile kat be kat iyiydi...

Bakalım Türk popu savaşlarında önümüzdeki günlerde neler olacak?

Bu polemiklerin şarkılardan daha heyecan verici olduğu kesin.

Yumruklaşan ikili ayrılsa daha iyi

Ferhat Göçer’le Hüsnü Şenlendirici birlikte sundukları programda reklam arası verildiğinde birbirlerine girmişler ya... Meğer asıl neden, Barış Akarsu’nun ölümünün yarattığı moral çöküntüsü filan değilmiş. (Zaten kim inanırdı ki buna?)

Öteden beri Hüsnü Şenlendirici, Göçer’in programda daha dominant bir şekilde yer almasına çok bozuluyormuş. Özellikle de klarnet çalarken Göçer’in aniden bir solo performans attırmasına...

Son canlı yayında yine buna benzer bir şey yaşanınca Şenlendirici’nin reklam arası verildiğinde hemen Deniz Seki’yi arayıp "Döveceğim şimdi onu" dediği söyleniyor. Ardından ikilinin birbirine girdiği malumunuz...

Aslında ekrandan Ferhat-Hüsnü arasındaki uyumsuzluk/frekans çatışması/olmamışlık/ham meyvelik yansıyor birebir.

O zaman niye zorluyorlar ki?

Şu sarı sıcak günlerde, gül gibi geçinmek varken... Ayrılsınlar. Olsun bitsin.

Bodrum’u yanarken seyretmek

Bu yazı yazılırken (cumartesi) Bodrum hálá yanıyordu.

Sabah 10 civarı başlamıştı yanmaya Mumcular ve Yalıçiftlik tarafı, hálá da tam sönmüş değil.

Koskoca Kempinski Oteli’ndeki müşteriler bile oteli boşaltmak zorunda kaldı.

Oraya kadar ulaştı yangın. Tehdit had safhada yani...

Ve buradaki herkesin konuştuğu tek şey yine aynı:

"Birileri seçim öncesi mahsus yakmıştır, inşaat için. Çünkü yakın zamanda imar izni çıktı oralara".

Kimse sıcaktan ya da başka bir doğal sebepten yangının çıkmış olabileceğini düşünmüyordu bile.

Tabii ben de öyle... Peki ama her seferinde aynı şeyi düşünüyorsak neden önlenemiyor bu yangınlar? Ve her yaz Bodrum yangınları bir-iki manşet olup sonra unutuluyor?
X