"Ayçe Dikmen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Dikmen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Dikmen

Türk Müziği’nin misyoneri

EGE Üniversitesi Türk Mûsıkîsi Devlet Konservatuarı öğretim görevlisi Halil İbrahim Yüksel, birçok koroya şeflik yapıyor.

Yurtdışında birçok festivalde Türk enstrümanlarıyla performans sergileyen ve atölye çalışmaları düzenleyen Yüksel, internet üzerinden ABD’ye bile eğitim veriyor. Bir yandan aynı üniversitede halk bilimi üzerine doktora yapan Yüksel’in en büyük sıkıntısı bugün, Türk Müziği diye sunulanların gerçek Türk Müziği ile ilgisinin olmaması…

-Konservatuar eğitiminizi nerede aldınız?
-Kayseri’de lisedeyken Belediye Konservatuarı’na gidiyordum akşamları. Türk Müziği anlamında ilk klasik eğitimimi orada aldım. Sonra Ege Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nı bitirdim. 5 yıllık eğitimden sonra ‘Ses Eğitimi Bölümü’nde göreve başladım.
-Ailenizde sanatla veya müzikle uğraşan var mı?
-Aktif anlamda kimse yok. Babamın teyzelerinden biri ve annemin dedesi de ud çalarmış. Gerçi ben onlara yetişemedim, babam anlatırdı. Bilirsiniz eskiden özellikle kadınlar bir çalgı çalmazsa ayıplanırmış. Gerçi sonradan çaldığı zaman ayıpladılar. Tabii inanılmaz bir kültürel yozlaşma var hepsi bunların sonucu.
-Konservatuara gireceğim deyince aileniz ne dedi?
-Destek oldular. Kayseri’deki ilkokulumdaki müzik öğretmenim vesile olmuştur belki de. Hatta Emel Sayın’ın da müzik öğretmenliğini yapmış. Ortaokulda çok sesli koroda mandolin çaldım. Yani müziğe hep ilgiliydim. Bunları bilen ailem destek oldu.

Her hafta senfoni orkestrası şeflerinin hareketlerini izlerdim

-Siz şeflik yapıyorsunuz. Bunun Batı Müziği şeflerinden farkı var mı?
-1993 yılından beri Ege Üniversitesi Korosu’nun yönetmenliğini yapıyorum. Aslında ben şef tabirini çok da doğru bulmuyorum. Batı müziğinde şeflik daha önemli. Bizim çok sesli ağırlıklı müziğimiz yok. Batı müziğinde farklı partiler vardır ve şef hepsini görmek zorundadır. Ama Türk Müziğinde hepimiz aynı şeyi icra ediyoruz.
-Türk Müziği’nde şeflik ya da yöneticilik nasıl gelişiyor?
-Batı eğitiminde bunun bir bölümü var ama bizde öyle değil. Ben ilk rektörümüz Refet Saygılı hoca himayesinde başladım. Her hafta senfoninin konserlerine gelen farklı şefleri seyrederdim. Onların her hareketinde ne yapmak istediklerini gözlemleyip daha sonra Türk Müziği’nde kendi çalıştırdığım topluluklara uygulamaya başladım.

İzmir, Turgutlu ve Bodrum’da korolar yönetiyorum

-Hangi korolarla çalışıyorsunuz?
-Sadece konservatuar öğrencilerinden oluşan Konservatuar Korosu’nu çalıştırıyorum. Ayrıca Bodrum Belediyesi Türk Musikisi Derneği’ni yönetiyorum, haftada bir gün de oraya gidiyorum. Turgutlu Belediyesi Türk Müziği Topluluğu ile de çalışıyorum. Tamamen enstrümantal olan okulumuz orkestrası da var.
-Kişisel performanslarınız olmuyor mu?
-Kişisel katıldığım festivaller, müzik günleri var. Buralarda performans sergiliyorum. Tambur, ud ve lavta çalıyorum. Lavta günümüzde çok fazla kullanılmayan Yunanlıların çok fazla itibar ettiği perdeli ud ile tambur arası bir enstrüman.

Sorunlu genç hayata döndü, sonra beste yapmaya bile başladı

-Ege Üniversitesi Korosu ne zaman kurulmuş?
-İlk önce Ziraat Fakültesi’nde başlamış çalışmalar sonra Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığı’na bağlanmış. 19 yıldır da ben çalıştırıyorum.
-Ege Üniversitesi Korosu amatör mü? Çalışmaları nasıl?
-Her ne kadar amatör olsa da biz orada eğitim de veriyoruz. Boş zaman geçirme yeri değil, öyle düşünenler eleniyor zaten. Zaten koro üyelerini alırken seçme demeyelim ama küçük bir dinleme yapıyoruz. Her yıl ayrılanlar ya da katılanlar oluyor.
-Öylesine başlayıp sonra içindeki müzik aşkını keşfedenler çıkıyor mu?
-Çıkmaz mı? Üniversiteden bir dostumuzun problemli bir oğlu vardı, hatta zararlı maddeler bile kullanır duruma gelmişti. Babası onu bize gönderdi, önceleri hep uzak durdu, aramıza katılmadı. Ama zamanla müziği ve koroyu öyle bir benimsedi ki besteler yapmaya başladı. Müzik kendisini ifade etmesine yardımcı oldu.

Dünyada farklı sentezler aranıyor

-Festivallerde nasıl tepkiler alıyorsunuz?
-Festivallere enstrümanlarımla katıldığımdan çok ilgi görüyorum. İsveçli bir grupta tek Türk enstrüman olarak çaldım ve Litvanya’ya gittim. İnanın oralarda Türkiye’de bize sorulmayan soruları soruyorlar. Oradan sonra Faroe Adaları’ndan davet aldım. Oraya gittim. Geçen yıl Filarmoni Orkestrası ile Almanya Hagen’da Zülfü Livaneli eserlerini seslendirdik. Hatta Zülfü Bey de gelmişti o konsere.
-Eskiden aynı odada bile bulunmayan müzik aletleri şimdi beraber konser veriyor...
-Dünyada farklı sentezler çıkıyor ortaya. Türk müziği enstrümanıyla batı müziği enstrümanı bir araya geliyor. Ünlü arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu’nun geçenlerde İzmir’de verdiği konserde kemençe, ud ve vurmalı saz da vardı.

X